29 Haziran 2015 Pazartesi

Sultan Restaurant

Gectigimiz cumartesi kizlar ile iftar yaptik Wiesbaden sehrinde.
Wiesbaden de Klein Istanbul (kücük istanbul) olarak gecen Wellritzstraße de bir kac ay önce bir türk lokantasi acildi. Sultan.
Lokantalar yaninda kendini bulabilecek mi, iyi olabilecek mi derken kisa sürede adindan cok duyurdu.
Servisi cok iyi ve elemanlari cok cana yakin. Ramazan disi hafta ici her gün sabahlari acik büfe kahvalti veriyorlar.



Lokanta tiklim tiklim doluydu. Corbalar müesseseden di. Mercimek corbasini cok severim zaten. Onun haricinde Sultan lokantasinda ayranlar büyük bakir bardaklarda veriliyor. O kadar büyük ki icine de bakir bir kepce kokuyorlar icebilmek icin. Cok hosuma gidiyor bu. Sirf bu ayran yüzünden gidiyorum buraya.

Oradan da kalkip bir yerde kahvelerimizi icip evimize döndük. Güzel bir aksamdi.


28 Haziran 2015 Pazar

Duvar

Kaynak: Neokur.com
Jean-Paul Sartre'nin bu kitabini tabi ki yine almanca okudum. Kitap aslinda Sartre'nin Duvar adli öyküsünden olusuyor. Kitapta bir hücreye atilan 3 kisi.
Politika davalari ...
Aranan bir arkadaslarini ele vermelerinin istenmesi ...
Idama mahkum edilmeleri ...
Son 24 saatlerini onlar ile birlikte gecirmesi icin hücreye sokulan bir doktor ...
Ölüme giden iki birey ...
3. kisiden tekrar ve tekrar bilgi alma cabalari ...
Idama gidecegini kabullenen 3. kisinin aranan kisinin bir mezarlikta saklandigini söyleyip polisler ile dalga gecmesi ...
Idami beklerken tek hücreden kogusa geri dönmesi ...
Aranan kisinin gercekten mezarlikta bulunmasi ... Tesadüf ...
Ilginc bir kitapti.

Notum: 3/5

Not: Kitaplarimi tanittigim bir ayri blog acma fikri var bu aralar kafamda. Sizce ne yapmalimiyim? Günlük gibi kullanmak istedigim bu adresi kendim icin saklayip kitaplarim icin baska site acmalimiyim?

26 Haziran 2015 Cuma

Meine Zeit mit Anne Frank von Miep Gies





Klappentext:
In ihrem Tagebuch schrieb Anne Frank: "Es scheint, daß Miep ihre 'Untertaucher' niemals vergißt. Miep schleppt sich für uns ab, sie ist ein richtiger Packesel!"
Miep Gies, der gute Geist, der die Familie Frank und ihre Leidensgefährten in dem Amsterdamer Hinterhaus-Versteck versorgte, ist die letzte Überlebende aus dem Umkreis der Anne Frank.
Miep Gies allein vermag noch davon zu berichten, was damalsch geschah, als die Franks untertauchten, um nich deportiert zu werden. Sie rettete Annes Tagebuch für die Nachwelt.
Sie war für die "Untertaucher" das Bindeglied zur Außenwelt: zugleich Schutzengel, Erhäherin und Trösterin. Anne Franks Tagebuch und der Bericht von Miep Gies, das sind zwei Perspektiven der gemeinsamen Angst, des gleichen Schreckens und der verzweifelten Hoffnung.
Erst nach mehr als 40 Jahren, erst im Alter, fand Miep Gies die Kraft, das Erlebte niederzuschreiben. Ihr Bericht ist ein überzeugendes Dokument der Menschlichkeit und der Zeitgeschichte. Er ist so aufwühlend und so unvergeßlich wie das Tagebuch der Anne Frank.

Anne Frank'in hatira defterini okuyanlar icinde bahsi gecen Miep'i taniyacaktir. Miep bu kitapta Frank ailesi ile nasil tanistigini, Otto Frank'in yaninda calistigini, Anne'yi ne kadar sevdigini ve calistiklari ofiste iki sene boyunca Frank ve bir baska ailenin nasil arka bölümde saklandiklarini/sakladiklarini anlatiyor.
Kocasi ile birlikte ve ofiste diger calisanlar ile her gün sabah ve aksam gizli sakli arka bölüme gittiklerini, 11 kisi isin zor günler geciren Amsterdam da nasil yemek satin aldigini anlatiyor.
Bir sürü tehlikeyi göz ardi ederek insanligini yapmis Miep.
Arka bölümde yahudilerin yasadigini ihbar eden kisi bu güne kadar bilinmiyor. Ihbar edildikleri gün toplanip kampa götürülen Frank ailesinin ardindan arka bölüme giren Miep, Anne'nin hatira defterini yerde görünce hemen himayesine aliyor ve deftere sigmayan sayfalari tek dal olarak yere sacilmis görüyor. Bunlari da topluyor ve ofisteki cekmecesinde sakliyor.
El sürdürmüyor ve okumuyor. Anne geri gelince ona teslim edecegim - diyerek sakliyor. Anne kamptan dönmüyor. Anne'nin babasi Otto Frank dönünce defteri ve sayfalari ona veriyor ve Otto Frank annesi icin Anne'nin hatira defterini almancaya cevirmeye basliyor.
Gerisini biliyorsunuz. Binlerce baski. Bir sürü dile cevirilen bir hatira defteri. Tarihin en önemli kitaplarindan bir tanesi.

Notum: 5/5

25 Haziran 2015 Perşembe

Okudum: Christie, Morgan, Dahl ve Corff

Agatha Christie
Mord im Orientexpress; Der rote Kimono
Türkcesi: Dogu Ekspresinde Cinayet

 Notum: 4/5
Sayfa Sayisi: 175

Gece yarısından sonra artan şiddetli tipi yüzünden Doğu Ekspresi artık yoluna devam edemeyecek durumdadır. Yılın bu zamanlarında lüks tren tamamen doludur. Ertesi sabah yapılan kontroller sonucu tüm yolcuların sağsalim trende olduğu anlaşılır. Ancak defalarca bıçaklanarak öldürülen Amerikalı yolcunun kompartımanının kapısı içeriden kilitlidir.Sonunda trende yolculuk etmekte olan Hercule Poirot cinayeti incelemeye başlar. Ancak kimi yolcular cinayetin izlerini yok edebilmek için yaşlı dedektifin dikkatini dağıtmaya çalışırlar. Poirot, kehanet sayılabilecek bir saptamayla cinayeti bir değil iki şekilde çözümlemeyi başarır.

Daha önce Agatha Christie'nin 'Black Coffee' kitabini okumus ve bu kitabin Agatha ile tanismak icin yanlis olduguna karar vermistim. Cünkü 'Black Coffee' bir tiyatro oyunu.
Bu yüzden acik kütüphanede iki tane Agatha kitabi bulunca hemen aldim ve bu kitabi gectigimiz günlerde okudum. Agatha cok güzel ve detayli bir sekilde cinayeti ve trende yapilan tüm arastirmalari anlatmis. Severek okudum.

Aude le Corff
Bäume reisen nachts
Türkcesi: Yok

 Notum: 5/5
Sayfa Sayisi: 201

Manon sekiz yasinda ve annesi babasini terk etmis. Neden terk edildigini bilmeyen babasi kendini eve kapatiyor. Yikanmiyor, camlari acmiyor, günes gözü görmüyor. Yalniz kalan Manon bahcede bulunan bir agacin altinda oturup karincalar ile konusmaya basliyor.
Üst katta oturan emekli fransizca ögretmeni Anatole bir gün Manon'un yanina iniyor ve ona kitap okuyabilecegini söylüyor. Manon da bu teklifi kabul ediyor ve Anatole'un sectigi 'Kücük Prens' ile yolculuga basliyorlar.
Manon'un travesti olan dayisi, simdi teyzesi olan Sophie aniden cika gelince olaylar gelismeye basliyor. Sophie ablasi Anais'in kocasini neden terk ettigini bildiren bir mektup almistir ve Anais'in baska bir adam ile Fas'a gittigini biliyordur.
Eski kocasina ve Manon'a yazdigi mektuplar gelince, Pierre karisini almak icin Fas'a yola cikma planlari yapar. Manon'un istegi ile yasli ögretmen Anatole da bu yolculuga katilir. Kitapta Fas'a yolculuk, yollarda gezdikleri müzeler ve Anais'in hatasini anlamasi ile Fas'ta mutlu son ile biten bulusma. Cok güzel bir kitapti.

Vered Morgan
Sherin und Amar
Türkcesi: Yok
 Notum: 1/5
Sayfa Sayisi: 352

Bu kitabin iyi ki de türkcesi yok. Sherin Afganistan'li Amar ise hristiyan bir anneden ve hindu bir babadan olma bir adam. Hindistanli yani.
Kitap gercek bir hikayeye dayaniyormus ve Sherin ve Amar ile konusarak yazilmis bu kitap.
Kitapta Islam dininin ne kadar kötü, ne kadar dar görüslü, ne kadar irkci bir din oldugundan bahsediliyor sayfalarca. Bu beni acikcasi sinirlendirdi. Evet bazi ülkelerde gercekten Islamiyet adi altinda bir cok hatanin yapildigini biliyoruz ama yine de kendi dinimi böyle kötü gösterilmis bir kitabi okurken zevk almadim.

Roald Dahl
Der Zauberfinger
Orjinal: The Magic Finger

Notum: 4/5
Sayfa Sayisi: 39

Bir cocuk kitabi, daha dogrusu cizgi roman. Bahsi gecen aile ördek avina cikmayi seviyor. Kahramanimiz kücük kizin ise sihirli bir parmagi var ve bu parmagi kontrol altinda tutamiyor. Bir gece aniden ördek avina cikmayi seven ailenin ördekler gibi kanatlari olunce, ve ördeklerin insanlar gibi kollari olunca, sahneler degisiyor.
Ördek avcisi oradan oraya ucarak ailesine gece kalabilecegi bir kus yuvasi yapiyor.
Tipki ördekler gibi ...
Ertesi gün her sey düzenine giriyor. Ördeklere bir daha ördek avina cikmayacagina dair söz veriyor Bay Hei.


22 Haziran 2015 Pazartesi

Heidelberg Gezisi

Kitap Agaci sayesinde tanistigim arkadaslarimin arasinda Heidelberg'te yasayan bir arkadasimiz var. Kendisi bulusmaya gelemeyince, onu ziyaret etmek istedik. Heidelberg savasta hic hasar görmedigi icin eski sehir (Altstadt) tabirini tasiyan sehirlerden bir tanesi.
1936 yilinda kurulan en eski üniversiteye sahip olan Heidelberg sehrini Neckar Nehri ikiye bölüyor.


Heidelberg Üniversitesi

Üniversite Bahcesi

Üniversite Katedrali

Analog kamerami da yanima aldiktan sonra Darmstadt sehrinde arkadasim Murat ile otobuse binip bir bucuk saat yolculuktan sonra Heidelberge vardik. Vardigimizda diger 3 arkadasimiz bizi Heidelberg istasyonunda bekliyordu. Ilk duragimiz Heidelberg üniversitesi oldu.
Dünya savasinda bu üniversite ne yazik ki bir cok yahudi ögrenci ve profesörünü kaybetmistir.















Daracik sokaklari ile, eski evleri ile, rengarenk kapi ve camekanlari ile icim huzur doldu. Bu sokaklardan gecerek asil istikametimiz olan Heidelberg Sarayina dogru yol aldik.
Sehrin en önemli ve tarihi yapisi Sarayi görmeden olmazdi. Saraya iki yol var. Ya 330 merdiven cikacaksiniz, ya da 6€ ücret verip Seilbahn yani teleferik ile cikacaksiniz.
Bol bol fotograf cekeriz, ögrenciyiz para harcamayalim diyerek merdivenleri tercih ettik.
Buyurun merdiven görüntüleri.

 

330 merdiveni cikarken bir ara biz Huriye ile merdivenlere cöküp su siselerimize sarildik. Zira günlerden Cuma idi ve 33 derece idi.

330 merdiveni ciktiktan sonra Saraya variyorsunuz ve Sarayin bahcesinde gezip Heidelberg sehrine kus bakisi bakiyorsunuz.
Saray bahcesinden cektigim fotoraflar geliyor.





 Kitap agaci grubuyuz madem kitaplarimiz da yanimizda olsun ...



Sarayin bahcesinde dolanirken Murat'in istegi ile Mabet Agaci'ni (Ginko) aramaya basladik. Sansimiz Mabet agacinin altina iki insan kurulmustu bizde fazla fotograf cekemedik. 'Düsünsene' dedi Murat 'Goethe bu agacin altinda oturarak, su bankta oturarak yazmis sevdigine yazilarini.'

Saray bahcesinden merdivenlere dönüste cektigim fotograflar geliyor.








Saraydan indikten sonra günesinde basimiza gecmesi ile birlikte migdemiz kazinmaya basladi. Kendimizi ilk buldugumuz yol üstü asya lokantasina attik ve yemek yedik.
Huriye erken dönmek zorunda oldugu icin onu istasyona biraktik. Heidelberg'te günlük bes kisilik otobüs bileti 13.50€ Bizde sabah bulustugumuzda bu biletlerden almistik.
Huriye'den ayrildiktan sonra otobüsten inip sehrin en meshur sokagi Hauptstrasse'ye gittik. Bildigim kadari ile bu sokakta acik bir kütüphane vardi. Onu aradik ve bulduk.
Hauptstrasse 1.5km uzunlugunda ve Avrupa'nin yayalar icin ayrilmis en uzun caddesi.
Hauptstrasse'den sonra otobüse tekrar binip Neckar üzerinde bulunan ve 1248 yilinda insa edilen, halk arasinda eski köprü (Alte Brücke) olarak gecen Carl-Theodor Köprüsüne gittik. Bu köprüden hem sehri görüyorsunuz hemde Saraya bakiyorsunuz. 'Buraya mi ciktik biz' demeden de edemedim.
Köprüye dogru giderken ve köprü üzerinden cektigim fotograflar geliyor.












Köprüyü de ziyaret ettikten sonra hizli hizli sokaklardan gecerek istasyona dogru yol aldik Eda ile. Biz dönüs biletimizi 17.55'e almistik. Baska bir imkanimiz yoktu. Heidelberg'e gidisim icin FlixBus sirketini sectim. Belirli saatlerde kalkan otobusler ile gayet makul fiyatlar ile Almanya ici bir cok sehre gidebiliyorsun. Gidis Darmstadt üzeri 5€ dönüste Heidelberg-Mainz 6€ verdim.
Cok güzel bir gün gecirdik. Zamanimiz kisitli olsada buram buram tarih ve edebiyat kokan bir sehri benim ile kesfettikleri icin arkadaslarima tesekkür ediyorum.
Bize cok güzel bir sekilde ev sahipligi yapan T.'ye de ayrica tesekkür ediyorum.

VosVos