26 Mayıs 2013

Günce: 23. Mayıs 2013, Perşembe

Üniversiteden eve geldikten sonra yorgun argın bir halde kilere indim ve bavul aramaya koyuldum. Çünkü ben cumartesi sabahı erken saatte Münihe yola çıkacaktım ve Cuma akşamı arkadaşımda kalacaktım.
Kilerin altını üstüne getirdim fakat aradığım bavulu bulamayınca üzülüp eve çıkıp anneme bavulun nerede olduğunu sordum. Şeytan almış götürmüş, bulamadan getirmiş derler ya, bulamadık bavulu ve onun yerine tekerlekli büyük spor çantası verdi annem.
Bir günlüğüne gidiyorum şu halime bak, dersin bir haftalığına tatile çıkıyorum diye söylene söylene eşyalarımı çantaya yerleştirdim.
Sonra duşa girdim. Geçenlerde bir süpermarketin dağıttığı kuponları toplayarak bir sırt çantası almıştım ve ona uygun bir bavul daha vardı fakat kuponlarla birlikte tekrar 40 Euro verilecekti, o yüzden daha almamıştım.
Duştan çıktığımda süpermarkette bulunan bavulla babam duruyordu karşımda ve 'Bak sana bavul aldım. Şimdiden doğum günü hediyesi' diyerek bavulu elime tutuşturdu.
Gözlerim doldu ve ben bavulu alıp sevinçle diğer çantadan eşyalarımı çıkarıp

Bavulum ve ben. Münih yolcusu kalmasin.
içerisine yerleştirdim.

Iyi ki dogdum

İyi ki doğdum, gördünmü 31 oldum.
Hangi ara büyüdüm? Bu yaşa ne zaman geldim?
Bu soruları bazen sorunca kendime içimde ki çocuğu kaybetmek istemediğimin farkına varıyor, asla büyümeyeceğim diyorum.
Geçen zaman saçlarıma aklar düşürecek belki bir gün.
Yüzümde hâlâ olmayan kırışıklıklar belirecek.
Bir tek gözlerim değişmeyecek. Parlaklığını yitirmeyecek.
Adımı Ahu koyarken ahu gözlü olmamı sağlayan anneme teşekkür ediyorum.
Kara boncuk diye sevilmem bundan.
Bu gün kırka dokuz kala, otuzu bir gece yaşındayım.
Ne yolun sonu nede başındayım.

26.05.2013 | Ahu Kader

23 Mayıs 2013

Mia için çeviri

öğlen yazdığım almanca yazımın altına çok şirin bir şekilde not yazan Mia için çeviriyorum. Bu arada yazılarımı genellikle almanca ve türkçe yazıyorum fakat bir yazıda iki dili birbirine karıştırmamaya karar verdiğim için türkçe yazılarımı ayrı bir postta almancaya çeviriyorum :)

"Öğrenci danışma merkezi nerede?"
"Kiminle görüşmek istiyorsunuz?"
"Kiminle mi görüşmek istiyorum, herhangi birisi ile."
"Randevunuz olmadan bu mümkün değil. Bir randevu ayarlamamız gerekir."
"Tamam siz şimdi bana bir randevu verin bende gidip görüşeyim."
"Tabi ki size bir randevu ayarlayabilirim ama bu gün tüm randevular dolu."

Düşünceli bir şekilde kaşlarını çatıyor, bir yandan da cep telefonunun ajandasına  söylediğim randevu günü gelip gelemeyeceğine bakıyor. Bunun harici birde bana işsizlik dairesinin telefon numarasını bilip bilmediğimi soruyor ...

Zu wem möchte ich?

"Wo ist die zentrale Studienberatung?"
 "Zu wem möchten Sie denn?" "Zu wem möchte ich? Einfach zu jemandem." "So ist das nicht möglich, wir müssen einen Termin mit Ihnen vereinbaren." "Dann mache ich jetzt mit Ihnen einen Termin aus und gehe dann dahin." "Natürlich können wir mit Ihnen jetzt einen Termin vereinbaren, aber heute ist sicherlich kein Termin mehr frei."

Er grübelt, packt sein Handy aus und schaut nach, ob er an dem Tag, der von mir genannt wurde kann und fragt mich nebenbei, ob ich denn die Nummer für Agentur für Arbeit habe ...


Kesin sevgilisine yaziyordur

O sabah zar zor kalkmıştı. Aslında ofise gitmeyi hiç istemiyordu.
Son yarım saatin içinde canla başla hazırlanıp çantasına ajandasını, su şişesini ve yeni okumaya başlayacağı kitabını yerleştirdi.
Sabahları her zaman 10 dakikalık yolu ne olur ne olmaz diye 20 dakika önceden yürümeye başlayan Ahu, bu sabah evi 13 dakika önceden terk etti.
Trene yetişti ve tren perona girerken önüne geçen insanlara sinir oldu.
Trene girdiğinde ilk dörtlü daha boştu ve sağ cam kenarında yerini aldı.
Karşısında sol tarafta elinde telefonu ile oynayıp sırıtan biri oturuyordu. Cam kenarına geçerken onu fark etmemişti bile.
'Kendi kendine gülüyor, kesin sevgilisine yaziyordur' diye geçirdi aklından.
Aman bana ne canım diye düşünüp kitabını çıkardı. Jane Austen Kitap Kulübünü okumaya başladı.
Gözleri uykusuzluktan yanıyordu. Dikkatini önündeki satırlara vermeye çalıştı.
Diğer durakta koşar adım trene binen adam Ahu'nun karşısına otururken sırt çantasını hem Ahu'ya hemde kitabına geçirdi.
Özür dilemesini bekliyordu Ahu fakat adam hiç oralı olmayıp yerini aldı ve kulağında ki müziğe kendini kaptırarak uyumaya başladı.
Diğer durakta bir adam daha gelip Ahu'nun sol yanına oturdu. Kocaman çantasında beş dakika bir şeyler karistirdiktan sonra büyük bir defter çıkarıp bir şeyler hesaplamaya başladı.
Biri müzik dinler, diğeri salak salak telefona gülümser, buda sabah sabah parfüm şişesinin içine düşmüş belli ki diye geçirdi aklından Ahu.
Kitabın yirminci sayfasına gelmişti fakat gözleri kapanmaya başladı.
Kitabını çantasına yerleştirdi ve gözlerini kapattı. Geriye kalan 15 dakikalık yolda ufacık bir rüyaya daldı.

22 Mayıs 2013

Canım Babam

İnsanın canı ne zaman yanıyor biliyormusunuz? Sevdiklerinin canı yanınca. Kendinize bir şey olunca güle oynaya atlatıyorsunuz da, neden etrafınızda ki insanların endişelendiğini ve neden bukadar önemsediğini asıl sevdiğiniz birine bir şey olunca anlıyorsunuz. Çünkü sizin başınıza bir şey gelince sizi sevdikleri için bu kadar endişeleniyorlar. Önemsenmenin en güzel yolu.

Canım babamın dün iş yerinde sol elinin üzerine konteyner kapağı düşmüş. Kendisi tabi ki ağrısını pek önemsemedi ama akşam eve döndüğünde tamamen şişmiş bir orta parmağa sahipti. Annem kırıldığından emin, 'Selçuk bu kırık. Eyvah, eyvah' diye üzülsede ben sakinlikle 'hele bir yarın olsun, hemen doktora git baba baktır' dedim.

Akşam kardeşim ile birlikte yatağa yattığımızda Hasret'te 'babamın parmağı kırık bence, sence?' diye sordu. 'Bencede öyle, inşallah değildir ama' dedim.
Babam bu sabah doktora gitti ve parmağının kırık olmadığını fakat çok zedelendiğini söylemiş doktor. Şimdi orta ve yüzük parmağını sargıya aldılar ve ağrı kesici verdiler.
Bu gün evde olmam çok iyi oldu bence. Babamın ağrısı var. Durup, durup 'Kırılsaydı bundan iyiydi Ahu' deyip duruyor.

Hiç birimizin sevdiklerinin canı yanmasın.

Cips yiyemeyen adam da varmış

Cipsi herkes tanıyor neredeyse. Kendisini çok severek okuyorum. Gerçi o bu sıralar artık blogspot adresini eskisi kadar kullanmıyor fakat ben her adresini takip ediyorum. Bu gün bir bloggerin katıldığı çekilişlerle ilgili bir yazısını okurken bir adres gördüm ki.
Şok oldum ben.
Cips yiyemeyen adam da varmış. Hemen merakımdan adresi açtım tabiki.
Sağ üst tarafta "Medeni Kanun'un 23. maddesinin bana verdiği yetkiye dayanarak yaşıyorum." yazmış. Bunu da bir yerden hatırlıyorum sanki. Acaba Cips bir zamanlar bunu blogunda yazmışmıydı diye muallakta kaldım. Boş günümde ufak çapta şoklar yaşıyorum. Bu gün çok yazı yazacağım gibi görünüyor. Hoşçakalın.