Herşeye çağre varda, ölüme çağre yok Can.
Aniden yitip gidiyor sevdiklerimiz elimizden birer birer.
Ve biz öylece baka kalıyoruz ardından.
Hadi bakalım, bir yaprak daha düştü o kocaman ağaçtan.
Lanet ediyoruz sonra. Adaletsizlik bu diyoruz.
İsyan etmek istemiyorum ama bazı ölümler gerçektende yersiz ve yurtsuz.
Herşeye çağre var Can, ölüme yok kardeşim!
© Ahu Kader
23 Ekim 2012
19 Ekim 2012
Alıntı fotograflar ve yazılar
Sevda ile bugün twitterde ufak bir yazışma sonrası ikimizde aynı konu hakkında bir yazı yazmaya karar verdik.
Konu bloglarda ve başka sitelerde kendinin olmayan fotografları, resimleri kullanma hakkında.
Sevdadan duydugum kadarıyla bir kaç blogger arkadasıma kullandıkları resimler hakkında mail ile bildirim gelmiş.
Ben üniversitede gizlilik hakları ve fotograf kullanımı hakkında ders gormuştum. Kendi çektiğiniz resimler haricinde her hangi bir siteden veyahut Google aracılığı ile bulup bloggere resim yüklediğiniz taktirde suç işlemiş oluyorsunuz.
Kendi çektiğiniz bir resimde eğer insanlar bulunduğu taktirde, yani yüzleri tamamen seçilir vaziyette olduğu zaman, resimde bulunan kişilere sormadan Facebook'a, Bloggere vs. bu resimi yüklediğiniz taktirde bile yasal olarak suç sahibi oluyorsunuz. Çünkü insanın gizlilik hakları var ve o istemediği sürece resimi kullanamazsınız.
Resim hakkına gelince. Diyelim arkadasınız bir resminizi çekti, yada size her hangi bir ortamda çekilen bir resim verdi. Sizinde çok hoşunuza gitti ve bunu İnternet'e yüklemek istiyorsunuz. Resimi çeken şahısa sormadan kullanamazsınız. Resim hakları ona aittir, resmin üzerinde siz olsanız bile.
Kullanılan yazılara gelelim. Çok sevdiğiniz bir sözü, şiiri yada yazıyı paylaşmak istediğinizde kesinikle yazarın adını yayimlamalisiniz.
Bilinmiş bir söz ise tırnak işareti("") içine almanız gerekiyor. Böylelikle alıntı oldugunu belirtmiş oluyorsunuz.
Bu konuya gerek blogger, gerekse kendi resimleri yazıları üzerinde hak sahibi olarak dikkat etmemiz gerekiyor.
Yıllar önce bana ait olan bir dörtlük aylar sonra kısa mesaj olarak cebime düştü. O zaman çok şaşırmıştım. Arkadasıma mesajı nereden aldığını sormuştum ve kendisine bayram mesajı olarak geldigini söylemişti. Ben bu konuya çok üzülmüştüm. Çünkü bana aitti ve bir başkası bayram mesajı olarak kullanıyordu.
Bu yüzden herseyden önce emeğe saygı göstermek için alıntı olduğunu belirtelim lütfen.
© Ahu Kader
Konu bloglarda ve başka sitelerde kendinin olmayan fotografları, resimleri kullanma hakkında.
Sevdadan duydugum kadarıyla bir kaç blogger arkadasıma kullandıkları resimler hakkında mail ile bildirim gelmiş.
Ben üniversitede gizlilik hakları ve fotograf kullanımı hakkında ders gormuştum. Kendi çektiğiniz resimler haricinde her hangi bir siteden veyahut Google aracılığı ile bulup bloggere resim yüklediğiniz taktirde suç işlemiş oluyorsunuz.
Kendi çektiğiniz bir resimde eğer insanlar bulunduğu taktirde, yani yüzleri tamamen seçilir vaziyette olduğu zaman, resimde bulunan kişilere sormadan Facebook'a, Bloggere vs. bu resimi yüklediğiniz taktirde bile yasal olarak suç sahibi oluyorsunuz. Çünkü insanın gizlilik hakları var ve o istemediği sürece resimi kullanamazsınız.
Resim hakkına gelince. Diyelim arkadasınız bir resminizi çekti, yada size her hangi bir ortamda çekilen bir resim verdi. Sizinde çok hoşunuza gitti ve bunu İnternet'e yüklemek istiyorsunuz. Resimi çeken şahısa sormadan kullanamazsınız. Resim hakları ona aittir, resmin üzerinde siz olsanız bile.
Kullanılan yazılara gelelim. Çok sevdiğiniz bir sözü, şiiri yada yazıyı paylaşmak istediğinizde kesinikle yazarın adını yayimlamalisiniz.
Bilinmiş bir söz ise tırnak işareti("") içine almanız gerekiyor. Böylelikle alıntı oldugunu belirtmiş oluyorsunuz.
Bu konuya gerek blogger, gerekse kendi resimleri yazıları üzerinde hak sahibi olarak dikkat etmemiz gerekiyor.
Yıllar önce bana ait olan bir dörtlük aylar sonra kısa mesaj olarak cebime düştü. O zaman çok şaşırmıştım. Arkadasıma mesajı nereden aldığını sormuştum ve kendisine bayram mesajı olarak geldigini söylemişti. Ben bu konuya çok üzülmüştüm. Çünkü bana aitti ve bir başkası bayram mesajı olarak kullanıyordu.
Bu yüzden herseyden önce emeğe saygı göstermek için alıntı olduğunu belirtelim lütfen.
© Ahu Kader
17 Ekim 2012
Sormak istiyorum o minnacik bedenlere
Ufacık minik elleri ile metroda, otobüste yada trende karşımda otururken sormak istiyorum o minnacık bedenlere, 'Neden başını örtüyorsun?' diye.
Yanlış anlamayın beni. Dinimiz kapanmayı, daha doğrusu baba, erkek kardeş ve koca haricinde, başkasının yanında mahremiyetini gizlemeyi söylüyor.
Ama o küçücük bedenlere bu kara çarşafları geçirirken, bir an düşünüyorlar mi, 'bu çocuk bunun anlamını biliyormu?' diye. Hayır bilmiyor. Çünkü artık baş örtüsü dinimiz gereğince değil, daha çok bir aksesuar ve politik bir araç olarak kullanılıyor.
Hiç kimseye karşı değilim, hiç bir düşünceyi yargilamiyorum. Fakat bir çoğunun o yüce kitabı okumadığı ne kadar belli ne yazık ki.
Namahremden sakının diyor! Başınızı örtün, kıçınızı açın demiyor. Üzerinize bir atkı ile esantiyonlu aksesuar yaparken, altınıza incecik her yerinizi belli eden tayt giyin demiyor.
Kusura bakmayın ama, başınızı örttügünüz için, başını örtmeyi düşünmeyenleri hor görün, hatta onların hakkında kötü düşünün, burun kivirin demiyor o yüce kitap.
Sözüm meclisten dışarı. içimden geçenleri her zaman yazdığım gibi, bunuda yazmak istedim. Kalın sağlıcakla.
© Ahu Kader
Yanlış anlamayın beni. Dinimiz kapanmayı, daha doğrusu baba, erkek kardeş ve koca haricinde, başkasının yanında mahremiyetini gizlemeyi söylüyor.
Ama o küçücük bedenlere bu kara çarşafları geçirirken, bir an düşünüyorlar mi, 'bu çocuk bunun anlamını biliyormu?' diye. Hayır bilmiyor. Çünkü artık baş örtüsü dinimiz gereğince değil, daha çok bir aksesuar ve politik bir araç olarak kullanılıyor.
Hiç kimseye karşı değilim, hiç bir düşünceyi yargilamiyorum. Fakat bir çoğunun o yüce kitabı okumadığı ne kadar belli ne yazık ki.
Namahremden sakının diyor! Başınızı örtün, kıçınızı açın demiyor. Üzerinize bir atkı ile esantiyonlu aksesuar yaparken, altınıza incecik her yerinizi belli eden tayt giyin demiyor.
Kusura bakmayın ama, başınızı örttügünüz için, başını örtmeyi düşünmeyenleri hor görün, hatta onların hakkında kötü düşünün, burun kivirin demiyor o yüce kitap.
Sözüm meclisten dışarı. içimden geçenleri her zaman yazdığım gibi, bunuda yazmak istedim. Kalın sağlıcakla.
© Ahu Kader
Aber, auch nur vielleicht
Das Leben besteht aus einem „Vielleicht“ und mehreren Fragezeichen.
Vielleicht wäre ich in der Türkei geboren, wenn meine Großeltern meine Eltern damals mitgenommen hätten.
Vielleicht hätte ich mich im Kindergarten nicht zurückgezogen, wenn die anderen Kinder mich nicht gehänselt hätten.
Vielleicht wäre ich in der Grundschule nicht so eifrig gewesen, wenn ich auf die Kinder im Kindergarten keinen Hass gehabt hätte.
Vielleicht hätte ich meiner Grundschullehrerin nicht mein Abiturzeugnis unter die Nase gerieben, wenn sie mir keine Hauptschulempfehlung gegeben hätte.
Vielleicht hätte ich eine Ausbildung gemacht, wenn ich im Einstufungstest nicht durchgefallen wäre.
Vielleicht hätte ich Englisch studiert, wenn die Inder nicht nach Deutschland geholt worden wären.
Vielleicht hätte mein Studium nicht so lange gedauert, wenn mein Vater nicht diesen Motorradunfall gehabt hätte.
Vielleicht hätte man die Leiche meiner Urgroßmutter viel später gefunden, wenn ich ihren Tod nicht geträumt hätte.
Vielleicht hätte ich Physik nicht abgewählt, wenn Herr XY nicht so ein Arsch gewesen wäre.
Vielleicht wäre ich wirklich ausgewandert, wenn ich vor dem türkischen Einstufungstest keine Angst gehabt hätte.
Vielleicht wäre ich jetzt nicht dort, wo ich gerade bin, wenn ich vor zwei Jahren diese Entscheidung nicht getroffen hätte.
Aber, auch nur vielleicht.
In den kommenden 30 Jahren, wenn ich sie denn erlebe, wird sich diese Liste verlängern.
Aber, auch nur vielleicht.
© Ahu Kader
Vielleicht wäre ich in der Türkei geboren, wenn meine Großeltern meine Eltern damals mitgenommen hätten.
Vielleicht hätte ich mich im Kindergarten nicht zurückgezogen, wenn die anderen Kinder mich nicht gehänselt hätten.
Vielleicht wäre ich in der Grundschule nicht so eifrig gewesen, wenn ich auf die Kinder im Kindergarten keinen Hass gehabt hätte.
Vielleicht hätte ich meiner Grundschullehrerin nicht mein Abiturzeugnis unter die Nase gerieben, wenn sie mir keine Hauptschulempfehlung gegeben hätte.
Vielleicht hätte ich eine Ausbildung gemacht, wenn ich im Einstufungstest nicht durchgefallen wäre.
Vielleicht hätte ich Englisch studiert, wenn die Inder nicht nach Deutschland geholt worden wären.
Vielleicht hätte mein Studium nicht so lange gedauert, wenn mein Vater nicht diesen Motorradunfall gehabt hätte.
Vielleicht hätte man die Leiche meiner Urgroßmutter viel später gefunden, wenn ich ihren Tod nicht geträumt hätte.
Vielleicht hätte ich Physik nicht abgewählt, wenn Herr XY nicht so ein Arsch gewesen wäre.
Vielleicht wäre ich wirklich ausgewandert, wenn ich vor dem türkischen Einstufungstest keine Angst gehabt hätte.
Vielleicht wäre ich jetzt nicht dort, wo ich gerade bin, wenn ich vor zwei Jahren diese Entscheidung nicht getroffen hätte.
Aber, auch nur vielleicht.
In den kommenden 30 Jahren, wenn ich sie denn erlebe, wird sich diese Liste verlängern.
Aber, auch nur vielleicht.
© Ahu Kader
15 Ekim 2012
- Erol Günaydin -
Tonton dede Erol Günaydın'i bugün kaybettik. Ne kadar şeker bir adam, ne kadar yakisikliymis gençliğinde diye büyüdük. Oynadığı filimleri severek seyrettik. Kimi zaman kötü rolde oynarken, onun sirinligine yakıştıramadık.
Ruhu sad olsun. Nur içinde yatsın. Mekânı cennet olsun.
Ahu Kader
Not: Erol Günaydin Vikipedi icin tikla
7 Ekim 2012
THY - Türk Hava Yollari/Turkish Airlines
Türk Hava Yollarının son reklamında İstiklal Marşını çalan binlerce insan ve ülkeyi gösteriyorlar.
Kimine göre gurur verici bir reklam olsada, ben bu reklamı hiç ama hiç beğenmedim.
İlk önce gerçekten kulağa hiçte hoş gelmiyor. Bazı enstrümanlar hiç uymamış, kulağı tırmalıyor. İkincisi: İstiklar Marşı şarkı değildir, öyle herşey için kullanılmamalıdır.
üçüncü olarakta insanların milli duygularını kullanarak bir şeylerin reklamı yapılmamalı. 'Vay helal olsun THY'ye, İstiklar Marşını caldirmis, ne güzelde reklam olmuş' diyenler var biliyorum.
Neyi güzel olmuş? Neyini beğendiniz reklamın? Hiç bir anlamı yok bence. Sadece İstiklal Marşımız çalıyor diye bir gurur duyuyor insan. Yok hiçte beğenmedim. Zapliyorum hemen.
***
Turkish Airlines benutzt in seiner letzten Werbung die türkische Nationalhymne. Verschiedene Menschen aus verschiedenen Kulturen spielen auf verschiedenen Instrumenten die Hymne. Mir gefällt diese Werbung ganz und gar nicht. Als erstes hört es sich sehr schlimm an. Einige Instrumente passen überhaupt nicht zu der Hymne und spielen es total quer.Zweitens ist meiner Meinung nach eine Nationalhymne kein Lied, das einfach überall benutzt werden darf.Zu allerletzt sollte man bei Werbungen einfach nicht die nationalistischen Gefühle der Menschen ausnutzen.Viele sagen: "Wow, super Turkish Airlines, hat die Nationalhymne spielen lassen."Was gefällt euch daran? Für mich hat es gar keinen Sinn. Jedenfalls schalte ich um, wenn die Werbung eingestrahlt wird.
© Ahu Kader
2 Ekim 2012
Alex'siz ilk gün
Hiç bir şey söyleyemiyorum. Sadece çok büyük bir hata yapıldığını ve bu hatanın hiç bir şekilde telafi edilemeyeceğini düşünüyorum.
Ben bu günü sadece kendim için kayıt etmek istiyorum.
Alex'siz ilk gün.
Ben bu günü sadece kendim için kayıt etmek istiyorum.
Alex'siz ilk gün.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)