16. Juni 2015

Jenoff ve Urgan

Sene 1941. Ülkelerden Polonya, Krakau sehri. Yahudi Emma iken Polonyali hristiyan olarak hayatina devam eden Anna'nin hikayesi. Anna bir de sekreter olarak nazi rejiminin en büyük komutaninin yaninda calismaya baslar ve Yahudilerin direnis haraketine yardimci olmak icin komutanin evine girmek zorundadir. En iyi sekilde böyle bilgi alacaktir. Bir yandan da yüregine söz geciremez. Bir seneden fazladir görmedigi yahudi esi Yakup, bir yandan da hic mutlu görünmeyen komutan Georg.
Yüregine söz gecirmek zorundadir, cünkü Georg bir sürü yahudinin ölümüne sebeptir ve belki de su an getto da bulunan annesi ve babasinin da ölümüne sebep olacaktir.
Sonuna kadar cok heyecanli bir kitapti. Bu kitabin türkcesi yok herhalde. Cok üzücü. Belki ilerleyen yillarda cevrilir. Nedense Almanya da yasadigim icin buranin Nazi devri ve onunla olan her türlü roman ve hikayeler ilgimi cekiyor ve beni heyecanlandiriyor.

The year 1941. Poland. Krakow. While Emma is a Jewess, her life turns around and she becomes the Christian Anna.
As that were not enough, she is the typist of the commander who governs to the Nazi government in Krakow.
In order to help the resistance movement, she has to enter the house of the commander. This is the only way to get informations for the resistance movement.
On the other hand, she tries not to listen to her heart, but to work with her logic.
On one side is her husband Jacob, whom she has not seen in over a year, and on the other side the commander George, who looks not at all happy.
She must ignore her feelings, because George is responsible for the deaths of many Jews. He will also be responsible for the death of her parents, who are in the ghetto.
The book was very exciting until the end.
The book has no Turkish translation. Very sad. I hope that it will be translated in the coming years.
Since I live in Germany, I find stories and books that deal with the Nazi period very interesting and exciting.


Ne zamandir Mina Urgan'i okumak istiyordum. Sevgili kitap agaci arkadasim Yonca kitabini benimle paylasti. Kendisine buradan tesekkür ediyorum. Mina Urgan'in otobiyografisi diyebiliriz bu kitaba. Aslinda anilarini yazmis Urgan. Dolu dolu bir hayatin, siirlerinden kitaplarindan tanidigimiz bir sürü meshur edebiyat yazarlarinin hayatina da göz atmis oluyoruz. Mina Urgan'in anilarini severek okudum.

İngiliz edebiyatı 'duayenimiz' Mîna Urgan, bu kez anılarıyla, bir yaşama ustası olarak karşımızda. Mîna Urgan Bir Dinozorun Anıları'nda açıkyürekli, yalın ve naif bir dille anlatıyor; kendini, çevresindekileri ve bir coğrafyada olan biteni... Halide Edip, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Atatürk ve başka pek çok isimle zenginleşmiş bir ömrü...
'Oğuz Atay'ı ayaküstü ve o kadar az gördüm ki, onunla ilgili ancak bir tek izlenim edindim: Koskocaman bir kediye benziyordu tıpkı. Çok kocaman ve çok güzel bir kediye öyle benziyordu ki, ona ilimi uzatınca 'miyaav' diyeceğini sandım. Miyavlayacağı yerde 'tanıştığımıza memnunum' deyince şaşırıp kaldım.'
Mîna Urgan'ın anılarını bazen coşkuyla bazen buruklukla ama hep gülümseyerek okuyacaksınız. özellikle yakın tarihimizi en yalın dille bu kitap da bulabilirsiniz




Kommentare:

  1. rica ederim ne demek... MINA URGAN in hayati gercekten dolu dolu gecmis kadin dinozor diye bosuna dememis kendine! herkesi görmüs ya!

    AntwortenLöschen
  2. Nereden buluyorsun bunları yahu :) Biraz fazla marjinalsin :)

    AntwortenLöschen
    Antworten
    1. Mustafa, hic okumadigim yazarlari okumayi seviyorum. marjinal ne alaka :)

      Löschen
  3. nazi devri ile ilgili kitaplar filmler benim de ilgimi çekiyor..
    Mina Urgan'ın bu kitabını da yıllar önce okumuştum anıları güzeldi :)

    AntwortenLöschen