Almanya doğumluyum. Almancayı çok iyi konuşuyor, çok iyi yazıyorum. Türküm, türkçeyi çok iyi konuşuyor, çok iyi yazıyorum.
Twitterim var. Facebook'um var. İnstagramim var. Türlü türlü huylarim var.
Canım isteyince almanca alt yazı, canım isteyince türkçe alt yazı yazıyorum. Duruma göre. Bazen herkes anlasin diye de ingilizce. Çünkü unuttum. İngilizceyi de çok iyi konuşuyorum, çok iyi yazıyorum.
Twittere gelince. Takibe aliniyorum. Saygısızlık olmasın diye takibe alıyorum. Severek okuyorum. Gurbetteyim, siladan haberleri böyle alıyorum. Sonra ayda yılda bir uygulama ile bakıyorum kim takip etmekten vazgeçmiş.
Bir bakıyorum ki bu severek takip ettiklerim takipten çıkarmış.
Nedenini soruyorum. Bir çok tweetin almanca. Bu yüzden takipten çıkardım diyorlar. E be canım, sen beni takibe alırken bakmadın mi bu kız neler yazmış önceden diye?
Bir sürü alman takipcim var. Aylarca türkçe tweet yazıyorum birinin bile terk edip gittiği yok. Neyin kafasıdır bu anlamadım ki ben.
Bundan sonra beni neden takipten çıkardın diye de sormayacağım. Hemen bende bırakacağım takibi. Kimse kusura bakmasın da elalemin salagi ben değilim.
Hadi tschüß. (Sonsuz, bundan sonra bu benim kapanış cümlem. Görüştüğümüz zaman görüşürüz yavrucum) :))
8 Ekim 2013
7 Ekim 2013
Ahu kız Almanya'dan bildiriyor
Evet canım okuyanlar. Ahu kız Almanya'dan bildiriyor.
Bu gün ofiste yoğun bir gün geçirdim efendim. Bildiğiniz üzere okuduğum üniversitenin idaresinde haftada on saat olmak üzere çalışıp harçlığımı kazanıyorum.
Bu gün yeni açılan bir bölümün öğrencileri geldi. Dersler tüm üniversite bölümleri için Perşembe günü başlayacak.
Su tabelayı görüyorsunuz değil mi? AUDİMAX amfi demek efendim. Bu gün tek bir bölümün 800 yeni öğrencisi için amfide 4 gruba ayrılarak sabah sekizden öğlen ikiye kadar bilgilendirme amaçlı sembozyum vardı efendim.
Ben ilk otobüs öğrenciden sonra baktım ki herkes bana ve iş arkadaşım Victor'a amfinin nerede olduğunu soracak, bu tabeleyi yaptım ve merdivenlerden çıkan her yere amfiye kadar oklu tabelalar astım.
Ben sanki bunu yapmamisim bu tabelanın önünde durup "amfi nerede acaba?" diye soranlar. A be yavrucum, okuman yazman yok mu senin? Yani "merdivenleri çıkın sağdaki büyük mavi kapı" cümlesini bu gün en az 400 kere tekrarladık.
Saat 15'i gösterdiğinde paydos ettik. Victor da bende bugün bir oh çektik saat 3 olunca.
Neyse sonra ben çarşıya gittim efendim. DM'e film vermiştim yapılması için, gidip fotograflarımı aldım. Sonra burada ufak bir dükkan var, gittim oradan mektup süsleme bantları aldım.
Ay mektup kardeşlerim bana süslü püslü zarflar gönderiyor ben bomboş. Mahçup olmayayım daha fazla dedim.
Neyse efendim dönüşte istasyonda ki postaneye gidip dün hazırladığım mektuplarımı gönderdim. Kitapagaci İG'da kitap hediye etme etkinliği başlattı bende katıldım ve Ankara'dan @fatoniko arkadaşım çıktı bana. Ona mektubunu gönderdim. Canım Ebrum'a almanca bir kitap ve mektup gönderdim ve beni bana "Kitap Hırsızı" kitabını göndererek çok mutlu eden Nalan'a mektup yazmıştım onu gönderdim.
Vallahi postanede 20 dakika bekledim. İpini koparan postaneye dalmış efendim.
Sonra trene bindim canım evime döndüm. Dönüşte doktora uğradım. Geçen pazartesi gittiğim radyolog sonuçları göndermiş mi diye sordum, göndermemiş.
Böyle bir gün işte.
Hadi canlarım görüştüğümüz zaman görüşürüz.
Bu gün ofiste yoğun bir gün geçirdim efendim. Bildiğiniz üzere okuduğum üniversitenin idaresinde haftada on saat olmak üzere çalışıp harçlığımı kazanıyorum.
Bu gün yeni açılan bir bölümün öğrencileri geldi. Dersler tüm üniversite bölümleri için Perşembe günü başlayacak.
Su tabelayı görüyorsunuz değil mi? AUDİMAX amfi demek efendim. Bu gün tek bir bölümün 800 yeni öğrencisi için amfide 4 gruba ayrılarak sabah sekizden öğlen ikiye kadar bilgilendirme amaçlı sembozyum vardı efendim.
Ben ilk otobüs öğrenciden sonra baktım ki herkes bana ve iş arkadaşım Victor'a amfinin nerede olduğunu soracak, bu tabeleyi yaptım ve merdivenlerden çıkan her yere amfiye kadar oklu tabelalar astım.
Ben sanki bunu yapmamisim bu tabelanın önünde durup "amfi nerede acaba?" diye soranlar. A be yavrucum, okuman yazman yok mu senin? Yani "merdivenleri çıkın sağdaki büyük mavi kapı" cümlesini bu gün en az 400 kere tekrarladık.
Saat 15'i gösterdiğinde paydos ettik. Victor da bende bugün bir oh çektik saat 3 olunca.
Neyse sonra ben çarşıya gittim efendim. DM'e film vermiştim yapılması için, gidip fotograflarımı aldım. Sonra burada ufak bir dükkan var, gittim oradan mektup süsleme bantları aldım.
Ay mektup kardeşlerim bana süslü püslü zarflar gönderiyor ben bomboş. Mahçup olmayayım daha fazla dedim.
Neyse efendim dönüşte istasyonda ki postaneye gidip dün hazırladığım mektuplarımı gönderdim. Kitapagaci İG'da kitap hediye etme etkinliği başlattı bende katıldım ve Ankara'dan @fatoniko arkadaşım çıktı bana. Ona mektubunu gönderdim. Canım Ebrum'a almanca bir kitap ve mektup gönderdim ve beni bana "Kitap Hırsızı" kitabını göndererek çok mutlu eden Nalan'a mektup yazmıştım onu gönderdim.
Vallahi postanede 20 dakika bekledim. İpini koparan postaneye dalmış efendim.
Sonra trene bindim canım evime döndüm. Dönüşte doktora uğradım. Geçen pazartesi gittiğim radyolog sonuçları göndermiş mi diye sordum, göndermemiş.
Böyle bir gün işte.
Hadi canlarım görüştüğümüz zaman görüşürüz.
6 Ekim 2013
InsanYavrusu MiMi
Sevgili İnsanYavrusu beni mimlemis. Teşekkür ediyorum.
1-En çok incindiğin/kırıldığın kelime?
En çok kirildigin incindigin kelime demeyelim de en çok sinirlendigim kelime şerefsiz kelimesi. Çok ağır bir kelime bence ve ben bunu eğer kullanıyorsam şerefsizin önde gideni büyük bir şerefsizlik yapmış demektir.
1-En çok incindiğin/kırıldığın kelime?
En çok kirildigin incindigin kelime demeyelim de en çok sinirlendigim kelime şerefsiz kelimesi. Çok ağır bir kelime bence ve ben bunu eğer kullanıyorsam şerefsizin önde gideni büyük bir şerefsizlik yapmış demektir.
2-''Herkesin kullandığı bir kelime olur,
ama senin için bir insan olur,
o özel insan o kelimeyi kullanınca alınırsın'' ne düşünüyorsun?
Soru çok karmaşık ama anlamaya çalışayım. Sevdiğim biri hoşlanmadığım bir kelimeyi bana karşı kullanacak bende alinacagim öyle mi? Yok canım ne alınması, direk yerin dibine sokarım sen bu kelimeyi nasıl kullanıyorsun diye. Zira kullandıkları kelimelerin lugatta ne anlama geldiğini bilmeyen çok insan var.
3-Seni en çok duygulandıran şarkı?
Son bir kaç gündür Yiliz Usmanova'dan Dünya şarkısı beni çok etkiliyor.
4-Daha önce seni bırakan birisi geldi senden ikinci şans istedi sende verdin ama buna rağmen yine bırakıp gitti...Şimdi pişman! ne ya
parsın ne hissedersin?
Ben o ikinci şansı vermem bile. Biten bitmiştir kusura bakmasın kimse.
5-Nefret mi Aşk mı?
Nefret duygusunu hiç sevmiyorum. Nefret ettiğim bir kaç insan var tabi ki ama Aşk diyorum efendim.
6-Birinin kalbini kırdığında nasıl gönlünü alırsın?
Konuşarak özür dileyerek.
7-Nasıl ağlarsın bağırarak mı? içine akıtarak mı?
Duruma göre değişir. Ama bağırarak ağladığım çok oldu herhalde.
8-En korktuğun şey?
Yanarak ve boğularak ölmekten.
9-Ruhun sıkıldığında ne yapmayı seversin? Kendini nasıl sakinleştirirsin/dinlendirirsin?
Beni rahatlatan bir sesin müziğini dinlerim. Misal: Kıraç, Kutsi, Baha, Xavier Naidoo.
10-Bazen kızılmasından hoşlanırsın peki en çok ne için kızılmasını seversin?
Kim kizilmasindan hoşlanır ki? Sadistmiyim lan ben?
11-Şiir/müzik/öykü/deneme?
Şiir yazmaya başladığım yıl 1997. O günden sonra çok şiir yazdım. Öykü denemelerim oldu. Ama düzyazi benim canım.
12-En son ne için ağladın?
En son üç hafta önce annem ile babam izinde olduğu için ve kardeşim de eve geç geldiği için evde kendimi yalnız hissedip ağlamıştım.
13-Birinden hemen etkilendiğin özellik
Zekâsı. Benim gibi yazıyı sevmesi.
14-Dayanamadığın şey?
Haksızlığa dayanamıyorum. Bir olay mi gördüm hemen atlıyorum. Bir gün sokakta bu yüzden dayak yiyecegimi düşünüyorum. Birine haksızlık mi yapılıyor hop Ahu kız olaya el atıyor.
15-En sevdiğin duygu?
Kahkahalar ile gülmek ve arkadaşlarımı güldürmek.
Mimliyorum. inşallah cevaplarlar.
5 Ekim 2013
Wie viel Papierkram ist ein Leben wert?
Die kleine Melis leidet an Leukämie, und lebt in der Türkei. Seit ihrem 4. Lebensjahr wartet sie auf einen passenden Spender für die Knochenmarktransplantation.
Ihr Zustand hat sich in den letzten Wochen verschlechtert und die Ärzte messen ihr noch eine Lebensdauer von 3 Wochen zu.
Nachdem diese Situation in den türkischen Medien bekannt gegeben wurde, teilten Tausende von Twitter-Nutzern Tweets mit dem Hashtag #MinikMelisIlikAriyor (Die kleine Melis sucht Knochenmark) und riefen auf, sich typisieren zu lassen.
Die erfreuliche Nachricht kam dann von der Ulmer Universität und ihren Knochenmarkspenderdateien. Der passende Spender befindet sich in Deutschland. Die Uniklinik in Istanbul teilte diese Information der Familie von Melis mit, die daraufhin einen Antrag in Ulm stellten.
Ihnen wurde gesagt, dass das Ganze bis zu 15 Tage dauern kann. Es müssen noch Formalitäten geklärt werden.
Also, der berühmte Papierkram, den wir deutschen Bürger nur sehr gut kennen.
Auf der einen Seite 3 Wochen Lebensdauer, auf der anderen Seite 15 Tage um Formalitäten zu klären.
Ihr Zustand hat sich in den letzten Wochen verschlechtert und die Ärzte messen ihr noch eine Lebensdauer von 3 Wochen zu.
Nachdem diese Situation in den türkischen Medien bekannt gegeben wurde, teilten Tausende von Twitter-Nutzern Tweets mit dem Hashtag #MinikMelisIlikAriyor (Die kleine Melis sucht Knochenmark) und riefen auf, sich typisieren zu lassen.
Die erfreuliche Nachricht kam dann von der Ulmer Universität und ihren Knochenmarkspenderdateien. Der passende Spender befindet sich in Deutschland. Die Uniklinik in Istanbul teilte diese Information der Familie von Melis mit, die daraufhin einen Antrag in Ulm stellten.
Ihnen wurde gesagt, dass das Ganze bis zu 15 Tage dauern kann. Es müssen noch Formalitäten geklärt werden.
Also, der berühmte Papierkram, den wir deutschen Bürger nur sehr gut kennen.
Auf der einen Seite 3 Wochen Lebensdauer, auf der anderen Seite 15 Tage um Formalitäten zu klären.
Mutluluk ufak ayrıntılarda
Ufak şeyler ile mutlu olmayı bilen bir insan olduğum için her zaman Rabbim'e şükrediyorum. Son zamanlarda beni mutlu eden ufak ayrıntılardan da bahsetmem gerekiyor aslında. Nede olsa burası sanal günlüğüm.
İlk önce çok severek okuduğum blogcan Yeliz bu aralar Amerika'da. Kendisi ile bir gün bir blogun yazısında yorumlar üzeri konuşurken kartpostal göndersene bana dedim. Ulaşır mi, ulaşmaz mi tereddütü ile gönderdi yinede. Ve tabi ki elime geçti bu kartpostal.
Çok cici. Yanına bir de kedi şeklinde törpü koymuş kendisi. Şimdi ben onun Türkiye'ye dönmesini bekliyorum. Bende ona bir şeyler göndereceğim.


Sonra Hollanda'da yaşayan mektup kardeşim bana o kadar güzel bir mektup gönderdi ki anlatamam. Yanına birde not defteri eklemiş. Bu not defterini su an elimde bulunan günlüğüm dolduğunda günlük olarak kullanacağım.
Biraz çıkıp analog kameram ile fotoğraflar çektim sokaklarda. Tren istasyonlarında. Kartpostal tadında olsun istedim. Blog arkadaşlarıma gönderirim belki diye düşündüm. Yarın filimi yapılması için vereceğim, bakalım neler çıkacak.
Bir diğer blogcan olan Vildan ile mektuplaşma kararı aldık. İlk o yazdı. Bende bir an evvel yazıp göndereceğim. Mektubun süsüne, arkadasinda bulunan mührüne hayran kaldım efendim.


Almanya'da yaşayan mektup kardeşim Nalan benim gibi #kitapkardesligi ve #kitapagaci etkinliklerine katılıyor. Kitap Hırsızı kitabı okuduklarında ben katilamamamistim ve merak ettiğimi bildiği için kitabın almancasini alıp bana göndermiş. Ne kadar mahçup etti beni anlatamam.
Ve mutluluk bazen bir çocuk oyuncağının sana çocukluğunu hatırlatmasında.
İlk önce çok severek okuduğum blogcan Yeliz bu aralar Amerika'da. Kendisi ile bir gün bir blogun yazısında yorumlar üzeri konuşurken kartpostal göndersene bana dedim. Ulaşır mi, ulaşmaz mi tereddütü ile gönderdi yinede. Ve tabi ki elime geçti bu kartpostal.
Çok cici. Yanına bir de kedi şeklinde törpü koymuş kendisi. Şimdi ben onun Türkiye'ye dönmesini bekliyorum. Bende ona bir şeyler göndereceğim.
Sonra Hollanda'da yaşayan mektup kardeşim bana o kadar güzel bir mektup gönderdi ki anlatamam. Yanına birde not defteri eklemiş. Bu not defterini su an elimde bulunan günlüğüm dolduğunda günlük olarak kullanacağım.
Biraz çıkıp analog kameram ile fotoğraflar çektim sokaklarda. Tren istasyonlarında. Kartpostal tadında olsun istedim. Blog arkadaşlarıma gönderirim belki diye düşündüm. Yarın filimi yapılması için vereceğim, bakalım neler çıkacak.
Bir diğer blogcan olan Vildan ile mektuplaşma kararı aldık. İlk o yazdı. Bende bir an evvel yazıp göndereceğim. Mektubun süsüne, arkadasinda bulunan mührüne hayran kaldım efendim.
Almanya'da yaşayan mektup kardeşim Nalan benim gibi #kitapkardesligi ve #kitapagaci etkinliklerine katılıyor. Kitap Hırsızı kitabı okuduklarında ben katilamamamistim ve merak ettiğimi bildiği için kitabın almancasini alıp bana göndermiş. Ne kadar mahçup etti beni anlatamam.
Ve mutluluk bazen bir çocuk oyuncağının sana çocukluğunu hatırlatmasında.
Kartpostal Geldi #8
Kartpostallar almaya devam ediyorum. Bu sefer biraz biriktirdim. Son haftalarda aldığım kartpostallar bunlar.
Fiona aslında İngiltere'de yaşıyormuş fakat Kıbrıs'ta tatile gitmiş ve bana oradan çok güzel bir kartpostal gönderdi.
Yeşili sevdiğimi belirttiğim için Almanya'dan gelen bu yeşil kartpostalın üzerinde Konfuzius'un güzel bir sözü yazıyor.
İspanya'dan gelen bu kartpostalda gönderen su an orada tatilde olduğunu belirtiyor ve her yaz tatilini orada geçtiğini anlatıyor.
Rusya'dan gelen bu kartpostalda gönderen yine yeşil sevgimi dikkate almış.
Almanya Solingen'den gelen bu kartpostalda Corinna bana şehrinin bıçak satışı ile meşhur olduğunu ve mutfağımda muhakkak bir Solingen bıçağı olduğumu yazmış. Yeşili sevdiğim içinde bu kartpostalı seçmiş. Çok sevdim.
Amerika Döver'den gelen bu kartpostalda Sophie umarım kartın üzerinde ki yeşilliği begenirsin diye yazmış. Beğenmem mi hiç?
İtalya'dan gelen bu kartpostalda "sana yaşadığım ülkenin güzel ülkenin bir kaç manzarasını gösteren bir kart gönderiyorum" demiş Lesare. Maviliğine bayıldım.
Canada'da çok kaz olduğundan kaz göndermenin en kolay yolu olan bu komik kartpostalı bu gün aldım.
Fiona aslında İngiltere'de yaşıyormuş fakat Kıbrıs'ta tatile gitmiş ve bana oradan çok güzel bir kartpostal gönderdi.
Yeşili sevdiğimi belirttiğim için Almanya'dan gelen bu yeşil kartpostalın üzerinde Konfuzius'un güzel bir sözü yazıyor.
İspanya'dan gelen bu kartpostalda gönderen su an orada tatilde olduğunu belirtiyor ve her yaz tatilini orada geçtiğini anlatıyor.
Rusya'dan gelen bu kartpostalda gönderen yine yeşil sevgimi dikkate almış.
Almanya Solingen'den gelen bu kartpostalda Corinna bana şehrinin bıçak satışı ile meşhur olduğunu ve mutfağımda muhakkak bir Solingen bıçağı olduğumu yazmış. Yeşili sevdiğim içinde bu kartpostalı seçmiş. Çok sevdim.
Amerika Döver'den gelen bu kartpostalda Sophie umarım kartın üzerinde ki yeşilliği begenirsin diye yazmış. Beğenmem mi hiç?
İtalya'dan gelen bu kartpostalda "sana yaşadığım ülkenin güzel ülkenin bir kaç manzarasını gösteren bir kart gönderiyorum" demiş Lesare. Maviliğine bayıldım.
Canada'da çok kaz olduğundan kaz göndermenin en kolay yolu olan bu komik kartpostalı bu gün aldım.
2 Ekim 2013
Dört tane dost edin, tabutunu taşısınlar yeter
İyi insanlar olmalı bir insanın hayatında.
Değer verdiği kadar, değer gördüğü insanlar olmalı.
Bir kaç arkadaşı olmalı önemli olan. Her gün görmesende, bilmelisin ki senin başına bir şey geldiğinde, senin için dünyayı yerinden oynatacak.
Onların mutlulukları ile sevindigin, onların üzüntüsü ile üzüldügün insanlar olmalı.
Düşünüyorum da hayatımda ölüm acıları hariç şöyle oturup ne zaman agladiysam bu bahsi geçen insanlar için aglamisim ben.
Mürüvvet evlenip gittiğinde onun için çok mutlu olmuştum tabi ki ama evlendiği gün salondan ayrıldığımda ağlamıştım çocuklar gibi. Ve iki gün sonra her gün kahve içmeye gittiğim için tam niyetlenip kapıdan çıkarken "hey nereye gidiyorsun, Mürüvvet yok ki" demiştim kendi kendime.
Oturup ağlamıştım, kendimi o kadar garip hissetmiştim ki.
Bir sonra ki aglayisim ise Arzu'nun babasını kaybettiğimizi öğrendiğimde. Değerli insanların hayatında ki değerli insanlar sizin içinde değerli oluyor çünkü.
Kardeşlerini kardeş, anne babalarını amca teyze yarısı sayarsınız.
Ufak kardeşini görünce abla gibi başını sivazlar, büyüklerin nasihatlarini dinler, anne babalarını görünce saygı ile önlerinde egilirsiniz.
Bir sonra ki aglayisim Esini temelli Türkiye'ye gönderdiğimde. Onu uğurlarken havaalanında ne kadar kendimi tuttu isem de eve döndüğümde, evde birde yalnız olmanın getirdiği bir duygu ile oturup salya sümük ağladığımı bilirim.
Kendim için üzüntüler yaşarken sevdiklerim mutlu oluyorsa sorun yok. Biliyorum ki Esin orada daha mutlu ama pazar günleri balkon keyiflerimizi özlemiyor değilim yani.
Oya ile başımıza beni aglatacak bir şey gelmedi çok şükür. Her ne kadar birbirimizi ayda yılda bir görsekte en ufak bir derdimizde, yada sevincimizde telefona sariliriz ikimizde.
Aylarca ne oldu diye merak eder tüm havadisleri yarım saatlik telefon görüşmelerine sigdiririz.
Geçenlerde bir şey okudum: "Dört tane dost edin, tabutunu taşısınlar yeter" diyor Murathan Mungan.
Ya siz, tabutunuzu taşıyabilecek dört dost edindiniz mi?
Değer verdiği kadar, değer gördüğü insanlar olmalı.
Bir kaç arkadaşı olmalı önemli olan. Her gün görmesende, bilmelisin ki senin başına bir şey geldiğinde, senin için dünyayı yerinden oynatacak.
Onların mutlulukları ile sevindigin, onların üzüntüsü ile üzüldügün insanlar olmalı.
Düşünüyorum da hayatımda ölüm acıları hariç şöyle oturup ne zaman agladiysam bu bahsi geçen insanlar için aglamisim ben.
Mürüvvet evlenip gittiğinde onun için çok mutlu olmuştum tabi ki ama evlendiği gün salondan ayrıldığımda ağlamıştım çocuklar gibi. Ve iki gün sonra her gün kahve içmeye gittiğim için tam niyetlenip kapıdan çıkarken "hey nereye gidiyorsun, Mürüvvet yok ki" demiştim kendi kendime.
Oturup ağlamıştım, kendimi o kadar garip hissetmiştim ki.
Bir sonra ki aglayisim ise Arzu'nun babasını kaybettiğimizi öğrendiğimde. Değerli insanların hayatında ki değerli insanlar sizin içinde değerli oluyor çünkü.
Kardeşlerini kardeş, anne babalarını amca teyze yarısı sayarsınız.
Ufak kardeşini görünce abla gibi başını sivazlar, büyüklerin nasihatlarini dinler, anne babalarını görünce saygı ile önlerinde egilirsiniz.
Bir sonra ki aglayisim Esini temelli Türkiye'ye gönderdiğimde. Onu uğurlarken havaalanında ne kadar kendimi tuttu isem de eve döndüğümde, evde birde yalnız olmanın getirdiği bir duygu ile oturup salya sümük ağladığımı bilirim.
Kendim için üzüntüler yaşarken sevdiklerim mutlu oluyorsa sorun yok. Biliyorum ki Esin orada daha mutlu ama pazar günleri balkon keyiflerimizi özlemiyor değilim yani.
Oya ile başımıza beni aglatacak bir şey gelmedi çok şükür. Her ne kadar birbirimizi ayda yılda bir görsekte en ufak bir derdimizde, yada sevincimizde telefona sariliriz ikimizde.
Aylarca ne oldu diye merak eder tüm havadisleri yarım saatlik telefon görüşmelerine sigdiririz.
Geçenlerde bir şey okudum: "Dört tane dost edin, tabutunu taşısınlar yeter" diyor Murathan Mungan.
Ya siz, tabutunuzu taşıyabilecek dört dost edindiniz mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






