29 Ekim 2014 Çarşamba

Cehennem - Dan Brown


Dan Brown bu kitabı yazarken Dante'nin Cehennem'inden esinlendiğini söylemişti. Kitabı okurken de bu etkiyi görebiliyorsunuz; Dante'nin cehennemi sizi içine çekiyor!

Bugün Dünya Sağlık Örgütü'nün de açıkladığı üzere dünya nüfusu büyük bir hızla artmakta. Kitapta da bu nüfus artışının yaşantımızı nasıl olumsuz etkileyeceği anlatılıyor ve bu sorun bir cehennem olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bu cehennemden nasıl kaçılır, bu sorunun cevabını arıyoruz bu kitapta.

Bu arayışta da Brown Dante'nin Cehennem'indeki iç içe geçmiş ve gittikçe daralan dokuz sarmal daireye ve orada acı çeken insanlara atıfta bulunuyor.Alışıldık Dan Brown kitapları gibi bu kitapta da yine sırlar, gizem, şifreler ve tabii sanat tarihi var. Ama Türkiye'deki okuyucular için bu sefer büyük bir fark mevcut. Çünkü cehennemin kapıları aslında İstanbul'a açılıyor! Hikâye Floransa'da başlasa da merkezde İstanbul var! Ve İstanbul'da da öne çıkarılan yerler Yerebatan Sarayı ile Ayasofya!

Kahramanımız ise yine Robert Langdon. Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa'da bir hastane odasında gözlerini açtığında ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşı kıyısından kendisine "Ara, bulacaksın!" diye seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve onu çevreleyen, toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir.Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendisine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks'un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır ve neler olduğunu ilk olarak onun ağzından duyma fırsatına kavuşur.Sienna'nın evinde kendine bir yol çizmeye ve olan biteni anlamaya çalışırken, genç doktorun, üzerinden çıktığını söylediği bir projektör, Langdon'ın çözmesi gereken sırlar ve şifreler dünyasının kapısını aralar. Projektörden duvara yansıyan, Botticelli'nin ünlü La Mappa del'Inferno adlı eserinin bir görüntüsüdür; ama bir fark vardır. Buradaki cehennem tasvirinde bir mesaj gizlidir.Langdon bir yandan mesajı çözmek, bir yandan da müşterilerinin amaçlarına ulaşabilmeleri için varlıkları, personeli, tecrübesi ve yaratıcılığı her zaman sınırsız bir hizmet sunan gizemli örgüt Konsorsiyum'um peşine taktığı suikastçılardan kurtulmak zorundadır. Bu örgüt ister borsayı yükseltmek, ister bir savaşı meşrulaştırmak, ister bir seçimi kazanmak veya bir teröriste tuzak kurmak olsun, dünyanın siyasal güçleri için sahte bilgi komploları düzenleyen, akla hayale gelmedik senaryolarla kurulu dünya düzenini korumaya çalışan gizemli bir örgüttür ve şimdi de Langdon'ın peşindedir. Simgebilim profesörü hem Konsorsiyum'la baş etmeye hem de şifreleri adım adım çözdükçe Floransa sokaklarında farklı pek çok mekâna giderek ipuçlarını puzzle'ın parçaları gibi yerli yerine koymaya çalışır. Sonunda Langdon Floransa'nın en eşsiz şaheserlerinden biri olan Vecchio Sarayı'nda muhafaza edilen bir ortaçağ veba maskesine, Dante'ye ait olan ölüm maskesine ulaşır ama ne yazık ki maske çalınmıştır ve çalanların bunu hangi amaca hizmet ederek yaptıklarını anlamak için Profesör Langdon bu aşamayı çözmek zorundadır. Fakat Langdon eldeki çok az ipucundan hareketle mantıklı bir sonuca ulaşamasa da eğer maskeyi ele geçirebilirlerse sırrı da çözebileceklerine inanmaktadır. Ve bundan sonra da amansız bir kovalamaca başlar. Artık, ipuçları Dante'nin Cehennem'inin içinde saklı olan bir bilmecenin etrafında şekillenen korkunç bir senaryonun içindedir ve hem peşindekilerden kurtulmak hem de kendisine umut bağlayan bilim dünyasının ümitlerini boşa çıkarmamak zorundadır.Ve Floransa'nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik'in muazzam bazilikalarına uzanan bu semboller zinciri Langdon'ı tarihi sonsuza dek değiştirebilecek olan bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul'dur. Ve bu şehirde ya tarih baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır...24 saat içinde geçen Robert Langdon'ın bu soluksuz macerası bu sefer Dan Brown okuyucularını daha bir saracağa ve nefessiz bırakacağa benziyor!
***
Coktandir bu kadar heyecanlandigim bir kitap okumamistim. Dan Brown'un daha önce Da Vinci'nin Sifresi kitabini okumustum ve o kitabini da cok begenmistim.
Bu kitabin son bir kac bölümünün Istanbul'da gecmesi bu kitabi benim icin özel kildi.
 

3 yorum:

  1. Dan Brown'un kitabını tam olarak okumadım henüz. Melekler ve Şeytanlar ı izlemiştim sadece.
    Aslında yazarın Dijital Kale kitabına başladım ve karakterlerin fazla mükemmel olmasından dolayı ısınamadım ve bıraktım.
    Cehennem iyi bir seçenek olabilir o halde. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Senay'cim sembolleri, sembollerin hikayelerini ve heyecan ile karmasayi seviyorsan bence Dan Brown'in bu kitabina bir sans ver :)

      Sil
  2. Dan Brown ve Grange en sevdiklerimden... Hikayeleri, sürükleyicilikleri insanın aklını başından alıyor... Okunacak o zaman, o kadar :))

    YanıtlaSil