28 Aralık 2014 Pazar

Üzgünüm

Bunu burada yazmam ne kadar doğru bilemiyorum.
Ama bir şekilde icimdekilerini dile getirmem lazım.
Ben dün çok sevdiğim bir teyzeyi evinde ölü buldum.
Öldüğünü bile bile gittim kapısına. Seslendim.
Her zamanki gibi camdan bakmadı.
Bağırdım çağırdım, kapıyı açmadı.
Muhtarlıkta oturuyordu.
Cumartesi olmasına rağmen şansıma muhtar oradaydı, ana kapıyı açtı. Birinci kata çıktım, kapıya vurdum alacaklı gibi. Anlamıştım.
Kapı açılmadı.
Alt kata indim muhtara yedek anahtar var mi diye sordum.
Yedek anahtarı elime verdi, yukarı kostum.
Kapıyı açtım.
Koltukta oturmuş vaziyette ölü buldum.
Seslendim ilk önce. Aysel teyze.
Ses vermedi.
Yanına gittim. Salladım deliler gibi. Uyan dedim.
Nabzına baktım. Yoktu.
Elimi göğsüne koydum. Kalp atışı yoktu.
Muhtara bağırdım.
Öldü, öldü dedim.
Muhtar polis ve ambulans çağırdı.
Sorgulama başladı. Ne zaman geldin, neden geldin?
Kimsin?
Burada hiç akrabası yok mu?
Doktor, normal ölüm dedi. Oturduğu yerde acı çekmeden ölmüş dedi.
Halbu ki Aysel teyze cuma akşamı bizde otururken pek iyi değildi.
Doktor çağırayım dedim, istemedi.
Bile bile gittim.
Öldüğünü tahmin ettim.
Telefonuma çıkmayınca, seslendigimde o camdan bakmayınca anladım.
Çok üzgünüm.
Korkmadım aslında.
Gözümün önünde son resim olarak sandalyede oturmuş hali kaldı.
Üzgünüm.

18 Aralık 2014 Perşembe

Noel Yemegi

Yeni is yerinde her sey istedigim gibi ilerliyor. Onlar benden memnunlar, bende onlardan memnunum. Calisanlarin bir cogunun yasitim olmasi isimi kolaylastiriyor.
Tren ile yarim saat yolculuk yaptiktan sonra, dogdugum sehirde is bulmus olmam da ayri bir mutluluk.
Bu aksam noel yemegimiz var.
Bakalim nasil gececek?
Daha önceden ne yemek istedigimizi sordular. Seceneklerde ya ördek yada dana eti vardi. Öncesinden bir corba. Ardindan da bir tatli.
Yaninda da tas firindan cikmis ekmek ile cesitli peynirler.
Almanlar da büyük bir gelenek ve zevktir cesit cesit peynir yemek.
Ben dana eti menüsünü sectim. Cok merak ediyorum nasil olacak.
Firsatim olursa fotograf cekerim de, her yediginin fotografini cekmek te cok komik olur bence yeni is arkadaslarimin yaninda.
Gidecegimiz lokal aslinda yeni yilin ücüncü gününde kapilarini acacak fakat ev sahibi 3 bay daha önce islettikleri lokallerden dolayi sehirde taninmislar.
Bizim de patronun tanidiklari oldugu icin bu aksam kapilarini sadece bize acacaklar.
Bir nevi prova yapmis olacaklar.

Noel'e bir kac gün kaldi. 24.12. önemli gece. Iki günlügüne her yer tatile girecek ve ortaligi tarif edemeyecegim bir sakinlik, sessizlik bürüyecek.
Seviyorum bu dönemleri. Cünkü yabanci bir memlekette yasamanin tek dezavantaji, kendi dini bayramlarinda calisiyor olman. Bu günlerde herkes evde oldugu icin baska bir huzur giriyor tüm hanelere.
Hadi kalin sevgi ile.

15 Aralık 2014 Pazartesi

Hepimize mutlu yillar


Yollayacagini bildigim icin günlerdir posta kutusuna bakip duruyordum. Bu gün sonunda geldi. Sevgili Özlem yani canim Anarsim bana kartpostal gönderdi. Yeni yil dileklerini eklemis, ayrica onun bayilarak baktigim kitap ayraclarindan bir tanesini de eklemis. Cok tesekkür ediyorum findigim sana. Biz birbirimize findik diye hitap ediyoruz sevgili Özlem ile. Iyi ki blogum var ve iyi ki böyle güzel blog arkadaslari edindim.

14 Aralık 2014 Pazar

Vampir Akademisi - Okuyorum ben ya Vol.2

Okuyorum ben ya basligi altinda daha önce yayimladigim yazimda Vampir Akademisi kitaplarina basladigimdan bahsetmistim.
Simdi kisacasi ücüncü kitaptan bahsedecegim. Daha dogrusu goodreads sayesinde tanitimini ekleyecegim buraya.

Vampir Akademisi #3 Gölge Öpücük

St. Vladimir Akademisi’nde bahar dönemiydi. Rose Hattaway’in mezuniyeti yaklaşmıştı. Ancak Mason’ın ölümünden beri toparlanamamıştı Rose. Geçmiş hesaplar yakasını bırakmıyor ve bu durum derslerine konsantre olmasını engelliyordu. Dahası, en yakın arkadaşı Lissa’yla ilgili korkunç ve önlenemez düşler görüyordu.

Fakat hepsinden önemli bir şey vardı. Rose aşıktı!

Hem de hocası Dimitri’ye… Bu seferki gelip geçici bir şey de değil, düpedüz aşktı.

Peşindeki Strigoiler’in saldırısıyla ortalık karışacaktı.

Rose, hayatını değiştirecek bir yol ayrımındaydı. Ya en yakın arkadaşını koruyacak ya da aşkın peşinden gidecekti.

Vampir Akademisi’nde hiç olmadığı kadar korkunç ve karmaşık bir ders yılına hazır olun


Bu kitabin sonunda ah dedim, yazik oldu Dimitriye gitti güzelim adam :) 
Önceki iki kitap gibi bu kitapta heyecan icinde gecti. Bir türlü asik olduklari halde bir araya gelemeyen Dimitri ve Rose cok kisa olsada bu kitapta mutluluga kavustu. Mutluluk kisa sürdü. Strigoi'lere karsi savasirken Dimitri bir Strigoi tarafindan isirildi ve kötü aleme gecti diyebilirim. Acaba Rose ne yapacak? Dimtiri'yi bulacak mi?


12 Aralık 2014 Cuma

Okuyorum ben ya

Kitap okumaya devam ediyorum.
Burası benim arşivim olduğuna göre, ileride açıp bakınca 2014 yılında hangi kitapları okumuşum diye, son okuduğum üç kitabı da kısaca buraya ekleyeceğim.
Ekleme diyorum çünkü ben kitap tanıtımı işi ile uğraşmıyorum. Bunu çok güzel yapan arkadaşlarım var zaten.

Varlıklı bir işadamı, annesinin cenazesinde suikasta kurban gitmiştir. Suçlu bulunan karısı tutuklanır ve ömür boyu hapse mahkum edilir. Onun masum olduğuna inanan sürgündeki dedektif Hardwick, bu esrarı çözebilecek tek kişinin, Dahi Dedektif Dave Gurney’in kapısını çalar.

Suikastçının, bulunduğu noktadan hedefi vurabilmesinin imkansızlığı sadece Gurney’in dikkat edebileceği küçük bir ayrıntıydı.


Bu kitabı blogumu açtığım ilk günlerde arkadaş olduğum ve hâlâ görüştüğüm sevgili Seda bana Türkiye'den gönderdi. Merak ettiğim için. Ne yazık ki ben bu kitabı fazla sevemedim. Evet heyecanlıydı heyecanlı olmasına ama bazı yerlerin gereksiz şekilde uzatıldığını hissettim. Hem bir yandan merak ettim, hemde bir an evvel bitsin diye bekledim. Bir kaç bölümünü atlayıp sonunu okuduğumda tahmin ettiğim gibi bitti.

Kitapagaci Almanya olarak çok güzel 5 bayan ile tanıştım. Kendi capimizda ufak bir etkinlik yaptık. Yılbaşında hepimiz kurada çıkan diğer arkadaşına bir kitap gönderecek. Fazla masraf olmasın diye birbirimize elimizde bulunan kitaplardan göndermeyi kararlaştırdık.
Çok mutluyum bu güzel hatunlar ile tanıştığım için. Egosu olmayan, sadece karşısında kitapsever buldu diye her okuduğu kitapta fikir alışverişinde bulunmak isteyen ve karşılık beklemeden birbirine bir sürü hediye gönderebilecek gurbet kuşları olduk. Selam olsun Tuğçe, Derya, Yonca, Didem, Yonca ve Huriye'ye.
Derya ve Tuğçe beni çok meraklandirdigi için bende onların sayesinde Vampir Akademisi Serisine başladım ve şuan üçüncü kitabı okuyorum.



Vampir Akademisi #1
Lissa Dragomir, bir Moroi prensesi: Sihir dünyasıyla arasında kopmaz bir bağ olan ölümlü bir vampir. Vampirlerin en vahşisi ve en tehlikelisi, ölümsüz Strigoi'lerden her daim korunması gerek.Lissa'nın en yakın arkadaşı Rose Hathaway'in damarlarında akan insan ve vampir kanının güçlü karışımı onu bir Dhampir yapıyor. Ve Rose kendini, arkadaşı Lissa'yı -genç kızı içlerinden biri yapmayı kafaya koymuş Strigoi'lerden- koruduğu tehlikeli bir hayata adamış.Rose ve Lissa, iki yıl süren kaçak özgürlüklerinin ardından yakalanıyor ve Montana ormanlarının derinliklerine gizlenmiş Aziz Vladimir Akademi'sine sürükleniyor. Rose, Dhampir eğitimine devam edecek. Lissa da zaten elit Moroi toplumunun Kraliçe'si... Ve iki kız, Akademi'de yine birçok kalp kıracak.Lissa ve Rose'un Aziz Vladimir'den kaçmasına sebep olan korkuydu. Evet, çünkü Akademi'nin demir kapıları ardındaki hayat, akıl almayacak kadar tehlikeli. Moroi'ler iğrenç ayinler düzenliyor ve onların bu gizli kapaklı doğası ve gece aşkı, sosyal karmaşalarla dolu enigmatik bir dünya yaratıyor. Rose ve Lissa, bu tehlikeli ortamda kendi yönlerini bulmak, yasak aşkın cazibesine karşı koymak ve Strigoi'lerin Lissa'yı sonsuza dek kendilerinden birine dönüştürmesine fırsat vermemek için sürekli savunmada kalmak zorunda!

Ben vampir kitaplarini seviyorum. Hikayeleri hosuma gidiyor. Icinde biraz heyecan, biraz ask olunca beni alip götürüyor. Rose'un hikayesi biraz üzüyor beni. Lissa'yi korumak adina asik oldugu hocasi Dimitri'den bile vazgecmis durumda. Ah Dimitri, vah Dimitri :)


Vampir Akademisi #2 Buz Öpücük
Aşk ve kıskançlık zorunlu bir kış tatilinde çarpışırsa, eğlence kana bulanabilir! Rose, Dimitri'yi seviyor. Dimitri de belki Tasha'yı seviyor.
Ve Mason da Rose ile birlikte olmak için canını vermeye hazır.
St. Vladimir'de kış tatili geldi ama Rose tatil havasına bir türlü giremiyor. Muazzam bir Strigoi saldırısı okulu yüksek alarm durumuna geçirdi ve Akademi artık Gardiyanlar'la dolu.
Ki aralarında Rose'un çetin ceviz annesi Janine Hathaway de mevcut. Ayrıca annesiyle teke tek dövüş yetmezmiş gibi, Rose'un yakışıklı eğitmeni Dimitri'nin de başkasında gözü var. Arkadaşı Mason ise Rose'a feci tutulmuş vaziyette ve Rose da erkek arkadaşı Christian'la bol bol yiyişen Lissa'nın beynine hapsolup duruyor!
Strigoiler yaklaşıyor, Akademi hiçbir riski göze almıyor. Bu sene, St. Vladimir'in yıllık kayak tatilli mecburi.
Ancak göz kamaştırıcı kış manzarası ve şık Idaho tatilköyü yalnızca bir güven ilüzyonu. Üç arkadaş ölümcül Strigoilere karşı bir harekette bulunup kaçınca Rose, onları kurtarmak için Christian ile güçlerini birleştiriyor.
Ancak kahramanlığın da bir bedeli var elbet...
Çok fena, çok.

8 Aralık 2014 Pazartesi

Ba$lik yok

Günlerdir süren sessizligimi bir sekilde bozmam gerekiyor ama bu aralar yazmak gelmiyor icimden.
Is, okul, ev üclüsü arasinda mekik dokuyorum.
Tüm sorunlarimi hallettim. Yilbasi günü param gelse, para sorununu da halletmis olacagim.
Yeni yil icin hedefler diye listeyi hazirlanacak simdi bir ock blogta, sitede vs.
Cok sacma geliyor bana aslinda.
Listem ufak seylerden ibaret:
1. Üniversiteyi bitirmek
2. Her saniyeyi mutlu gecirmek
3. Evde ki kitaplar okunmadan yeni kitap almamak
Gönlümden gecen cok büyük bir dilek var. Tuttum. Söylemeyecegim. Umarim 2015 yilinda oda gerceklesir.
Sizler neler yapiyorsunuz bakalim?

Hadi kolay gelsin hayat denilen su sey.

25 Kasım 2014 Salı

Güz Okuma Senligi | Okuma Raporu

Ikinci Ay:
2. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz ve sevdiğiniz bir yazardan bir kitap.
Isyan Günlerinde Ask, Ahmet Altan, Can Yayinlari, 451 sayfa

9. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
Nihat Behram - Daragacinda Üc Fidan, Everest Yayinlari, 216 sayfa 
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Arslan'ın yakalanmalarından idamlarına kadar olan süreci anlatan kitap 1974'te yayımlandı, ve hemen toplatıldı. Kitap 1998'e kadar yasaklı kaldı. Bugün 65. baskıya erişti.

10. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap.
Das Schicksal ist ein mieser Verräter (Ayni Yildizin Altinda), John Green, DTV Yayinevi, 336 sayfa 

11. Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında bir kitap.
Sari Zeybek, Can Dündar, Dogan Kitap, 196 sayfa  

12. Kategori (10 puan): Hayatının herhangi bir döneminde öğretmenlik yapmış bir yazardan bir kitap.
Dan Brown - Inferno, Lübbe Digital e-kitap, 685 sayfa
18. Kategori (10 puan): 2014 yılında çıkmış bir kitap (Yabancı kitaplar için Türkiye’de ilk baskısını 2014’te yapması da kabulümüzdür).
Golem und Dschinn (Golem ve Cin), Helene Wecker, Hoffmann und Campe Yayinevi, 623 sayfa  

21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
1. Richelle Mead, Vampir Akademisi Birinci Kitap, Egmont Lyx Yayinevi, 303 sayfa

 


Puan Hesaplama:
Toplam 7 kitap okudugum icin 7*10 = 70 puan
Toplam 2.810 sayfa okudugum icin arti 28 puan
Toplam 98 puan

Birinci Ay:
1. Kategori (10 puan): İsminde sonbahar mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların güzün geçtiği bir kitap. 
Mehmet Rauf - Eylül, B
eyaz Balina Yayinlari,289 Sayfa  

5. Kategori (10 puan): Nobel ödüllü bir yazardan bir kitap.
Ernest Hemmingway - Der alte Mann und das Meer, Rowohlt Yayinevi, 143 sayfa


6. Kategori (10 puan): İngiliz edebiyatından bir kitap.
William Shakespeare - Was ihr wollt/On ikinci gece, Reclam, 80 sayfa


20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplam 50 puan): Aynı yazardan 3 kitap ama dikkat! Aynı seriye ait kitaplar kapsam dışı. Aynı yazarın üç farklı serisinden birer kitap olur tabii.  
Mahrem, Elif Safak, Dogan Kitap, 300 sayfa
Pinhan, Elif Safak, Dogan Kitapcilik, 232 sayfa
Araf, Elif Safak, Dogan Kitapcilik, 396 sayfa   
 


Puan Hesaplama:
Toplam 6 kitap okudugum icin 6*10=60 puan
Toplam 1.440 sayfa okudugum icin 14 puan 
20. kategori de tüm kitaplari okudugum icin arti 20 puan 
Toplam: 94 puan  

20 Kasım 2014 Perşembe

Kitap blogu oldum çıktım son zamanlarda ama inan ki sana anlatacak bir şeyim yok. Monotonlasmaya giden bir hayat beliriyor yeniden. Çarşamba, perşembe üniversite, geri kalan günlerde iki kere iş yerine gidiyorum. Haftasonları da ders çalışmaya gidiyorum.
iş yerinde sorunlarimi hallettim geçen gün. Artık kendime ait bir hesabım ve satıcı numaram var.
iş yerini yöneten çocuk biraz uyuz ama oda sorun değil. Kendini komik zannediyor. Değil!

Bir de insan bilinince her şeyi yazamıyor. Bunu bir kez daha anladım. Kendime bir mabet seçtim. Burası olmadığı kesin. Günlüklerimin sayfalarını dolduruyorum. Ajandama olan her ufak ayrıntıyı not ediyorum. Yeni yıl geliyor planlar yapmaya çalışıyorum. Para sorunlarimi halletmeye uğraşıyorum.
Ders, ders, ders. En önemlisi bu. Ders çalışıyorum.

Yalnızlaştım. Eski arkadasliklarimi özlüyorum.

17 Kasım 2014 Pazartesi

Sari Zeybek


Katıldığım okuma şenliğinde Atatürk ile ilgili bir kitap okumam gerekiyordu. Bende bu yüzden Can Dündar'in yazdığı Sarı Zeybek kitabını seçtim.
Bu güne kadar 100 kere bu kitabın belgeselini seyretmiş olsamda yine aynı yerleri burnum tıkanarak, gözlerim dolarak okudum. Sen rahat uyu.
***

Notlar:
Bize pek anlatmadıkları, öğretmedikleri bir Atatürk'tü bu... Okulda anlatılanlar kadar güçlü ve heybetli değildi belki, ama sıcak ve yakındı. Hasta yatağında doktorlara küçük yalanlar söyleyecek kadar muzip, korumalarını atlatıp, saraydan kaçarak sahil meyhanelerinde horon tepecek kadar yalnız, hayatını ortaya koyup, yurt gezisine çıkacak kadar gözü pek, ölüm döşeğinde nutuk dikte ettirecek kadar güçlü, Ankara'ya, başkentine gidemeyince ağlayacak kadar insandı. Bizim gibiydi.

20 kasım 1937 'Doktorumu terk ederim, rakımı terk etmem" ilk kriz bir kasım günü gelmişti. İlk ateş de bir kasını günü geldi. Tıpkı son sancının bir kasım sabahı geleceği gibi...

"İlaçlar temin edilmiş ve Ankara'ya yollanmıştır... İlaçların bedeli 750 frank, posta masrafı 246 franktır..."

Bu, hakikaten bir kahramanlık ayini idi. 'Rejime riayet ederse en çok 9 ay yaşayabilir' teşhisi konulan ve bunu bilen bir adam, dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu.

13 Kasım 2014 Perşembe

Golem ve Cin


Golem ve Cin Helene Wecker'in ilk kitabı. Kitap Ağacı grubu ile bu ay bu kitabı okudum.
Kitap gerçekten ilginç, fakat çok uzun soluklu diyebilirim. Uzamista uzamış. Çünkü kitabın yarısında ancak bir araya gelen Golem ve Cin bence daha önce de karsilasabilirlerdi.

Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından, yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem... Ve bin yıllık esaretinden uyanan bir cin... Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında New York'ta kesişir. Farklı olmaktır onların kaderi... Hikâyeleri herkes gibidir aslında, kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi... Ve tehlike, onlar için sadece bir adım ötededir hep.

Golem'in kilden yapılması sebebi ile yer yer gerçekten çok soğuk bir karakter olarak yansıtılmış ama Çin ateşten yaratıldığı için Golem'in aksine çok daha ateşli bir hayat yaşamış.
İkisi bir arada tamamen zıt fakat bir o kadar da hadi bir araya gelsinler dediğimiz türden yaratıklar. İnsan hep olmayanı ister ya, bu iki ayrı yaratığın da bir araya gelebilmesi imkansızdır sanki.
İkisi de hayatlarını bir şekilde yaşamaya çalışırken karşılaşır, birbirlerinin farklı olduklarını anlar ve arkadaş olurlar. Uykuya ihtiyaçları olmadığı için geceleri herkes yatarken New York'u kesife çıkarlar.
Bir gün gelişen olaylar yüzünden ikisinin de sakladığı sır ortaya çıkar ve ne oldukları öğrenilir. Olaylar bundan sonra başlar.
Kitabi almanca okudugum icin not ettiklerimi de artik almanca bir blogta paylasirim.
Sevgiler.

 

5 Kasım 2014 Çarşamba

MiM: Isim Kitap

Sevgili Şenay sağ olsun beni unutmamış ve mimlemis. Bu mim çok güzel bence. Blog adımızı veya ismimizi akrostiş şeklinde yazıyoruz fakat bu sefer kitap isimlerini yada yazar isimlerini kullanıyoruz.

Ayni Yildizin Altinda - John Green
Hasret - Canan Tan
Ugursuz Avlu

Köprü - Ayse Kulin
Aldatmak - Paulo Coelho
Deliduman - Emrah Serbes
Engeregin Gözü - Zülfü Livaneli
Rifat Ilgaz

Bazı harflerde çok zorlandım. Bu mimi ne olur ama ne olur Dondurma Delis ve Anarşi yapsın. Leopar Delisi de yapsın. Müptezel kuzusu da yapsın.

4 Kasım 2014 Salı

Kisa Kisa #3

- Dün ikince kere çalıştım ve hala kendi hesabım yok. Sattigim alet başı provisyon alacaktım ama iş arkadaşımın hesabını kullandığım için hep ona gitti paralar

- Dükkan iyi de hoşta çok karışıklar. İnsanlar ne kadar ilginç ve sınırlı. Aldığı cep telefonunu baştan aşağı anlamıyor, teknoloji özürlüsü ondan sonra gelmiş dükkanda bağırıyor

- Bu gün evdeyim, yarın dersim var. Dersten sonra ise gitmeyi düşünüyorum fakat arayıp sormam gerekiyor bana ihtiyaçları var mi yok mu? Bir de bu gidişle istediğim günler calisamayacagim herhalde.

- Golem ve Çin kitabını okuyorum Kitap Ağacı topluluğu ile ayrıca katıldığım güz okuma şenliğinde de bir kategoriye ekledim. 2014 yılında Türkiye de çıkmış bir kitap kategorisine.

- TV8'in tanıtımlarında gördükçe hayret ediyorum. Arda Turan'in giydiği pantolon diyorum, iyyk diyorum başka da bir şey demiyorum. Hadi kalın sevgiyle.

30 Ekim 2014 Perşembe

Kısa kısa #2

- İki hafta önce cuma günü su elmalı şirket var ya orada satış elemanı olarak bir gün prova olarak çalıştım (evet Almanya da böyle bir şey var)
Akşam çıkışta sana haber veririz dediler, ben sormadan mail atmadılar. Su an öyle bir durumdayım ki, zorla kendimi ise aldiracagim vallahi, çünkü benden iyisini bulamazlar.

- yeni üniversite bu gün toplantı yaptı. Bu güne kadar kazandığım sınavları gözden geçirdi, hangisini kabul edip etmeyeceğine karar verdi. Bakalım ne zaman mail gelecek.

-yeni bir arkadaşım oldu. 20 yaşında. Adı o kadar güzel ki anlatamam. Kıvır kıvır saçları. Mektup kardeşim de olacak Allah nasip ederse.

- Nihat Behram’in Darağacında üç Fidan kitabını okudum dün bugün. Burnumun direği sızladı.

- Havalar soğudu. Grip olmak an meselesi.

29.Ekim 2014



- Zorla kendimi ise aldirtacagim dedim. Aldirttim. Yarın başlıyorum.
Kaos içinde yaşıyorlar bunlar. Bu gün arayıp yarın geleceğimi belirttigimde "bir sürü işimiz var, seni unutmadık. Daha baştan bu kadar stres yapman pek iyi değil" dediler. Sinirimi bozdu o ama neyse. Yarın gidip yeni iş arkadaşımla yavaş yavaş her şeyi öğrenip, akşam da ofise çıkıp ben pazartesi de çalışabilirim, geleyim mi diyeceğim.

- Kısa kısa yazmak bazen en güzeli oluyor. Kimseyi bunaltmam ayrıca da o anlık düşüncelerimi kayda geçmiş olurum.
30. Ekim 2014

29 Ekim 2014 Çarşamba

Darağacında üç Fidan - Nihat Behram


1968'ler. Yazılı tarihin en barbar asrının en umutlu, en ışıklı, en cesur günleriydi. Coşkun bir devrimci dalganın bütün dünyayı sarstığı, onlarca ülkede milyonlarca insanın ayağa kalkarak, "Gerçekçi ol, imkânsızı iste," diye haykırdığı günlerdi...Böyle bir dünyada, Denizler de özgürlük bayrağını Türkiye'de yükseklere taşıdılar. ABD'ye, Nato'ya, yurtlarını yerli ve yabancı sermayeye peşkeş çekmek isteyenlere en iyi cevabı eylemleriyle, yürüyüşleriyle, cesaretleriyle verdiler.Ve egemenler, bu özgürlük kabarışının intikamını 12 Mart karanlığında üç gençten çıkarmak istediler. Somut hiçbir yasal dayanak olmadan Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i ve nice arkadaşlarını idamla yargılayıp, "Asalım, asalım!" çığlıklarıyla darağacına göndererek özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini boğmaya çalıştılar...Baskı altında geçen yirmi iki yılın ardından, bu yeni basımıyla Darağacında Üç Fidan'ı sunarken, bugün koyu bir karanlığın ve ahlâksızlığın içine itilmek istenen yurdumuzda, gözlerimizde hâlâ bir umut ışığı, darağaçlarında "solmayan" üç fidanın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz...
***
Kategori: Bir zamanlar yasaklanmış bir kitap
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki, yasaklanmış kitaplar bir başka tat veriyor insana. Trende giderken okuduğum kitabın kapağını gören türklerin bakışları da ilginçti açıkçası.
Bir kitabın içinde bulunan başlıklar bile bir insanın burnunun direğini sizlatabilir mi? Etkilendiğim bir kitap oldu. En çokta Deniz Gezmiş'in idamını gerçekleştirdikleri bölümde kötü oldum. Uzun boylu olduğu için ayağının altında ki sehpayı itelediklerinde ayakları sehpanın altında bulunan masaya basmış ve masayı da ayaklarının altından çektikten sonra uzun bir süre nabzı atmaya devam etmiş.
Neyse efendim. Okuyun.

Cehennem - Dan Brown


Dan Brown bu kitabı yazarken Dante'nin Cehennem'inden esinlendiğini söylemişti. Kitabı okurken de bu etkiyi görebiliyorsunuz; Dante'nin cehennemi sizi içine çekiyor!

Bugün Dünya Sağlık Örgütü'nün de açıkladığı üzere dünya nüfusu büyük bir hızla artmakta. Kitapta da bu nüfus artışının yaşantımızı nasıl olumsuz etkileyeceği anlatılıyor ve bu sorun bir cehennem olarak karşımıza çıkıyor. Peki, bu cehennemden nasıl kaçılır, bu sorunun cevabını arıyoruz bu kitapta.

Bu arayışta da Brown Dante'nin Cehennem'indeki iç içe geçmiş ve gittikçe daralan dokuz sarmal daireye ve orada acı çeken insanlara atıfta bulunuyor.Alışıldık Dan Brown kitapları gibi bu kitapta da yine sırlar, gizem, şifreler ve tabii sanat tarihi var. Ama Türkiye'deki okuyucular için bu sefer büyük bir fark mevcut. Çünkü cehennemin kapıları aslında İstanbul'a açılıyor! Hikâye Floransa'da başlasa da merkezde İstanbul var! Ve İstanbul'da da öne çıkarılan yerler Yerebatan Sarayı ile Ayasofya!

Kahramanımız ise yine Robert Langdon. Harvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa'da bir hastane odasında gözlerini açtığında ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşı kıyısından kendisine "Ara, bulacaksın!" diye seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve onu çevreleyen, toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir.Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendisine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks'un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır ve neler olduğunu ilk olarak onun ağzından duyma fırsatına kavuşur.Sienna'nın evinde kendine bir yol çizmeye ve olan biteni anlamaya çalışırken, genç doktorun, üzerinden çıktığını söylediği bir projektör, Langdon'ın çözmesi gereken sırlar ve şifreler dünyasının kapısını aralar. Projektörden duvara yansıyan, Botticelli'nin ünlü La Mappa del'Inferno adlı eserinin bir görüntüsüdür; ama bir fark vardır. Buradaki cehennem tasvirinde bir mesaj gizlidir.Langdon bir yandan mesajı çözmek, bir yandan da müşterilerinin amaçlarına ulaşabilmeleri için varlıkları, personeli, tecrübesi ve yaratıcılığı her zaman sınırsız bir hizmet sunan gizemli örgüt Konsorsiyum'um peşine taktığı suikastçılardan kurtulmak zorundadır. Bu örgüt ister borsayı yükseltmek, ister bir savaşı meşrulaştırmak, ister bir seçimi kazanmak veya bir teröriste tuzak kurmak olsun, dünyanın siyasal güçleri için sahte bilgi komploları düzenleyen, akla hayale gelmedik senaryolarla kurulu dünya düzenini korumaya çalışan gizemli bir örgüttür ve şimdi de Langdon'ın peşindedir. Simgebilim profesörü hem Konsorsiyum'la baş etmeye hem de şifreleri adım adım çözdükçe Floransa sokaklarında farklı pek çok mekâna giderek ipuçlarını puzzle'ın parçaları gibi yerli yerine koymaya çalışır. Sonunda Langdon Floransa'nın en eşsiz şaheserlerinden biri olan Vecchio Sarayı'nda muhafaza edilen bir ortaçağ veba maskesine, Dante'ye ait olan ölüm maskesine ulaşır ama ne yazık ki maske çalınmıştır ve çalanların bunu hangi amaca hizmet ederek yaptıklarını anlamak için Profesör Langdon bu aşamayı çözmek zorundadır. Fakat Langdon eldeki çok az ipucundan hareketle mantıklı bir sonuca ulaşamasa da eğer maskeyi ele geçirebilirlerse sırrı da çözebileceklerine inanmaktadır. Ve bundan sonra da amansız bir kovalamaca başlar. Artık, ipuçları Dante'nin Cehennem'inin içinde saklı olan bir bilmecenin etrafında şekillenen korkunç bir senaryonun içindedir ve hem peşindekilerden kurtulmak hem de kendisine umut bağlayan bilim dünyasının ümitlerini boşa çıkarmamak zorundadır.Ve Floransa'nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik'in muazzam bazilikalarına uzanan bu semboller zinciri Langdon'ı tarihi sonsuza dek değiştirebilecek olan bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul'dur. Ve bu şehirde ya tarih baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır...24 saat içinde geçen Robert Langdon'ın bu soluksuz macerası bu sefer Dan Brown okuyucularını daha bir saracağa ve nefessiz bırakacağa benziyor!
***
Coktandir bu kadar heyecanlandigim bir kitap okumamistim. Dan Brown'un daha önce Da Vinci'nin Sifresi kitabini okumustum ve o kitabini da cok begenmistim.
Bu kitabin son bir kac bölümünün Istanbul'da gecmesi bu kitabi benim icin özel kildi.
 

22 Ekim 2014 Çarşamba

Dart Ödülü

Sevgili Senay bana bir ödül vermis. Her ne kadar ödülün adinin neden dart oldugunu anlamamis olsamda, verdigi ödül de beni unutmamis olmasi mutluluk verici.

Bu ödülü alip oh yea ödül aldim oturayim surada gülümseyerek demek yok.

Ne mi yapiyoruz?
Ödülün fotografini paylasiyoruz. Bizi ödüllendiren arkadasimizin blogger adresini yayimliyoruz ve ödülümüzü 15 blog arkadasimiza daha veriyoruz.

Evet, ödülümü sevgili Senay'dan aldim. Blogu icin buraya tik tik.

And the ödül goes to :)

Sahipsiz Cümleler
Insanyavrusu
Dondurma Delisi
Parcalanmis Gülüsler
Mia Wallace
Fistikli Tombi 
Maviye Iz Süren
Sevda'nin Dünyasi
A View From The Moon 
Benim Tatli Hikayem
Geriye Ne Kalir?
Keske Gercek Olsa 
Lunarita 
Müptezel
Ucan Karavan 
Kizli Erkekli Kedili
Askin Bedenlenmis Halleri 

 Unuttugum blogger'ler varsa ne olur kizmasin. Bir de benim canim arkadasim Eda Tanses var yani icimdekibaliklar fakat o daha cok tumblr'i kullaniyor.




20 Ekim 2014 Pazartesi

Araf - Elif Safak

Sayfa : 396 sayfa
Dogan Kitap
"İyi de bir insana neden ömür boyu geçerli olacak şekilde tek bir isim veriliyordu başka bir isim de verilebilecekken, hatta isminin harfleri karıştırılıp aynı isimden yenileri türetilebilecekken? Kendimiz de dahil etrafımızdaki her şeyi yeniden adlandırma şansı ne zaman alınmıştı elimizden? Doğuştan bana verilen bir isme ilanihaye mıhlanıp yapıştığımı bilmek nasıl sıkmaz ki canımı, hayattaki yegâne tesellim kendim olmamayı başarabilme şansım iken? İsimleri sonsuza kadar sabitleyen bir dünyaya saplanmışım, harflerin çığırından çıkmasına izin vermeyen. Ama ne vakit kaşığımı alfabe çorbasına daldırsam ismimi ve onunla birlikte kaderimi yeniden düzenlemek üzere yeni harfler yakalamayı umuyorum."Elif Şafak, cinsel/etnik/dini, tüm çarpılmışlıklarıyla aklımızdan çıkmayacak bir günümüz Amerikası tablosu çizmiş. Kaçık, hüzünlü, bilge ve inanılmaz komik romanı insanın damağında acı-tatlı bir lezzet bırakıyor.
***
Yine bir Elif Safak kitabi ve bu kitabi da sevdim. Biraz agir gitti fakat Safak'in alistigim yazi stili oldugu icin yadirgamadim. Hikaye zamaninda Türkiye'den Amerika'ya göc eden Ömer'in hikayesini anlatiyor. Kitapta yine zamanda yolculuk yapiyorsunuz.

Not aldiklarim:
Mesela bir Türk, Türkiye'deki bir Amerikali'nin adini yanlis telafuz etmis oldugunu fark etmeye görsün büyük ihtimalle hayli huzursuz olur bundan ve durumun kendi hatasi olduguna, en azindan kendisinden kaynaklanan bir sey olduguna hükmeder o anda. Oysa Birlesik Devlerler de bir Amerikali bir Türk'ün adini yanli telaffuz ettigini fark ettiginde muhtemelen kendisini degil olsa olsa ismi sorumlu tutacaktir bu hatadan. Isimlerin yabanci memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir seyler eksilir - bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu.

Ama Abed'in anlayacagini biliyordu. Bir yabancinin bir baska yabanciyla ikisine de yabanci olan bir dilde konusmasinin ücüncü en büyük iyiligi buydu.

14 Ekim 2014 Salı

#14Ekim2014

Bu gün zaman nasıl geçti fark etmedim. Dün de fark etmedim. Dün yeni üniversiteye gittim. İlk dönemin tanıtımına katıldım. üçüncü döneme kayıt oldum ama hiç bir şey bilmiyorum, binaları tanımıyorum. Sabah tren gecikti yine. Neyse zamanında yetiştim üniversiteye. Bir kaç fotoğraf çektim ama daha güzellerini cekecegimi düşünüyorum.
Giderken bir hoş oldum aslında. Kimseyi tanımıyorum. Yalnızım. Acayip bir duygu.

Sonra biraz zamanım vardı. Bende kantinde tek başıma yemek yedim. Fiyatlar uygun. 1,90€'ya soya soslu mantarlı makarna ve salata yedim. Ben nasıl oldu da yemeğimin fotoğrafını çekmedim? :)


Yemekten sonra profesör ile görüştüm. Bu güne kadar girdiğim sınavları gözden geçirdik ve bu üniversitede ki aynı sınavlar yerine geçmesi için başvuru formunu doldurdum. 29. Ekim'de toplantı var orada karar verecekler ama profesör çok cana yakındı. Muhakkak bunları kabul ettirecegim dedi.
Böylece bana kala kala beş ders kaldı. Beş dersin iki tanesi bu dönem, diğer 3 tanesi de yaz döneminde. İnglizce eğitim alacağım tekrar. Bu gün internetten ufak bir sınava tabi tutuldum. Şimdi ingilizcemin ne kadar ileri seviyede olduğu belirlenecek sonra da aynı seviyede olan öğrencileri bir araya getirecekler. Do you understand? İngilizce sertifikam da var aslında ama puan tutmadığı için muallakta. Olur da kabul edilmezse siz yine de şimdiden sınavı yapın, seviyenizi belirletin dedi profesör.
Vallahi İngilizce'ye hayır demem çünkü tekrar pratik yaparım. Kim bana bedava İngilizce kursu verecek ki?

Cumartesi: Arkadaşım İ. bana mesaj attı. Mainz'de felanca şirket satış elemanı arıyormuş. Hemen bir CV göndersene dedi. CV yazdım. Kesinleşmeden adını söylemeyeyim de sizin de çok iyi tanıdığınız bir marka ve bir çoğunuzun elinde bu markanın cep telefonu yada evde laptopu var :)

Pazartesi: Yazdığım CV'yi okumuşlar beğenmişler bana mail attılar. CV'niz ilgimizi çekti. Siz de isterseniz eğer sizi bir görüşmeye davet etmek istiyoruz. Sizin için hangi gün uygun? diye sordular.
Bende salı günü gelecebilecegimi yazdım.

Salı: Saat 10:45
Onbir de olan görüşmeye on beş dakika önceden giderek diğer yarışmacı arkadaşıma gol attım galiba. Ben çıktıktan sonra o da gelmiştir. Halbuki ikimiz ile on bir de görüseceklerdi.
Ortam çok güzel. Görüşmeyi yaptığım çocuk da cana yakındı. Her çeşit meslek var burada dedi. Aslında civinden de anlaşıldığı gibi sen bu iş için fazla iyisin ama sende istersen çok seviniriz dedi. Müsait bir gün prova çalışmaya gelirsin ondan sonra da istediğin zaman başlarsın. Saat ücretin su kadar ve sattigin alet başı da ayriyetten para alacaksın dedi.
Bir ay 14 gündür işsiz olan Ahu kız ne kadar bunaldı anlatamam size. Allah nasip ederse cuma günü şimdi prova çalışmasina gideceğim ondan sonra da büyük ihtimal bu iş benim. Kaptım yani. 

12 Ekim 2014 Pazar

Kitapli Favorili MiM

Sevgili Dördüncü Tekil Şahıs'tan mim aldım bu yüzden hemen katılmak istiyorum. Kitaplı bir mim olduğu için de ayrıca teşekkür ederim.

1 - İlk hayranlığım: Galiba ilk hayranlığımı aklıma getirmeye çalışınca Grimm kardeşlerden masallar geliyor.

2 - Favori Serim: Aslında bu güne kadar pek fazla seri okumadım. Son yazdığım kitap yazılarını dikkate alırsak P.C. Cast'in vampir hikayelerini barındırdığı seriyi baz alabilirim.

3 - Favori Kitabım: Bir çok kitap var ama aklıma ilk olarak Victor Hugo'dan Sefiller geliyor.

4 - Favori erkek karakterim: Vallahi yok :)

5- Favori kadın karakterim: Duygu Asena'nin "Kadının adı yok" adlı kitabında bahsi geçen adı olmayan kadın. :)

6 - Favori okuma saatim: Hiç belli olmaz benim ne zaman okuyacağım ama genellikle sabahları trende yolculuk yaparken okuyorum.

20 kişiyi etiketlemem gerekiyor fakat bu kadar blogcan etiketleyemeyecegim.
Anarşi
Leopar Delisi
Z. Can Ponti
İnsanyavrusu
BeyazSir
Maviye İz Süren
Bayan Vertigo

10 Ekim 2014 Cuma

Intihar

Cem Garipoglu yattigi hücrede kendini camasir ipi ile asarak intihar ettigi haberleri yayimlaniyor su an televizyonda.
Acikcasi icimde bir ses bunun altindan daha bir seylerin cikacagini söylüyor.
Söylenenler bana celiskili geliyor. Otopsi sonuclarini bekliyor simdi sosyal medya.
Icim bir hos oldu acikcasi. Öldürdügü kiza o kadar cok üzülmüstüm ki ...
Cem'in ölmesine üzülemedim bile. Inanmadigim icin.

8 Ekim 2014 Çarşamba

#08Ekim

Bu sabah bes bucukta kalkip alti bucuk trenine giden Ahu Kader'den selamlar blog.
Trene gitti gitmesine ama alman demir yollari grevde oldugu icin yarim saat geciken treni bekledi durdu.
Bu arada bol bol küfürler saydi alman demir yollarina. Bu grev kac gün sürecek belli degil, ona da kizdi.
Allah'tan Taner vardi da istasyonda. Bol bol sohbet etti.
Sonra tren geldi. Bir sürü insanla tepis tepis bir vaziyette Mainz'e gitti.
Mainz'e vardigi anda karsi raydan Wiesbaden'e giden trenin kalktigini gördü, "kacirdik lan" dedi Taner'e.
Taner ile diger treni beklemeye koyuldular.
Diger tren iptal oldu.
"Hadi lan" dediler.
Bir sonraki trene bindiler. Wiesbaden'e gittiler. Taner "benim acelem yok, herkes insin ondan sonra ben inerim" dedi, Ahu kapiya kosturdu.
Trenden indi otobüse kosturdu. Eski üniversitenin ofisine kosturdu. Üniversiteden s.ktirnagmesini aldi Wiesbaden istasyonuna kosturdu. Istasyonda Martin onu bekliyordu. Kahve aldilar bir tane. Frankfurt trenine bindiler.
Onu ceyrek gece Frankfurt üniversitesine vardilar. Sira No. cektiler. Otuz numaradaydi sira. Ahu cektigi numaraya bakti. 79. "Oh dedi, kac saat sürecek."
Saat öglen bir bucuk oldu. 79 numara cagirildi. Ofise gidi Ahu, kayit oldu. Artik Frankfurt Üniversitesine ait bir ögrenci.
Aksam alti da eve geldi Ahu. 12 saat yolda olmanin yorgunlugu ... Bir de kendinden 3. tekil sahis olarak bahsetmenin ilgincligi.
Safransari selam olsun sana zifiri karanlik bir günden. Yüzümü gülümsettin sabah sabah.
Hadi kolay gelsin, hayat denilen şey.

6 Ekim 2014 Pazartesi

Mahrem


Mahrem
Görmeye ve görülmeye dair bir roman...
“Öyle güzel ki uçmak... Öyle güzel ki tüyden hafif, uçurtmadan serseri, buhardan oynak, toz zerresinden kıvrak, kar tanesinden savruk olabilmek gökkubbede. Niyetim daha, daha da yükseklere çıkmak. (…) Niyetim gökyüzünde fersah fersah yükselip güneşin gölgesine değerek, bembeyaz bulutların üzerine çıkıp bağdaş kurmak ve bir de oradan bakmak dünyaya. Çünkü bilmek istiyorum aşağıda olup biten her şey görülüyor mu buradan bakıldığında? Merak ediyorum arka bahçelerde sırlanmış sırlar, işlenmiş kabahatler, yarım kalmış oyunlar kaydediliyor mu satır satır, kelime kelime? Bilmek istiyorum bir mahremiyeti var mı insanoğlu-insankızının, insan olmanın?”

Şafak, Isabel Allende ekolü büyülü gerçekliğin önemli bir mirasçısı olmaktan öte bir yazar. Romanın görkemli gerçeküstücülüğü kayda değer bir zekâyla desteklenmiş.
The Independent


Uyumsuzluklara ve toplumun bunlara nasıl baktığına dair çok katmanlı bir metin. Sıradışı, sanrılı bir roman…

***
Bu kitap hakkında ne yazabileceğimi bilmiyorum. Elif Şafak'i severek okuyorum. Bu kitapta 3 farklı zamanda yolculuk yapıyorsunuz. Roman insanların başka insanlara ne kadar sığ baktığını gösteriyor. 1999 yılında geçen bölümde hikaye çok şişman bir kadından bahsediyor ve sevdiği Be-Ce'den. Be-Ce bir Nazar Sözlüğü yazıyor. Sözlük Z harfi ile basliyor.

Not aldıklarım:

"Mahremiyetin gitti mi elden, sen de gitmelisin tez elden!"

Ama benim kadar şişmansanız eğer, minibüsler, otobüslerden daha da beterdir.

Ben buna, "bir sürahi basiretin kalorisi bir yudum musibetinkinden azdır" kuralı diyorum.

Aslında, az buçuk arızası olan herkes bilir bu altın kuralı: "Baktın ki kem söz işiteceksin, evvela kendin dalga geç kendinle; hatta en çok sen dalga geç ki, başkalarına fırsat kalmasın. İsmini sen koy marazının; hatta davul zurnayla duyur ki merhamet yoksunu ismini, sana lakap takmaya yeltenenlerin hevesleri kursağında kalsın."

Kaç kitap okuyunca âlim, kaç diyar görünce gezgin, kaç hezimetten sonra bezgin olurdu insan? Kaç olunca çok, kaçta kalınca azdı rakamlar?

Nefret ediyordum şişmanlari aptal zannedenlerden.

Keramet Mumî Keşke Memiş Efendi bilirdi ki, erkekler en çok birbirlerinin hırsızıydı; fırsat çıkmayagörsün, tereddütsüz çalarlardı birbirlerinin mutluluklarını.

merak: Gerdek gecesinin sabahında, karısını dizlerine oturtmuş şehzade. "Dilediğince gez," demiş "dilediğince yaşa bu kırk odalı sarayda. Lakin, sakın ola kırkıncı kapıyı açmaya çalışma, kırkıncı kapının kilidini zorlama!" "Sen nasıl istersen," demiş genç kadın munis bir ifadeyle. Kocası dışarı çıkar çıkmaz elinde bir tomar anahtarla kırkıncı odanın önünde almış soluğu.
 


Hadi kolay gelsin, hayat denilen şey.

2 Ekim 2014 Perşembe

Frankfurt Üniversitesi

Sınavımı kaybettikten sonra yatay geçiş için Frankfurt üniversitesine baş vurmuştum ve bekleme başlamıştı. Bu sabah mektup geldi. 3. döneme alinmisim.
Çok mutlu oldum. Haftaya çarşamba gidip kaydımı yaptıracağım. Ekim'in onücünde de dersler başlıyor.
Yeni bir ortam, yeni bir üniversite. Bakalım başıma neler gelecek. Günlük yazacak bol yazılar çıkacak eminim.
Günlerdir yaşadığım huzursuzluk hiç değilse bu gün biraz olsa da kendini mutluluğa bıraktı.

Hadi kolay gelsin,
hayat denilen şey.

29 Eylül 2014 Pazartesi

Eylül - Mehmet Rauf

Eylül
Sıcak bir mevsim ile coşkunca başlayıp sonbaharın buruşuk yapraklarıyla birlikte solgunlaşan, acılı bir sevda öyküsü: Eylül... Romana adını veren bir ayda biten bir Aşk ve çekici Süreyya'nın kişiliğinde düğümlenmiş evlilik, hayat, namus gibi kavramların "yasak bir Aşk"ın pençesinde nasıl irdelenebileceğini "romantik" bir tahlille destanlaştıran Servet-i Fünûn karakteri: Mehmet Rauf...
Türk edebiyatının ilk "psikolojik" romanı olan Eylül, 1900-1901 yılları arasında Servet-i Fünûn dergisinde tefrika edildiğinde, belki de hak ettiği ilgiyi görememişti. Fakat belli ki, şimdi durum çok farklı: Zira Suad'ın Süreyya'ya olan aşkının mahiyeti, tam manasıyla henüz kavranmaya başlıyor!
Hazan yapraklarıyla "Aşk" kavramının gerçek mahiyetini bulması, çağımız insanı için oldukça ilgi çekici olmuştur. Çünkü bu çağda içi yeterince boşaltılmış olan kavramlardan bunalmış olan insanlar artık gerçek aşkı aramaya başladılar: Sonbaharı aradılar, hüznü ve gözyaşını aradılar; Eylül'ü buldular...
***
 
Bu kitap Türkiye'nin ilk psikolojik kitabiymis. Okurken sevgili blog arkadasim Gece_Yürüyüsü söyledi ondan sonra da kullandigim kitap sitesinin kaynaklarinda da bunu okudum. 
Kitap üc yerde geciyor. Bag evi, yali ve deniz. Sonra üc kisinin, yani evli olan Suad ve Süreyya ve Süreyya'nin akrabasi olan Necib'in sayesinde psikolojik bir kitap okuyorsunuz, sevgi ve ask üzerine ve mahremiyete dair.
Katildigim güz okuma senliginde adinda sonbahari cagristiran bir kelime olan bir kitap okumam gerekiyordu. Bende bu yüzden Eylül'ü sectim.
***
Not aldiklarim:
"O simdi yalniz degil ki! Insana kuru hayalden iyi arkadas mi olur? Kuzum, bu yali hülyasi öyle bir hastaliktir ki, insani gayet vefakâr bir dosttan daha cok mesgul eder."
 
"Sen birinci ikramiyeyi kazanmissin, azizim." dedi ve elini sikarak: "Fakat birinci ikramiye de lâyik bir ele düstügünde tesekkür etmelidir; zira iltifat etmedigime eminsin ya, temin ederim ki birbirinize lâyiksiniz." diye devam etti.
 
Eylül, Mehmet Rauf
Beyaz Balina Yayinlari 
289 Sayfa  

23 Eylül 2014 Salı

Tumblr Alintirlari #8

Temmuz 7, 2014
(Kaybettigim sinava gittigim soguk bir Almanya günü :()
Me.  Going to my last exam at the University on a cold german day.  #fromwhereistand 
Temmuz 5, 2014
#selfie interesting 
Temmuz 5, 2014
(Katildigim bir fotograf yarismasi var. Ara sira kelimeler ile ilgili fotograf cekiyorum. Kelime: Masanin üstü)
On the table _  studying  #fmsphotoaday 
Temmuz 3, 2014
(Kelime: ayni, birbirine benzer)
Match  #fmsphotoaday 
Temmuz 2, 2014
(Kelime: K ile baslayan bir sey. Keyboard)
Something beginning with K - Keyboard  #fmsphotoaday #university #computerscience 
Temmuz 2, 2014
(Kelime: K ile baslayan bir sey. Kids - cocuklar.)
Something beginning with K -  Kids  at the train Station. Excited  #fmsphotoaday 
Haziran 29, 2014
Okuyun. Okuyun.
Haziran 29, 2014
İzmire bir iki.  Keşke bende gitsem. #frankfurt #airport #turkey #izmir http://instagram.com/p/p06pJODPdD/ İzmire bir iki. Keşke bende gitsem. #frankfurt #airport #turkey #izmir

Tumblr alintilari #7 burada 

Tumblr Alintilari #7

Haziran 29, 2014
Something has changed within me
Something is not the same
I’m through with playing by the rules
Of someone else’s game…

Haziran 29, 2014
#nazimhikmet olma mağlup #şiir  #nazimhikmet olma mağlup #şiir

Haziran 28, 2014
(Rusya'dan aldigim bir kartpostal. Anarsi bayilir buna kesin.)
#postcrossing #russia #catsmuseum 

Haziran 26, 2014
(Orkidelerimiz)
#orchide #orchide 
Haziran 26, 2014
(Doktor da bulunan gemi maketi. O aralar kulak agrisi cekiyordum.)
#ship 

Sevgi Dilencisi

Günden güne büyüttüğüm duygularım ile
Bir çiçek satıcısı gibi bekliyorum yol kenarında
Sevgiler alıyorum
Sevgiler satıyorum
üç kuruşa
Beş kuruşa
Üstü kalsın demelerini bekliyorum
Sevgi dileniyorum

Sonra elimde papatya
Seviyor, sevmiyor
Sevmeyecek
Bunu kalbim biliyor
Bekliyorum yol kenarında
Sevgiler alıyorum
Sevgiler satıyorum
Vefasizligina
Vicdansizligina
Adaletsizliğine
Söyleniyorum dünyanın
Papatya sapı ile kalıyor elimde
Diğer bir sevgi dilencisinin eline tutusturuyorum
Para istemez
Sapı sende kalsın diyorum

#duygusala bagladim

Tumblr Alintilari #6

Haziran 21, 2014
(eh malum dünya kupasinda kimi destekleyecegiz? Tabi ki yasadigimiz, nefes aldigimiz, dogdugumuz Almanya'yi. Bizim gencler Almanya kaybetsin diye cok dua etti. Cok sacma geliyor bana. Insan yasadigi ülkeyi sevmeli. Yoksa her sey cok zor.)
Yaşadığı ülkeyi sevmeli insan.  Yoksa her şey zorlaşıyor.  Das Land in dem man lebt sollte man lieben,  auch wenn man aus einem anderen Land kommt.  Sonst wird alles unnötig schwieriger,  als es schon ist 
 Yaşadığı ülkeyi sevmeli insan. Yoksa her şey zorlaşıyor. Das Land in dem man lebt sollte man lieben, auch wenn man aus einem anderen Land kommt. Sonst wird alles unnötig schwieriger, als es schon ist

Haziran 21, 2014
(Gözlüklendigim ilk günler)
I Like my  new  glasses 
Haziran 20, 2014
(alman arkadaslarimin Kina gecesi. Kina gecesi demeyelim de evlenmeden bir hafta önce kizli erkekli yapilan eglence. Bknz. Polterabend)
#Stammtisch 
#polterabend 
Haziran 20, 2014
(Doktor da beklemece)
Waiting  at the doctor 
Haziran 17, 2014
(Amerika'dan aldigim bir kartpostal)
North Plate #postcrossing #usa 
Haziran 17, 2014
(Tayvan'dan gelen bir kartpostal)
#postcrossing #taiwan 

Tumblr alintilari #5 burada

Tumblr Alintilari #5

Coktandir yapmam gereken bir tumblr alintisi ile karsi karsiyasin blogcan.

Haziran 14, 2014
Merak eden varsa: Hastayım yatıyorum.
(iyi hastalanmistim)

Haziran 12, 2014
(adimin Ahu olmasindan mi kaynaklaniyor bilmem ama Ahududu'yu cok severim)
Haziran 12, 2014
(komsularin bahcesini talan ettigim bir gün :))
#garden #strawberry 
Haziran 12, 2014
(en güzeli taze nane cayi) 
Taze Nane. Frische Minze. 
Haziran 9, 2014
(tanistirayim bu Kerem bebek. Yillar önce temelli dönüs yapan en yakin arkadaslarimdan olan Esin'in o zaman dokuz aylik oglu. Ben onun adini Boncuk koydum.)
Boncuk 
Haziran 8, 2014
(Yeliz'in kina gecesinden kareler geliyor efendim.)
#mehndi #henna #kina 
Taking pics #canon #analog #digicam 
Afiyet olsun. Guten Appetit. 
Lorke Lorke  Lorke Lorke

Tumblr Alintilari #4 burada 

Kadin ve Adam #2

Aynı soruyu sormuşsak eğer.
Dünyaya aynı çerçeveden bakmişsak.
Birde gülümsemişsek.
Güneşi yakalamişsak olmayan gamzelerimizde.
Buse adını vermişsek doğan tüm kız bebeklerine …
Kendi kızımız daha doğmamişken.
Bir anlik misralar dökülmüş ise dudaklarimdan
Ve tüm bu yazılanlar olmamış ise
Böyle işte

Güz Okuma Senligi

Kategoriler: 
1. Kategori (10 puan): Şenliğimizin destekçisi İthaki Yayınları'ndan çıkan bir kitap.
2. Kategori (10 puan): İsminde güz mevsimini çağrıştıran bir kelime geçen veya olayların güz mevsiminde geçtiği bir kitap.
3. Kategori (10 puan): 700 sayfadan uzun bir kitap (Birkaç cilde bölünmüş kitaplarda ciltlerin toplam sayfa sayısına bakabilirsiniz).
4. Kategori (10 puan): Olayların geçtiği yerin (köy, kasaba, şehir, ülke, kıta) adının kitabın adına yansıdığı bir kitap.
5. Kategori (10 puan): Esas mesleği öğretmenlik olan bir yazardan bir kitap.
Hababam Sinifi / Rifat Ilgaz / Cinar Yayinlari / 463 sayfa (Okundu)

6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.
7. Kategori (10 puan): Herkesin okuyup da sadece sizin okumadığınızı düşündüğünüz bir kitap..

Der Alchimist(Simyaci) / Paulo Coelho / Diogenes Verlag / 176 sayfa (Okundu)  

 
8. Kategori (10 puan): Başkasının sizin için seçtiği bir kitap. (Bu kategoride tavsiyelerine güvendiğiniz ve tanıdığınız birine gidip ne okuyacağınızı sorabilirsiniz veya bir yakınınızdan kütüphanenizden okumanız için rastgele kitap seçmesini isteyebilirsiniz. Kendi kendine karar vermek yok).
Ömür Diyorlar Buna / Ayfer Tunc / Can Yayinlari / 200 sayfa  (Okundu)

9. Kategori (10 puan): Bir seriye ait bir kitap (Serilerin ilk kitapları kapsam dışı).
Silber, Das zweite Buch der Träume / Kerstin Gier / Fischer Verlag / 416 Sayfa (Okundu)
10. Kategori (10 puan): Sadece tek bir kitabını okuduğunuz bir yazardan/şairden bir kitap.
Bana Sirtini Dönme / Sinan Akyüz / Alfa Yayinlari / 265 sayfa  (Okundu)

11. Kategori (10 puan): Bir kişisel gelişim kitabı.

12. Kategori (10 puan): Doğduğunuz yıl hayatını kaybetmiş bir yazardan/şairden bir kitap.
13. Kategori (10 puan): Beyaz perdeye aktarılmış bir kitap. 
Anna Karenina / Tolstoi / Kindle Edition / 1024 sayfa (Okundu)
14. Kategori (10 puan): Halen yaşayan, Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazardan bir kitap.
15. Kategori (10 puan): Biyografi/otobiyografi/anı türünde bir kitap.
Erstickt an euren Lügen / Inci Y. / Weltbild / 296 sayfa (Okundu) 

16. Kategori (10 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında bir kitap.
17. Kategori (10 puan): Ödül almış bir öykü kitabı (Lütfen kitabınızı belirtirken hangi yıl hangi ödülü aldığını belirtin.)
18. Kategori (Her kitap 10 puan, 2 kitabı da okuyana ekstradan 30 puan, toplam 50 puan)İsminde zıt anlamlı kelimelerin olduğu iki kitap. (Örnek: Büyük Umutlar - Küçük Kadınlar; Denizin Altındaki Ada - Buzdolabının Üstündeki Kız; Kötü Saatte - İyi Kalpli Erendira)
Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları / Ransom Riggs / İthaki Yayınları / 400 sayfa (Okundu)
Bay Düdük / Aziz Nesin / Adam Yayinlari / 104 sayfa  (Okundu)

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 60 puan): Eserlerini aynı dilde yazan üç farklı yazardan birer kitap.
Die Taube (Güvercin) / Patrick Süskind / Diogenes Verlag / 100 sayfa (Okundu)
Die Blendung (Körlesme) / Elias Canetti / Fischer Verlag / 848 sayfa (Okundu)
Schachnovelle (Satranc) / Stefan Zwei / Kindle Edisyonu / 128 sayfa (Okundu)

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Yabanci Kadin: Mrs. Dalloway - Virginia Woolf, Fischer Verlag, 238 sayfa (Okundu)
Yabanci Erkek: Babalar ve Ogullari / Ivan Turgenyev / Iletisim Yayinlari / 335 sayfa
(Okundu) 
Türk Kadin: Pargali ve Hatice / Demet Altinyeleklioglu / Artemis Yayinlari / 842 sayfa
(Okundu)
Türk Erkek: Istanbul Hatirasi / Ahmet Ümit / Everest Cep Yayinlari / 685 sayfa
(Okundu) 
21. Kategori (Her bir kitap 5 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): 150 sayfadan kısa sekiz kitap.

  1. Chronik eines angekündigten Todes (Kirmizi Pazartesi) / Marquez / dtv / 119 sayfa
  2. Mevlana'dan Inciler / Sinan Yagmur / Destek Edebiyat / 92 sayfa
  3. Divan / Turgut Uyar / Bilgi Yayinevi / 88 sayfa
  4. Yalniz Kizlarin 41 Kurali / Canan Saka / nemesis / 147 sayfa
  5. Bes Sevim Apartmani / Mine Sögüt / Yapi Kredi Yayinlari / 127 sayfa
  6. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Duygu / Ilhami Algör / Iletisim Yayincilik / 65 sayfa


22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
Bir zamanlar Tumblr'da gördügüm kitap listesinden 4 kitap
Erken Kaybedenler / Emrah Serbes / Iletisim Yayinlari / 143 sayfa (Okundu)

21 Eylül 2014 Pazar

Okuma Senligi Ücüncü Ay

Katildigim okuma senligi bu gün bitti ve benim okudugum kitaplari belirtmem gerekiyor.
Bu ay fazla okuyamadim. Okul yüzünden moralim bozuktu. Evde tadilat vardi. Bir de gecen ay bir ayda 19 kitap okuyanlar var binlerce puan aldilar. Vay anasini sayin seyirciler dedim. Hevesim kirildi sanki. Sacma.

Okuma listem:
16. Kategori (10 puan): Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap.
Okundu: Tanri'nin Unutulan Cocuklar, Marti Yayinlari, Craig Silvey,448 Sayfa  
Avustralya Yayin Sektörü, Yilin Edebiyat Romani 
***
28. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplamda 60 puan): Goodreads’in “Ölmeden Önce Okunması Gereken 1001 Kitap” listesinden 3 kitap.
Goodreads linki için buraya tıklayın. Linke dikkat edin lütfen. Verdiğim link sayfalarca süren bir listenin ilk sayfasının linki sadece. Açacağınız sayfanın alt kısmından takip eden diğer sayfalara ulaşabilirsiniz.
Okundu: Der Fänger im Roggen/Cavdar Tarlasinda Cocuklar, J.D. Salinger, Rowohlt Yayinevi, 269 Sayfa
Okundu: Alice im Wunderland/Alice Harikalar Diyarinda, Lewiss Caroll, Anaconda Yayinevi, 128 Sayfa 
Okundu: Das Bildnis des Dorian Gray, Oscar Wilde, Dt. Taschenbuch Yayinevi, 286 Sayfa 
***
14. Kategori (10 puan): Kütüphaneden veya bir tanıdığınızdan ödünç aldığınız veya sahaftan aldığınız bir kitap.
Die Schmetterlingsinsel, Corina Bomann, Ullstein Yayinevi, 556 sayfa.


Toplam 5 kitap 5*10 = 50 Puan
Toplam 1687 sayfa = 16 puan 
28. kategoriyi okudugum icin arti 30 puan 
Toplamda 96 puan
 

18 Eylül 2014 Perşembe

Tadilat

Evet, bir haftada 3 kilo vermis Ahu'dan selamlar blogcanlar.
Evde tadilat var. Oturma odasi ve arayi boyayacagiz. Bu arada da bir cok esyayi düzenliyor ve atacaklarimizi bir kenara topluyoruz. Önümüzde ki cumartesi bit pazarina gidip hepsini satacagim.

Annemin eski mektuplarini biriktirdigi bir kartondan o kadar güzel kartpostallar cikti ki anlatamam. Arkasinda o günlere ait güzel satirlar. Tarih 1978 - 1990 arasi.
Bakin neler var.




Asil bomba bu fotograf. Soldan saga: Babam, Annem, Babaannem, Amcam, Halam.
Babam ile annemin amca cocuklari olduklarini biliyor muydun? Bilmiyordun. Ögrendin!

Bütün bu tadilatin arasinda ben nasil mi kilo verdim? Weight watchers yapiyorum. Günde 19 puan yemek yeme hakkim var ve ben yedigim yemekleri puanlarina göre yiyorum. Mesela sebze ve meyvenin sifir puani var. Istedigim kadar yiyorum. Bir dilim ekmek 2 puan. Vs. Iyi gidiyor simdilik.
Subat'a kadar kilo vermem lazim. Kuzenimin dügünü var. Biraz da ben giyeyim cicili bicili elbiseler.
Zaten rüya gördüm gecen gün. Cok ilgincti. Anladigim kadari ile evleniyordum fakat yanimda bir bay yerine bayan vardi. Tövbe estagfurulla. (evet bir yerim acikta kalmis)
Üzerimde diz alti güzel bir beyaz elbise vardi satenden ve diz üstünde parlayan taslar.(hic sevmem)
Hayirdir insallah.


Bu kadar isin arasinda türk kahvemiz de eksik olmuyor. Ellerime saglik.
Hadi kolay gelsin,
hayat denilen $ey.

Kindergarten

Kuzenimin müdür oldugu ana okulunda (almanca: Kindergarten) bilgisayar bozulmus. Bende gittim tamir etmek icin. Bu ana okulu, bir yasinda, 3-6 yas arasi bir de okuldan sonra gelip ders yapan cocuklara göre bir ana okulu. Bu yüzden tüm esyalar minyatür halinde. Ana okuluna hayran kaldim.
Bir de bilgisayari tamir ederken basimda durup bicir bicir konusan kiz cocuguna da.
Bir kac fotograf cekmistim. Onlari paylasayim da kaybolmasin. Kayda gecsin.
 Minik yataklar
 Minik Oturma Odasi
 Her yer cicek.
 Minik ocak
Yine cicek




Hadi kolay gelsin,
hayat denilen $ey.