5 Mart 2014

Para Hesabı

Bir arkadaşım için bekârlığa veda partisi organize ettiğimi yazmıştım sizlere. Buyurun buradan okuyabilirsiniz. Klick (Almanca: tik)

Restorandan çıktıktan sonra plan diğer kız arkadaşımızın evine gitmek ve orada dört kız yatmak. Ertesi sabahta es adayı ve nikah şahidi Sheldon'un gelip bizi almaları.
Neyse biz bir de bu güne özel tişörtler ayarladik. Daha doğrusu bu iş ile K. arkadaşım ilgilendi. Zaten onda kalacaktık.
20€ tutuyormuş tişörtler. Tamam sorun değil dedim. Sonra bende diğer bayanlara o akşam gelinimize para ödetmemek adına 10€ toplayacagimi ve gecenin sonunda bu para ile gelinin hesabını ödeyeceğimi söylemiştim.
Herkes bunu kabul etti. H. arkadaşımı çok severim. K. ile birlikte çalışıyorlar. Sonra H. dün beni aradı ve dedi ki K. demiş ki ertesi gün bende kahvaltı edeceğiz. Çay kahve içilecek, işte bir kaç hazırlık yapmam lazım. Biraz da para bana vermeniz gerekiyor. Ayrıca inşallah J. ve Sheldon o akşam fazla içmezler çünkü ertesi gün sizi almaları gerek, sizi eve bırakmak istemiyorum gibi laf etmiş. Benim canım H.'nin da cinleri tepesine çıkmış. Beni aradı ve Ahu - K.'da yatıya kalmayalım gece evlere dagilalim ertesi sabahta çok sevdiğimiz bir mekan var orada Brunch'a buluşalım ne dersin diye sordu. Tamam dedim.
Şimdi gizli saklı işler yaptığım için damata haber verdim, planı değiştirdik dedim. öğlen beni arayacak neden değiştirdiğimizi anlatmam gerekiyor. içime sıkıntı bastı.
Ya millet 4000€'ya yakın maaş alıyor sonra bana 20€'nun hesabını yapıyor.
S.ktir diyorum yani böylelerine. Ne olursa olsun bu yemeği planladim ve bozulmasına asla izin vermeyeceğim.

Ahu Kader 

4 Mart 2014

Bir Kaktüs Ve Bir Ip

Bir kaktüs almaya niyetlenmisti aslında. 4'ün blogunda görmüştü. Bir de Seda'nin instagraminda.
Dikenleri olduğu halde bu kadar sevimli görünen bir bitki daha yok galiba diye düşündü.
işten çıktıktan sonra her zaman ip aldığı dükkânın çiçek bölümünden de kaktüs alırım diye düşündü.
Acele ile trene yetişti işten sonra.
Karneval eğlencesinden dönen ayyaş tipler ile tren yolculuğu yaptı.
Bu ayyaslar bir de trende sigaralarını yakınca cinleri tepesine çıktı Ahu'nun.
Neyse dedi az kaldı.
İndi trenden acele ile dükkana gitti.
Kapı baca kapalıydı. Sonradan aklına geldi. Karneval günü dükkanlar öğlen 16:00'dan sonra kapanıyordu ve şimdi saat 18:00 di.
Sağlık olsun dedi.
Kaktüsümü de iplerimi de başka bir gün alırım diye düşündü.
ahukader

Bir Yazilik Nefes

Yazi yazmaktan vazgectim diye düsündü Kadin.
Ne suya yazacagim bundan sonra ne de kagida.
Neden yazmaktan vaz geciyorsun diye sordu Adam.
Bu senin nefes alma seklin.
Yazmazsan olamazsin.
Yazmazsan benim sevdigim kadin olmaktan cikarsin dedi Adam.
Oturdu düsündü Kadin.
Neden yazdigini, ne icin yazdigini, kimin icin yazdigini düsündü.

Gercekten de yazi yazarken nefes aldigini hissediyordu.
Binlerce defter biriktirmisti.
El emegi, göz nuru idi onlar tipki gözlerini yorarak ördügü örtüler gibi.
Pempe pancurlu bir ev hayal etmedi belki ama...
... yesil masa örtüleri ördü.

Yazi yazmaktan vazgecmeyecegim diye düsündü Kadin.
Suya yazmaya devam edecegim, sonra da kagida.
Vazgecme diye seslendi Adam.
Vazgecersen sen sen olmaktan cikarsin.

ahukader

3 Mart 2014

Başkaları Adına Utanmak

Oturdum bina bir L şeklinde. Alt katlar dükkan. Üst iki katlar da ev. Ben girişte oturuyorum hemen. Üzerimiz de de alman bir çift oturuyor yıllardır. Bizim girişimiz ayrı. Geri kalan binalar L'nin uzun cizgisin de.
Bu uzun çizginin alt katında dükkan bölümünde bir pizzacı var. Yıllar önce İtalyan Giovanni sahibiydi. Sonra pizzacıyı "bunlar ne anlar pizzadan?" diye düşündüğüm Pakistan'li bir aileye devretti.
Bizim bahçenin sakinliği de o günden sonra bitti.
Akşam beş'te dükkânı açıyorlar akşam 22'ye kadar açık tutuyorlar. Daha çok evlere sipariş yapıyorlar. Pizzacı da fazla oturacak yer yok.
Aman Allahım tüm aile toplanıyor. Çoluk çocuk. Dersin üçüncü dünya muharebesi başlıyor. Neden bu kadar bağırıyorlar? Kavga mi ediyorlar? Bir sorun mu var? Hiç birine evet diyemiyoruz. Bunlar bildiğin görgüsüz. Çok sinirleniyorum. Utanıyorum. Yabancı bir ülke de yaşıyoruz her ne kadar burada doğmuş ve büyümüş olsakta. Ters haraketler tüm yabancıların üzerine sıçrıyor bu sefer. Diyorlar ki yabancılar hep sesli, hep kavga ediyor vs.
Başkaları adına utanmak ... Ben bu hissi çok yaşıyorum bu durumlarda.

2 Mart 2014

Maşallah Maşallah ...

... Aman Hocam nazar değmesin inşallah.



Adnan Hoca diye bir adam var. Gerçekten hoca olduğundan şüpheliyim ama öylemis herhalde. Neyse A9 diye bir kanal var bu Adnan Hoca'nin kanalı. Melekleri ile çıkıyor, ilginç konular hakkında, gündem hakkında yorum yapıyor.
Her iki lafından biri: "Maşallah maşallah".
Şişirilmiş, botokslu dudakları, silikonlu memeleri, kapkara boyanmış gözleri ile kukla gibi oturan bomba sarışınlar da: "Hocam inşallah."


Vallahi sizi bilmem de, biz bu aralar babam ile bunlara cok gülüyoruz.
Hadi görüsürüz insallah :) 

1 Mart 2014

Marteniza/Martenitsa


Martenitsa 1 Mart'tan başlayarak martın sonuna kadar takılan, beyaz ve kırmızı yünden yapılan bir süstür. Baharın gelişi münasebetiyle geleneksel Baba Marta(Marta Nine) günleri başlar. Çok eskilere dayanan Baba Marta, Bulgaristan’a has bir gelenektir. Bu günde Bulgarlar yakınlarına ve arkadaşlarına “martenitsa” olarak adlandırılan sembolleri, yıl boyu sağlık ve güç dileğiyle hediye ederler. Âdete göre, martenitsalar kırlangıç veya leylek görünceye kadar taşınırlar. Bu bayram Bulgarcada "Çestita Baba Marta!" şeklinde kutlanır. Baba Marta - Marta Nine, günümüze kadar korunmuş en saygın geleneklerden biridir. Bu takılar, meyve ağaçlarına, evlere, ev hayvanlarına da takılırlar. Bu şekilde yeni başlayan tarım yılının da bereketli ve verimli olması için dilekler tutulur. İlk martenitsalar, başka takı ve detaylar kullanmadan, sadece kırmızı beyaz ipliklerden yapılırmış ve nazardan korunmak için insanlara ve hayvanlara takılırmış. Bazı bölgelerde bu bükülmüş kırmızı-beyaz sicime altın veya gümüş para bağlanırmış, bu da hastalıklardan korunmak için bir simge olarak kullanılırmış. Otantik bir sanat niteliğinde olan halkın güzellik ve estetik duygusu daha geç dönemlerde martenitsalarda da kendini gösterir. Önceleri kırmızı-beyaz yünden yapılan martenitsalara, püskül, top, insan gibi değişik şekiller verilir. Martenitsaların gelmiş geçmiş tarihinde en önemli yere sahip olan şekiller ise; "Pijo ve Penda" adıyla bilinen kırmızı ve beyaz ipten yapılmış kuklalardır. Martenitsalarda kullanılan beyaz renk uzun ömrü, kırmızı renk ise sağlık ve gücü simgeler.

*** 
Hadi bakalim hayatim da ilk Martenitsa'mi yaptim. Tüm dileklerimiz kabul olsun.

Marteniza (f., bulg. мартеница, vom bulgarischen Namen für den Monat März: март) ist ein kleiner rot-weißer Schmuck, der im März jedes Jahres nach einem alten Brauch getragen wird. Dieser bulgarische Brauch stammt aus der Zeit vor dem 9. Jahrhundert n. Chr. Als einer der beliebtesten bulgarischen Bräuche und über Jahrhunderte gepflegt, ist das gegenseitige Beschenken mit Martenizi (мартеници, Pluralform) am 1. März und in der darauf folgenden Woche. Es handelt sich um kleine rot-weiße Anhänger, Quasten, Püppchen oder schlichte Armbänder aus Stoff, Wolle oder Baumwollfäden, die in Bulgarien Anfang März von allen getragen werden. Sie werden ebenfalls gern im ganzen Freundeskreis per Briefchen oder Postkarten verschickt.
Die Marteniza ist im Wesentlichen ein Talisman für Gesundheit und ein langes Leben, was jeweils die Farben symbolisieren: rot für rote Wangen bzw. weiß für weißes Haar und hohes Alter. Man trägt sie auf der linken Seite (dort, wo das Herz ist) oder als Armband auf dem linken Arm. Die rot-weißen Glücksbringer trägt man so lange, bis man ein erstes Frühlingszeichen – einen Storch, eine Schwalbe oder einen blühenden Baum – sieht. Dann (spätestens zum 1. April) hängt man sie auf einen Baum oder legt sie unter einen Stein und wünscht sich etwas Schönes.
Eine ähnliche Tradition gibt es zum 1. März auch in Rumänien und Moldawien. Dort wird sie Mărţişor genannt.
Quelle: wikipedia


Saturday Jabbering

Bunun adını bilmiyorum. Yıllar önce lunapark'tan çok sevdiğim bir arkadaşımın eşi almıştı. O zaman daha nisanlilardi. Üzerinde "Du bist lieb" yani "Çok iyisin" yazıyor.
Ne kadar iyi olan insanlar var hayatımız da. Bir de "lanet" dediklerimiz. Yemedim bunu. Saklıyorum hala.

Ich weiß gar nicht, wie der Lebkuchen auf Türkisch heißt. Ihn hatte mir vor Jahren der Ehemann einer sehr guten Freundin gekauft, als wir auf dem Jahrmarkt waren.
Damals waren sie noch verlobt.
"Du bist lieb." Welch liebe Menschen wir doch in unserem Leben haben und dann wiederum welche, die wir als "verdammt" schimpfen. Habe ihn nicht aufgegessen. Hebe ihn auf.


Kapının önünden bir karneval geçiti geçti. Benim de payıma bu sahte olsa bile güzel gül ve çok sevdiğim kuru simitler düştü.

Der Fastnachtsumzug ist an meiner Tür vorbei. Für mich blieb dann, auch wenn sie unecht ist, diese süße Rose und meine geliebten Salzbrezeln übrig.