29 Nisan 2016 Cuma

Güven'den Mektup Var

Dün aksam eve geldigimde beni bir mektup bekliyordu. Kendisi blogunda yazmisti bu konu hakkinda ama ben de burada yazayim.
Ben Ölmeden blogunun sahibi sevgili Güven bir gün Twitter'den kimler mektup istiyor gibi bir soru sorunca hemen ona bir DM atip adresimi gönderdim.
Daha önce hic mektup yazmamis olan arkadasimin yazacagi ilk mektuplardan bir tanesi de bana gelsin istedim.


Ben ki yillardir mektup yazar, Türkiye'ye gönderirim. Sosyal medya ve isim geregi neredeyse günün bir cok saatini bilgisayar basinda geciren ben, son yillarda fark ettim ki, kagit ve kalem ne olursa olsun benim en iyi dostum.
Binlerce satir yazilim kodu yazmaktan, bloga yazmaktan bir tembellik olusmus durumda.
Bu durumu günlük yazarak, okudugum kitaplari not alarak degistirmeye calisiyorum. Mektup yazmakta bunlardan biri.
Bu yüzden en kisa zamanda Güven'e cevap yazacagim tabi ki.

Güven'in mektubu beni cok umutlandirdi. Son zamanlarda yasadigim, buraya aktarmadigim üzücü olaylarin üzerine ilac geldi gibi diyebilirim.
En cokta bu satirlar mutlu etti beni

 “Elalem ne der diye düşünmeden yaşa. Göreceksin, bugün seni ayıplayanlar yarın ilk takdir edenler olacaklar.” 

Güven'in Ben Ölmeden listesinde Almanya'ya gitmek var. Bir gün gelecek, Güven Almanya'ya gelecek ve buralari gezecegiz. Bir kahve icecegiz, sahaflari gezecegiz. Yazilim makinelerini Avrupa'da baslatan, benim de dogdugum yer olan, Gutenberg'in kenti Mainz'i gezdirecegim ona. Cünkü kitaplar da ortak noktalarimiz. “Her zaman merak et ve okumayi asla birakma”  diyor satirlarinda.
Birakmayacagim. Tesekkür ederim sana.


26 Nisan 2016 Salı

Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yasar Kemal





Kitap Agaci Nisan ayinin kitabiydi Zülfü Livaneli'nin Yasar Kemal'i anlattigi kitap. Sevgili Kocaeli temsilcisi sagolsun, bu kitabi bana hediye etti. Siladan geldi bu kitap ulasti elime. Hemen okumaya basladim ve cok sevdim. Yeri geldi hüzünlendim, yeri geldi kahkahalar attim Yasar Kemal'in hatiralarini dinlerken.

Ve anladim ki, okunmasi gerekiyor tüm kitaplari. Zülfü Livaneli kitabinin son sayfalarinda Yasar Kemal ile olan fotograflarina yer vermis ve ayrica Yasar Kemal'in tüm yapitlarinin listesini cikarmis.
Okunacaklar listesi büyümeye devam ediyorum.

Kitabin bir cok yerine postit yapistirdim. Buyurun alintilarima.

Bunca yil ve bunca dert icinde, en cok ne yaptiniz denirse buna cevabim; türkü söyledik, edebiyat konustuk, güldük olur.

Ya da Karacaoglan'in "Cukurova bayramligin giyerken / Üzerinden ciplakligin soyarken" dizelerini dizelerini analim. "Ciplakligi soymak" nasil bir söylemdir, nasil bir edebi bulustur.

Sadece Ince Memed mitosu hakkinda yarim yamalak bir seyler biliyorlar. Zaten bu ülkede her konuda fikir beyan edenler genellikle, kitap okumuyor.

[...] Hatta ondan sonra gelen bircok hükümeti kastederek bazen "Mustafa Kemal'e kurban olsunlar", bazen de "Mustafa Kemal'in tirnagina kurban olsunlar" dedigini cok duydum.

Ben sadece onun yakin dostu Sait Faik'in sözünü anacagim simdi.
Kitabini Yasar Kemal icin "Türklerin en Kürdüne, Kürtlerin en Türküne" diye imzalamis. Bu ülkeyi yillardir yönetenler sadece bu cümleyi bile anlasalardi, bu kadar aci cekilmezdi.

1992 yili - Gazetelerde bir haber:
"Kitap Fuari'nin onur yazari secilen Yasar Kemal icin özel bir gece düzenleniyor."
Gazetelerde bir baska haber:
"11. Istanbul Kitap Fuari polis tarafindan basildi. Yayinevi sahipleri gözaltina alindi."
***
Gazetelerde ayni gün yayinlanan iki haber, bu ülkeye yazik edildiginin carpici bir belgesi.

Okuyun!

25 Nisan 2016 Pazartesi

Frankfurt St. Bartholomäus Kilisesi


Dün aksam bir arkadasimin dogum günü icin Frankfurt sehrinde bir araya geldik bir sürü arkadas ile. Öncelikle hepimiz bir araya gelelim diye kilisenin önünde sözlestik.
Kilisenin en tepesine cikalim dediler. Cikalim dedik. Zaten arkadasim büyük grup oldugumuzdan hepimize grup bileti almis bulunuyordu.

Sagda bulunan merdivenlerden cikmaya basladik. Dön babam dön. Her yer cok dar. Ben tabi ki guatr hastaligimi göz ardi ettim. Yaklasik 50 basamak ciktiktan sonra biraz zorlandim. Kisa kisa araliklar ile devam ettim, pes etmedim. 

Sonradan ögrendigime göre tami tamina 298 basamak cikmis olduk. Kilis toplaminda 90 m yüksekliginde. Merdivenlerin hepsini ciktiginiz taktirde 66. metrede bulunuyor ve tüm Frankfurt sehrine bir kus bakisi atiyorsunuz. 

1562 yilindan beri ayakta duran bu kilisede 1792 yilina kadar 10 Kayser taclandirilmis.

Tüm merdivenleri indikten sonra kendimi kilisenin icine attim. Herkes toplanana kadar biraz oturdum. Aksam 18.00'de ayin olacagindan kilise doluydu ve 17.55'de kiliseden ciktim. Bu yukarida görmüs oldugunuz fotografta ayinden bir kac dakika önce herkes toplanmaya baslarken ortaya cikti.

Eger yolunuz bir gün Frankfurt'a düserse bu kiliseye ugrayin derim.
Olurda sizde benim gibi 298 basamagi cikip Frankfurt'a bakmak isterseniz kiliseye su tarih ve saatler arasinda cikilabiliniyor.

1. Nisan - 31. Ekim saat 10:00 - 18:00  ve 
1. Kasim - 31. Mart saat 10:00 - 18 : 00 arasi.

Ücret 3€
Cocuklar, emekliler ve üniversite ögrencileri icin 1.50€

23 Nisan 2016 Cumartesi

Zorba

Coktandir merak ettigim Zorba kitabini sevgili Kitap Agaci Almanya üyesi olan Tugba'dan ödünc aldim. Kendisi okumus begenmis, bana da gönderdi sagolsun.
Kitabin baslarinda biraz zorlandim. Tam olara konuya adapte olamadim sanirim.
50 sayfa okuduktan sonra hatta biraksam mi diye düsünüm. Sonra dedim ha gayret Ahu, cok merak ediyorsun, oku.
Okudum bitirdim. Cok sevdim.

Kitabin iki karakteri var. Bir kitapta anlatici (yazar) olan, adini hic ögrenemeyeceksiniz ve kitabin adini da tasidigi Zorba karakteri. Yani Alexis.
Kitap 1930 yilinda Girit'te geciyor ve anlatici Zorba ile yasadiklari olaylari anlatiyor.

Zorba hakkinda vikipedi ne diyor?
Aleksi Zorba, romanın başkahramanı olmanın yanısıra, Kazancakis'in karakterine duyduğu hayranlıkla birlikte adeta yüceltilmiştir. Gerçek bir kişi olduğu, Girit'te yaşayan fakir ve felsefî çizgide yaşamış bir insan olduğu sanılmaktadır. Kitabın önsözünde Kazancakis kendisini etkileyen tarihin önemli isimlerini sıralar, bu isimler arasında Homeros, Buda, Nietzsche, Bergson gibi isimlerin dışında Zorba'da bulunmaktadır. Bu sayede yazar karakterin kendisi için taşıdığı önemi, sunduğu yaşam felsefesini de okuyucuya aktarmıştır.

Yazar hakkinda vikipedi ne diyor? 

Zorba'nın öyküsü onun ağzından anlatılır, kitap onun Zorba hakkındaki düşünceleri üzerine kurulmuştur. Kitapta açık bir biçimde adı verilmeyen bu yazar muhtemeldir ki Nikos Kazancakis'in kendisidir. Zorba tarafından çok kitap okuduğu için kağıt faresi olarak adlandırılır.



21 Nisan 2016 Perşembe

Kendine Ait Bir Oda







“Männer wissen, dass Frauen ihnen überlegen sind und wählen deshalb die Schwächste oder Unwissendste.
Wenn sie dies nicht glaubte, könnten sie niemals Angst vor Fraueb haben, die ebenso viel wissen wie sie selbst.”


Bahar Okuma Şenliğin'de kadın temalı bir kitap okumam gerektiğinde çoktandır okumak istediğim ‘Kendine Ait Bir Oda’ kitabını seçtim. Virginia Woolf'un bu fotoğrafı asilliği simgeliyor benim için.
'Kendine Ait Bir Oda’ aslında Woolf'un iki ayrı kolejde verdiği konferans metnine dayanır. Woolf kitabın başında kadın olduğu için Oxbridge'de okumasının yasak olduğunu anlatıyor.
Woolf bu kitabında ne yazık ki erkek egemen bir dünyada kadın olmanın ne kadar zor olduğunu dile getiriyor.

20 Nisan 2016 Çarşamba

Karalama

Cok yoruldum ben aslinda.
Insanlara laf anlatmaktan.
Anlatamamaktan.
Kendini savunmaktan.
Savunmaya gecmekten.
Savunulacak bir sey olmadigindan
Susmayi yeglemekten.

Zor insanlar ile ugrasmak.
Her birini ayni sevmek.
Sevebilmek.
Sevmek insanlari cikarsizca.
Oluyor.
Yapabiliyorum.
Peki insanlar?
Sevdirmek istiyormusun kendini?
Cikarsizca sevenin degerini biliyormusun?
Bilmiyorsun gibi.

18 Nisan 2016 Pazartesi

Ata'm


Ah canım Ata'm. Şen çocuklar gibi salıncakta sallandigin  bu fotograf var ya ... O kadar önemli ki benim için. Bir salıncak gördüğüm zaman sen ve çocuk olmak gelir aklıma. Çünkü cocuk olmak güzeldi. Bir salıncağın tepesinden fazla yükseğe çıktığın için düşüp dizini kanatmak bile... Hayallerimizin yeşilinde daha güzeldi hayat. ATA'm bu fotograf. Senin bana en güzel armağanın. Çünkü o salıncağın sallandığı gölgede büyüdü tüm çocuklar ve kirlendi dünya. Ahu Kader. #okudukcabuyurinsan

11 Nisan 2016 Pazartesi

Aksam Halay; Sabah Halay

Yogun bir haftasonunu atlatmis bulunuyorum. Cumartesi günü kiz kardesimin arkadasi Seda sözlendi. Kizi istemeye geldiler. Biz de kizin arkadaslari olarak önceden gittik ve evde hazirlanmasina yardim ettik. Erkek tarafi gelmeden de bol bol fotograf cekildik ;)
Sonra erkek tarafi geldi.
Kahve pisirme fasli vardi. Abla olarak görevi üstlendim ve S.ye yardim ettim. 12 orta sekerli kahve pisirdim.
Damadin kahvesini minik kuzum kendi yapti. Icine tuz haric aci pul biber de kattilar ki damada acidim vallahi.
En son özel hazirlanan damat tepsisi ile damada kahve gidince ben dahil bizim kizlar solugu oturma odasinda aldi ve damadin fotograflarini ve videyolarini cekti.
Helal olsun cocuga, icti acili tuzlu kahveyi. H.'nin bunun acisini sonradan S.'de cikaracagina eminim. :)
Kahveler icildi ve hep birlikte sözün kesilecegi salona gecildi. Gelenler salata ve yemekler getirmisti. Acik büfe yaptik.
Damat tarafi Pazarcik'li olunca vur patlasin cal oynasin, halay halay halay. Aman sabahlar olmasin. :)
Gece on iki de eve döndük kardesim ile.

Pazar günü ise baska bir telas vardi. Cok sevdigim arkadasim oglunu gectigimiz sali günü sünnet ettirmisti hastanede ve madem E. erkek adam oldu ufak bir sünnet töreni gerekirdi.
Öglen saat 4'te salona gittik ve sünnet cocugunun gelmesi saat bes bucugu buldu. O geldikten sonra yine vur patlasin cal oynasin, halay. Halay. Halay.

Aksam halay, sabah halay tweetim de bu yüzdendir efendim.

Görüstügümüz zaman görüsürüz.

7 Nisan 2016 Perşembe

Peri Gazozu | Ercan Kesal

Ercan Kesal'ı daha önce okumamıştım. Peri Gazozu'nu arkadaşım Tugce'den ödünç alarak okudum ve harika bir kitabın satırlarında dolaştım.
Ercan Kesal bu kitabında size hikayeler anlatmak istemiyorum, yaşamanızı istiyorum demiş. Gerçekten de öyle oldu. Sadece okumadım, bire bir yaşadım anlatılanları.
Ercan bey en çok ailesinden, babasının hayatından, kendi yasadigi olaylardan, devrimden, doktor olarak görev yaptığı yerlerde gördüklerinden bahsediyor bu kitapta.
Kitapta bir çok yerin altını cizmek istedim. Kitaplarımı çizme aliskanligim yoktur halbuki. Sevmem karalamayı, boyamayı.

Alıntılar:

Girişteki hikayeyi bitireyim yine de. Hazreti İbrahim, oğlunun "Kuzu nerede?" sorusuna bir an sustuktan sonra, şöyle cevap verir:
"Kuzuyu Tanrı verecek oğlum."
Benim sorum daha kolay:
"Bizim kalplerimize insanlığı kim verecek?"

Peki, ne kadar daha seyredeceksiniz, plazma LCD televizyonlarınızın önünde, bayrağa sarılı tabutlara sarılara, babalarının göğüslerini arayan yetimlerin hüznünü?

Yalnız faşizmdeki “z” ile “m"nin arasına da "i” koymuşlar. Daha imla kurallarını bilmiyorsunuz ki oğlum, nasıl devrim yapacaksınız?
“Ne alakası var baba?”

Kapiya gelen dilenciye yiyecek verirken sevap bana yazilsin diye yaris yapilan bir evde büyüdüm ben.


Kayip Gül: Askin Resmi

Serinin son kitabinda Diana'nin sevgilisi Matthias'in dilinden eslik ediyoruz güllerin hikayesine.
Efes'i geziyoruz. Meryem Ana'da bulusuyoruz.
Matthias'in neden ücüncü kitabin basinda Diana'yi birakip gittigini anliyor ona hak veriyoruz.



Alintilar:
'Bildigin sorulari sorma evlat. Buraya sirtini dön ve yürü. Ya da sür, ya da uc, ama git. Gitmek isteyen ruh, durdugu zaman sadece hastalik sacar.'

"Bazi kelimeler vardir," dedi. "Ondan insanlar ayni seyi anlar. Cay kasigi gibi. Bazi kelimeler vardir, ondan anlasilan seylerin sayisi, yeryüzündeki insan sayisi kadardir. Ask gibi. Bir seyin anlami cogaldikca, anlasilmasi güclesir, belki de imkansiz olur. Sanirim bu durum en fazla ask icin gecerli."

6 Nisan 2016 Çarşamba

4. hafta

Saka maka stajin dördüncü haftasinin bitmesine iki gün kaldi. Bir cok sey ögrendim. Kafam bilgi ile doldu.
Isim yokmus gibi bu hafta da Android uygulamasi yazilimi yapiyorum.
Zevkli bir sey. Ortam iyi. Zaten topu topu 4 kisiyiz. Tek bilgisayar mühendisi benim. Diger IT'ciler evden ayri calisiyor.
Bir sey oldugunda skype üzerinden arayip soru soruyorum. Hic sevmem böyle konusmali chat ortamlarini ama idare ediyorum iste.

Onun haricinde evime yakin. Tren ile on bes dakika. Fakat burada tren saatte bir durdugu icin sabahlari babam birakiyor, dönüste de neredeyse 40 dakika tren bekliyorum.
En sevdigim seyi yapiyorum bu bekleme sürecinde. Kitap okuyorum bol bol.

Eve döndügümde ise bilgisayar görmek istemiyorum aslinda. Hic bir zaman 24 saat bu aletin basinda oturan biri olmadim ben, olmayacagim da. Her ne kadar teknolojiyi üretsemde ;)

Görüstügümüz zaman görüsürüz.

3 Nisan 2016 Pazar

Kayip Gül: Ekim Yagmurlari | Serdar Özkan

Kayip Gül serisinde ücüncü kitap olan Ekim Yagmurlari'nda adindan da anlasilacagi üzere Diana bu sefer Ekim Yagmurlarini bekliyor. Annesinin ölümünden önce yazdigi mektup sayesinde ilk kitapta Istanbul'a yolculuk yapmis olan Diana'nin bu sefer yolculugu yeniden Istanbul, Izmir, Efes sehri, Meryemana'yi kapsiyor.


Güllerin dilini iyice ögrenen Diana bir cok gülün hikayesini dinleyip bunlari yazmaya karar verdigi kitabin konusu yapiyor.
Ikinci kitapta yasadigi düsten sonra yasadigi düsü kitap haline getirmeye karar veren Diana artik yazdigik günlüklerinde buldugu diger benligi Mary'ye de mektuplar yaziyor.

Notlar:
Evet, kimimiz kimimizden daha kibirli, kimimiz kimimizden daha bencil, ama hepimizin icinde 'ben' diyen bir ses yok mu sonucta?

Kalple ilgili bir seyi zin nasil anlayabilir, nasil tanimlayabilir ki?

'Her gün bu sorunlar bogusuyoruz. Her gün. Begenilmeyi isteme sorunu.'

'Sen' demeye, en azindan 'biz' demeye karar vermek, ama 'ben' demekten kurtulamamak...

Cocuklariniz, sizin cocuklariniz degil.
Kendini arayan Hayat'in ogullari ve kizlari onlar. 
Onlara sevginizi sunabilirsiniz, düsüncelerinizi degil.
Cünkü onlarin kendi düsünceleri vardir.
Siz onlara benzemek isteyebilirsiniz,
Ama onlari kendinize benzetmeye calismayin sakin.
Cünkü hayat geriye gitmez, dün ile oyalanmaz.
Siz yaysiniz, cocuklariniz ise sizden ileri atilmis dir oklar...
Halil Cibran

Belki sürekli kendimizi düsünecek, sürekli kendimiz icin yasayacagiz. Kendimizden baskalarini ancak kendimiz icin hatilayacagiz belki.

Ölümsüz Kalp | Serdar Özkan

Daha önce Kayip Gül serisinin birinci kitabini okumustum. Bana sevgili Serpil abladan hediye gelmisti. Sosyal medya en cokta Instagram bana cok güzel dostluklar kazandirdi. Sevgili Serpil abla da bu insanlardan biri.

Kayip Gül kitabini okudugmda seri oldugunu bilmiyordum. Sonradan ögrendigime göre dört kitap varmis ve ben bu dört kitabi okumak istegimi belirttigimde canim arkadasim Tugce hepsi bende var, hemen gönderiyorum deyip posta ile gönderdi sagolsun.

Gelelim serinin ikinci kitabina: Ölümsüz Kalp


Ölümsüz Kalpt'te ilk kitapta annesini kaybeden Diana bir ikizinin oldugunu ögrenmisti. Ikizinin adi ise Mary. Ikinci kitapta Mary'nin aslinda kendi oldugunu ögreniyor ve gördügü bir düste Mary'yi bir canavarin elinden kurtarmaya calisiyor. Bu serüveninde bir ölümsüz ile karsilasiyor. Bay Ölümsüz, Bay Bilen, Bayan Hosgörü ... vesaire.
Bu kitapta aslinda egomuzu nasil tatmin edebilecegimizi, kimi zaman Ben'cilikten vazgecip sen'ci olmamiz gerektigini ögretiyor.
Kücük Prens'e benzetilmesi, 44 dile cevirilmesinde bir neden vardir.
Okuyun.