Dün aksam eve geldigimde beni bir mektup bekliyordu. Kendisi blogunda yazmisti bu konu hakkinda ama ben de burada yazayim.
Ben Ölmeden blogunun sahibi sevgili Güven bir gün Twitter'den kimler mektup istiyor gibi bir soru sorunca hemen ona bir DM atip adresimi gönderdim.
Daha önce hic mektup yazmamis olan arkadasimin yazacagi ilk mektuplardan bir tanesi de bana gelsin istedim.
Ben ki yillardir mektup yazar, Türkiye'ye gönderirim. Sosyal medya ve isim geregi neredeyse günün bir cok saatini bilgisayar basinda geciren ben, son yillarda fark ettim ki, kagit ve kalem ne olursa olsun benim en iyi dostum.
Binlerce satir yazilim kodu yazmaktan, bloga yazmaktan bir tembellik olusmus durumda.
Bu durumu günlük yazarak, okudugum kitaplari not alarak degistirmeye calisiyorum. Mektup yazmakta bunlardan biri.
Bu yüzden en kisa zamanda Güven'e cevap yazacagim tabi ki.
Güven'in mektubu beni cok umutlandirdi. Son zamanlarda yasadigim, buraya aktarmadigim üzücü olaylarin üzerine ilac geldi gibi diyebilirim.
En cokta bu satirlar mutlu etti beni
“Elalem ne der diye düşünmeden yaşa. Göreceksin, bugün seni ayıplayanlar yarın ilk takdir edenler olacaklar.”
Güven'in Ben Ölmeden listesinde Almanya'ya gitmek var. Bir gün gelecek, Güven Almanya'ya gelecek ve buralari gezecegiz. Bir kahve icecegiz, sahaflari gezecegiz. Yazilim makinelerini Avrupa'da baslatan, benim de dogdugum yer olan, Gutenberg'in kenti Mainz'i gezdirecegim ona. Cünkü kitaplar da ortak noktalarimiz.
“Her zaman merak et ve okumayi asla birakma” diyor satirlarinda.
Birakmayacagim. Tesekkür ederim sana.
29 Nisan 2016
26 Nisan 2016
Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yasar Kemal
Kitap Agaci Nisan ayinin kitabiydi Zülfü Livaneli'nin Yasar Kemal'i anlattigi kitap. Sevgili Kocaeli temsilcisi sagolsun, bu kitabi bana hediye etti. Siladan geldi bu kitap ulasti elime. Hemen okumaya basladim ve cok sevdim. Yeri geldi hüzünlendim, yeri geldi kahkahalar attim Yasar Kemal'in hatiralarini dinlerken.
Ve anladim ki, okunmasi gerekiyor tüm kitaplari. Zülfü Livaneli kitabinin son sayfalarinda Yasar Kemal ile olan fotograflarina yer vermis ve ayrica Yasar Kemal'in tüm yapitlarinin listesini cikarmis.
Okunacaklar listesi büyümeye devam ediyorum.
Kitabin bir cok yerine postit yapistirdim. Buyurun alintilarima.
Bunca yil ve bunca dert icinde, en cok ne yaptiniz denirse buna cevabim; türkü söyledik, edebiyat konustuk, güldük olur.
Ya da Karacaoglan'in "Cukurova bayramligin giyerken / Üzerinden ciplakligin soyarken" dizelerini dizelerini analim. "Ciplakligi soymak" nasil bir söylemdir, nasil bir edebi bulustur.
Sadece Ince Memed mitosu hakkinda yarim yamalak bir seyler biliyorlar. Zaten bu ülkede her konuda fikir beyan edenler genellikle, kitap okumuyor.
[...] Hatta ondan sonra gelen bircok hükümeti kastederek bazen "Mustafa Kemal'e kurban olsunlar", bazen de "Mustafa Kemal'in tirnagina kurban olsunlar" dedigini cok duydum.
Ben sadece onun yakin dostu Sait Faik'in sözünü anacagim simdi.
Kitabini Yasar Kemal icin "Türklerin en Kürdüne, Kürtlerin en Türküne" diye imzalamis. Bu ülkeyi yillardir yönetenler sadece bu cümleyi bile anlasalardi, bu kadar aci cekilmezdi.
1992 yili - Gazetelerde bir haber:
"Kitap Fuari'nin onur yazari secilen Yasar Kemal icin özel bir gece düzenleniyor."
Gazetelerde bir baska haber:
"11. Istanbul Kitap Fuari polis tarafindan basildi. Yayinevi sahipleri gözaltina alindi."
***
Gazetelerde ayni gün yayinlanan iki haber, bu ülkeye yazik edildiginin carpici bir belgesi.
Okuyun!
25 Nisan 2016
Frankfurt St. Bartholomäus Kilisesi
Dün aksam bir arkadasimin dogum günü icin Frankfurt sehrinde bir araya geldik bir sürü arkadas ile. Öncelikle hepimiz bir araya gelelim diye kilisenin önünde sözlestik.
Kilisenin en tepesine cikalim dediler. Cikalim dedik. Zaten arkadasim büyük grup oldugumuzdan hepimize grup bileti almis bulunuyordu.
Sagda bulunan merdivenlerden cikmaya basladik. Dön babam dön. Her yer cok dar. Ben tabi ki guatr hastaligimi göz ardi ettim. Yaklasik 50 basamak ciktiktan sonra biraz zorlandim. Kisa kisa araliklar ile devam ettim, pes etmedim.
Sonradan ögrendigime göre tami tamina 298 basamak cikmis olduk. Kilis toplaminda 90 m yüksekliginde. Merdivenlerin hepsini ciktiginiz taktirde 66. metrede bulunuyor ve tüm Frankfurt sehrine bir kus bakisi atiyorsunuz.
1562 yilindan beri ayakta duran bu kilisede 1792 yilina kadar 10 Kayser taclandirilmis.
Tüm merdivenleri indikten sonra kendimi kilisenin icine attim. Herkes toplanana kadar biraz oturdum. Aksam 18.00'de ayin olacagindan kilise doluydu ve 17.55'de kiliseden ciktim. Bu yukarida görmüs oldugunuz fotografta ayinden bir kac dakika önce herkes toplanmaya baslarken ortaya cikti.
Eger yolunuz bir gün Frankfurt'a düserse bu kiliseye ugrayin derim.
Olurda sizde benim gibi 298 basamagi cikip Frankfurt'a bakmak isterseniz kiliseye su tarih ve saatler arasinda cikilabiliniyor.
1. Nisan - 31. Ekim saat 10:00 - 18:00 ve
1. Kasim - 31. Mart saat 10:00 - 18 : 00 arasi.
Ücret 3€
Cocuklar, emekliler ve üniversite ögrencileri icin 1.50€
23 Nisan 2016
Zorba
Coktandir merak ettigim Zorba kitabini sevgili Kitap Agaci Almanya üyesi olan Tugba'dan ödünc aldim. Kendisi okumus begenmis, bana da gönderdi sagolsun.
Kitabin baslarinda biraz zorlandim. Tam olara konuya adapte olamadim sanirim.
50 sayfa okuduktan sonra hatta biraksam mi diye düsünüm. Sonra dedim ha gayret Ahu, cok merak ediyorsun, oku.
Okudum bitirdim. Cok sevdim.
Kitabin iki karakteri var. Bir kitapta anlatici (yazar) olan, adini hic ögrenemeyeceksiniz ve kitabin adini da tasidigi Zorba karakteri. Yani Alexis.
Kitap 1930 yilinda Girit'te geciyor ve anlatici Zorba ile yasadiklari olaylari anlatiyor.
Zorba hakkinda vikipedi ne diyor?
Aleksi Zorba, romanın başkahramanı olmanın yanısıra, Kazancakis'in karakterine duyduğu hayranlıkla birlikte adeta yüceltilmiştir. Gerçek bir kişi olduğu, Girit'te yaşayan fakir ve felsefî çizgide yaşamış bir insan olduğu sanılmaktadır. Kitabın önsözünde Kazancakis kendisini etkileyen tarihin önemli isimlerini sıralar, bu isimler arasında Homeros, Buda, Nietzsche, Bergson gibi isimlerin dışında Zorba'da bulunmaktadır. Bu sayede yazar karakterin kendisi için taşıdığı önemi, sunduğu yaşam felsefesini de okuyucuya aktarmıştır.
Yazar hakkinda vikipedi ne diyor?
Zorba'nın öyküsü onun ağzından anlatılır, kitap onun Zorba hakkındaki düşünceleri üzerine kurulmuştur. Kitapta açık bir biçimde adı verilmeyen bu yazar muhtemeldir ki Nikos Kazancakis'in kendisidir. Zorba tarafından çok kitap okuduğu için kağıt faresi olarak adlandırılır.
Kitabin baslarinda biraz zorlandim. Tam olara konuya adapte olamadim sanirim.
50 sayfa okuduktan sonra hatta biraksam mi diye düsünüm. Sonra dedim ha gayret Ahu, cok merak ediyorsun, oku.
Okudum bitirdim. Cok sevdim.
Kitabin iki karakteri var. Bir kitapta anlatici (yazar) olan, adini hic ögrenemeyeceksiniz ve kitabin adini da tasidigi Zorba karakteri. Yani Alexis.
Kitap 1930 yilinda Girit'te geciyor ve anlatici Zorba ile yasadiklari olaylari anlatiyor.
Zorba hakkinda vikipedi ne diyor?
Aleksi Zorba, romanın başkahramanı olmanın yanısıra, Kazancakis'in karakterine duyduğu hayranlıkla birlikte adeta yüceltilmiştir. Gerçek bir kişi olduğu, Girit'te yaşayan fakir ve felsefî çizgide yaşamış bir insan olduğu sanılmaktadır. Kitabın önsözünde Kazancakis kendisini etkileyen tarihin önemli isimlerini sıralar, bu isimler arasında Homeros, Buda, Nietzsche, Bergson gibi isimlerin dışında Zorba'da bulunmaktadır. Bu sayede yazar karakterin kendisi için taşıdığı önemi, sunduğu yaşam felsefesini de okuyucuya aktarmıştır.
Yazar hakkinda vikipedi ne diyor?
Zorba'nın öyküsü onun ağzından anlatılır, kitap onun Zorba hakkındaki düşünceleri üzerine kurulmuştur. Kitapta açık bir biçimde adı verilmeyen bu yazar muhtemeldir ki Nikos Kazancakis'in kendisidir. Zorba tarafından çok kitap okuduğu için kağıt faresi olarak adlandırılır.
21 Nisan 2016
Kendine Ait Bir Oda
“Männer wissen, dass Frauen ihnen überlegen sind und wählen deshalb die Schwächste oder Unwissendste.
Wenn sie dies nicht glaubte, könnten sie niemals Angst vor Fraueb haben, die ebenso viel wissen wie sie selbst.”
Bahar Okuma Şenliğin'de kadın temalı bir kitap okumam gerektiğinde çoktandır okumak istediğim ‘Kendine Ait Bir Oda’ kitabını seçtim. Virginia Woolf'un bu fotoğrafı asilliği simgeliyor benim için.
'Kendine Ait Bir Oda’ aslında Woolf'un iki ayrı kolejde verdiği konferans metnine dayanır. Woolf kitabın başında kadın olduğu için Oxbridge'de okumasının yasak olduğunu anlatıyor.
Woolf bu kitabında ne yazık ki erkek egemen bir dünyada kadın olmanın ne kadar zor olduğunu dile getiriyor.
20 Nisan 2016
Karalama
Cok yoruldum ben aslinda.
Insanlara laf anlatmaktan.
Anlatamamaktan.
Kendini savunmaktan.
Savunmaya gecmekten.
Savunulacak bir sey olmadigindan
Susmayi yeglemekten.
Zor insanlar ile ugrasmak.
Her birini ayni sevmek.
Sevebilmek.
Sevmek insanlari cikarsizca.
Oluyor.
Yapabiliyorum.
Peki insanlar?
Sevdirmek istiyormusun kendini?
Cikarsizca sevenin degerini biliyormusun?
Bilmiyorsun gibi.
Insanlara laf anlatmaktan.
Anlatamamaktan.
Kendini savunmaktan.
Savunmaya gecmekten.
Savunulacak bir sey olmadigindan
Susmayi yeglemekten.
Zor insanlar ile ugrasmak.
Her birini ayni sevmek.
Sevebilmek.
Sevmek insanlari cikarsizca.
Oluyor.
Yapabiliyorum.
Peki insanlar?
Sevdirmek istiyormusun kendini?
Cikarsizca sevenin degerini biliyormusun?
Bilmiyorsun gibi.
18 Nisan 2016
Ata'm
Ah canım Ata'm. Şen çocuklar gibi salıncakta sallandigin bu fotograf var ya ... O kadar önemli ki benim için. Bir salıncak gördüğüm zaman sen ve çocuk olmak gelir aklıma. Çünkü cocuk olmak güzeldi. Bir salıncağın tepesinden fazla yükseğe çıktığın için düşüp dizini kanatmak bile... Hayallerimizin yeşilinde daha güzeldi hayat. ATA'm bu fotograf. Senin bana en güzel armağanın. Çünkü o salıncağın sallandığı gölgede büyüdü tüm çocuklar ve kirlendi dünya. Ahu Kader. #okudukcabuyurinsan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




