28. November 2013

27. November 2013

Okudum Bitti: E.L.James - Grinin Elli Tonu

Orjinal Adi: Fifty Shades of Grey
Okudugum Dil: Almanca - Geheimes Verlangen
Sayfa Sayisi: 603
Yayinevi: Goldmann Verlag

Ne zamandır merak ettiğim Grinin Elli Tonu serisinin ilk kitabını okuma şenliği kapsamında okumuş bulunuyorum.
Bu kitap ile ilgili fikirler çok uçuk noktalarda.
Kimileri vay anam vay bu nasıl bir hikayedir derken, diğerleri yazar sapık herhalde, iğrenç okumaya değmez diye yorumlar bırakmış sosyal medyada.
Anladım ki, bu kitabı ya seversiniz, yada sevmezsiniz. Bir sonraki bölümde ne olacak acaba diye okudum ve bitirdim kitabı. Vay anam vay diyorum bende ve beğendiğimi belirtmeliyim.
Erotik kitap okuyanlara sapık gözü ile bakılıyor galiba. Bu kitabın sapıklık ile ilgisi yok bence.

Kitap Aciklamasi:
Romantik, özgürleştirici ve kesinlikle bağımlılık yaratıcı... Bu roman dengenizi sarsacak, sizi ele geçirecek ve ebediyen sizinle kalacak Edebiyat ögrencisi olan Ana Steele, genç girişimci Christian Grey’le röportaj yapmaya gittiğinde son derece çekici, zeki ve sinir bozucu bir adamla karşılaşır. Toy ve masum Ana, bu adama duyduğu arzu karşısında şaşkına döner ve adamın gizemli doğasına rağmen ona yakınlaşma arzusuyla yanıp tutuşur. Ana’nın güzelliği, zekâsı ve özgür ruhuna direnemeyen Grey de onu istediğini kabul eder, ancak şartları vardır... Grey’in sıra dışı erotik istekleri karşısında şoka uğayan ama bir yandan da heyecana kapılan Ana tereddüde düşer. Büyük başarısına rağmen –çokuluslu şirketleri, uçsuz bucaksız serveti ve sevgi dolu bir ailesi vardır– Grey şehvete esir olmuş ve hükmetme hırsı olan bir adamdır. Çift, cüretkâr ve tutkulu bir fiziksel ilişkiye yelken açarken, Ana, Christian’ın karanlık sırlarını ve kendi gizli arzularını keşfeder.

Kitap aciklamasi Vikitap.com'dan alinmistir. 

26. November 2013

Bebek Sesi


Bebek sesi.
Melek kokusu.
Saatler ...
Hastane koridorları.
Endişe, sevinç, hepsi bir arada.

Adı ne olsun?
Çocuk adı ile müsemma.
Ona göre sec adını.

28.11.2013
- Hayır, o bebek 25.11.2013 tarihinde dünyaya gelecek.
İlk günden içime doğdu.
Ben o gün gelecek dedim mi gelecek.

Dün akşam.
Saat onu on gece.
Bir WhatsApp mesajı.
Ekranda arkadaşımın adı.
Dedim, bebek geldi herhalde.

Bir bebek fotoğrafı.
Daha ufacık, minik bir şey.
Yarım saat olmuş dünyaya geleli.
Annemin şaşkın bakışları.
Dedin, dedin bu gün geldi bebek deyişi.

Ben birtek öleceğimi bilmem herhalde.
Hoşgeldin bebek.
Hoşgeldin melek kokulu.
Geldiğin dünya pekte öyle hoş değil.
İnsanlar ilginç.
Kararsız.
inatçı.
Sinsi.
Umarım hayatı güzel yaşarsın.

Yilbasi Karti


Çok eskiden mektup yazardım Erzincan da olan kuzenime. Oda geri yazardı. Beni daha çok bekletirdi. Kızardım Neslihana.
SOnra mektup yazmayı bıraktık. Kimi zaman mektuplar gelmedi, kimi zaman gönderdiğimiz ufak hediyelik eşyalar eksikti. Sırf bu yüzden benden çok beddua yemiştir PTT. Kartpostal gönderirdik bayramlarda, seyranlarda. Yılbaşı denince daha güzel olurdu.
Ben bu sene bu geleneği yeniden yaşatacağım ve yukarıda adı geçen blog arkadaşlarıma kartpostal göndereceğim.
Varmı birbirine kartpostal göndermek isteyen? Yorumlardan mail adreslerinizi, sonrada mail ile ev adreslerinizi takas edin. Her şeyi de bana söyletmeyin canım.

Anarşik Banner


Dün akşam Anarşi ile twitter de sohbet ederken baktım ki hanımefendi kendine şirin mi şirin bir banner yapmış. Yine yüzsüzlük edip "bana da yapsana" dedim. Kendisi beni hiç bir zaman kırmaz sağ olsun ve yaklaşık 15 dakika sonra bu üste görmüş olduğunuz güzelim banneri hazırladı bana.
Kahve, kitap, kalem dostu olduğum için birde sonsuzluk işaretini çok sevdiğim için kitaptan sarkan ipin ucuna sonsuzluk işaretini yerleştirecek kadar da detaycı benim canım arkadaşım.
Bu arada her zaman beğendiğim bir yazı stilini de ekledim bloguma. Umarım beğenirsiniz. Görüşlerinizi yorumlarda bildirirseniz sevinirim.
Şimdi elimde kahve fincanim ofisimden bu bannere bakarak bye bye diyorum size.

22. November 2013

Ayça (5. Bölüm)

Ayça (1. Bölüm)

Yıllar yılları kovaladı bu şekilde. Kızlar büyüdü serpildi. Çok iyi arkadaş oldular ve hiç bir zaman bu konu açılmadı. Sonra nedendir bilinmez ama bir sebepten dolayı Elanurun ailesi ve Ayça'nin ailesi Süheyla teyzlerle bozustu. Tahsin amcanın laubaliliklerinden, eşşek sakalarindan herkes bıkmıştı çünkü.

Bir gün Elanurlar Aycalari ziyarete gitmişti ve oturma odasında sohbet ediliyordu. Elanurun annesi nereden aklına geldiyse Tahsin beyin lafını etti. Elanur birden „Biliyormusunuz ben o adamı hiç sevmiyordum zaten“ dedi ve Aycada „Evet bende sevmiyordum, zorla insani sıkıştırıp seviyordu“ dedi.

Anneler şaşkın gözlerle birbirlerine baktı ve çocukların gözleri doldu. Bir daha bu konunun lafı geçmedi. Tahsin beyin adını kimse ağzına almadı. Ömer abiyle Nalan ablayı yolda gördüklerinde selam verdi kızlar sadece. Süheyla teyzeye acıdılar birde, böyle bir adamın karısı olduğu için.

Elanur şimdi 24 yaşında, Ayça ise 29. İkiside erkeklere uzun yıllar güvenemediler. Hep korkup sakladılar kendilerini. Şimdi ikiside mutlu mesut birer ilişki içerisinde ama hala içlerindeki sır ve gözlerinde ki nem kaybolmadı.

-SON-
kurgu, hikaye
ahukader

20. November 2013

İnci Aral: Ölü Erkek Kuşlar


Kitap Aciklamasi:
Suna'nın içinde iki ayrı kadın yaşar. Su uysal, uzlaşmacı, evcil, iyi anne ve eş olmaya koşullanmış yanı, Na ise bozuk saydığı her türlü düzene karşı çıkmaya hazır, asi ve cesur kimliğidir. Sürekli çatışma halinde olan çift benlik ve bölünmüşlüğü içinde, bir de kocası Ayhan'ın en yakın arkadaşı Onura aşık olunca Su-Nanın durumu daha da zorlaşır.

Ölü Erkek Kuşlar, bir kadının birine tutkulu bir aşk, ötekineyse köklü bir sevgi ve evlilik bağıyla bağlandığı iki erkek arasındaki yakıcı gidiş gelişlerini anlatırken bu üç kişinin çocukluktan kadın ve erkek olmaya uzanan yolda öngörmeler, koşullanmalar ve kurallarla biçimlenişlerini irdeliyor. Kadın-erkek ilişkilerinin, hem toplumsal tabu ve yargıların özündeki katılık ve şiddet hem de tarihsel bir dönemin baskı ortamında nasıl yorucu bir iletişimsizlik ve çözümsüzlüğe dönüştüğünü gösteriyor. Bu karmaşa içinde aşk çocuksu bir düş, evlilikse düzen sanılan bir düzensizliktir.


*** 

Bu kitap herhalde bir on yıldır okunacaklar arasında duruyor. Katıldığım okuma şenliği sayesinde adında bir hayvan olan bir kitap kategorisine ekledim ve okudum.
Şunu söylemeliyim ki daha önce okumadigima üzüldüm.
İnci Aral kitabında bir kadının evlilik ile bağlı olduğu bir adama, bir yandan da bu adamın en yakın arkadaşlarından olan başka bir adama beslegidi aşkı anlatıyor.
Suna karakteri kendi içinde sanki iki kimlik ile yaşıyor. Zaten kendisi de kendi ile konuşurken bilinç altında bir Su sese geliyor bir Na.
Kitap aslında bir türk kadının ister istemez gelenekler sayesinde nasıl bir kılıfa sokulduğunu, aslında bu kılıfın içinde hiçte rahat etmeyen mutsuz kadınlar olduğunu anlatıyor bence.
Yetim Suna yenge ve dayı yanında büyüyor. Sokakta oyun oynamasın, etek giymesin, erkek çocukları ile konuşmasın vs.
Bir an önce baş göz edelim, adımıza leke sürmesin vs.
Bir sürü örnek verebilirim.
Kesinlikle okuyun.

***
O kadar çok not aldım ki, hangi birini paylasacagimi şaşırdım. Buyurun not aldıklarım:








Sayfa Sayisi: 428
Okuma Senligi: 10 Puan

19. November 2013

Hakkımda 5 Bilgi - MiM

Sevgili Ayca blogunda facebookta gördüğü bir mim vari olayı anlatmış. Kendi hakkında beş bilgi vermiş. Benimde çok hoşuma gittiği için yeni bir mim yaratıyorum ve size beş bilgi veriyorum.

1# Çocukken bir çok kere elim bilegimden çıkıyordu. Kırık çıkıkçıya gidiyordum. Sonraları alıştım kendi bilegimi kendi yerine takar oldum.

2#
Bir kitap okumaya başlayınca son sayfasını acar, son cümlesini okur ondan sonra kitabı okumaya başlarım.

3#
Anne ve baba tarafından da ailede ilk torun benim.

4#
16 yaşıma bastigim günden beri part-time-job dedikleri işlerde çalışıyorum. En zevkli isim Real'de kasiyerlik yaptığım dönemdi. Ne paralar kazanmıştım be.

5#
Boyum 1,54. Hiç bir zaman bu yüzden kompleks yapmadım. Hatta aksine, ufak olmayı seviyorum.

İster mim sevin sevmeyin mimliyorum:
Anarşi
Pia
Uçan Karavan
Dondurma Delisi
Sonsuz
Safransari
Arya
Gece_Yürüyüşü
Asli Yilmaz

NeOkur.com

Bence GoodReads'i andiriyor bu site. Fakat Vikitap'tan daha cok begendigimi söyleyebilirim. Ayrica türkce kitaplari daha kolay ekleyebilecegimi düsündügüm icin üye oldum.

Sizde cok kitap okuyorsaniz, özel günlügünüz gibi kitaplarinizi kayit etmek istiyorsaniz NeOkur.com'a bir göz atin derim.

Olur da üye olursaniz beni de eklemeyi unutmayin. http://ahu-kader.neokur.com/

Hadi kalin sevgi ile.

Anonym Cümleler

Bizim kimse ile sorunumuz yok.
Onların sorunları kendileri ile.
Anladım ki her şey yanlış anlaşılmaya müsait.
Herkes birbirine bağırmaya hazır.
Anonym cümleler savruluyor etrafımda. Kendini gizli tutup naralar atmak ne kolay aslında.
Anladım ki herkes herkesi yerin dibine sokmaya, canı istediğinde tutup kolundan kaldırmaya müsait.
Ben yokum arkadaş.
Çok ters geliyor bana.

15. November 2013

Ayça (4. Bölüm)

Ayça (1. Bölüm) 

Her haftasonu Süheyla teyzeyi ziyarete gidiyorlardı. Yeni ev çok güzeldi. 3 katlıydı. Büyükler aşağıda büyük salonda otururken Ayça artık üst katta Nalan ablayla oturuyordu. Yaşı büyüdükçe Ömer abiden de çekinir olmuştu. Oda haftasonları genellikle evde olmuyordu zaten. O disco senin bu disco benim geziyordu. Çok yakın bir tanıdık aile daha vardı. Onlarda her haftasonu Süheyla teyzeyi ziyarete geliyorlardı. Ayçadan beş yaş küçük bir kız çocukları vardı, adı Elanurdu.

Bir gün Nalan ablanın odasında yalniz oynarlarken Elanur birden: „Biliyormusun Ayça abla, Tahsin amca beni her fırsatta sıkıştırıyor. Saçlarımı çekiyor, bacaklarimi okşuyor „ dedi. Aycanın boğazında büyük bir yumruk oluştu. Yutkundu ve hiç birşey diyemedi. Elanur gözlerini gözlerine dikti Aycanın. İkiside aynı sırrı sakladıklarını biliyordu …

kurgu, hikaye
ahukader 

 

Okunacaklar listesi

Okunacaklar listesi çoğaldıkça yazilacaklar listesi de çoğalıyor sanki. İster okunsun ister okunmasın yinede yazılması gerekiyor diyor içimde ki Luna. Sen kendin için yazıyorsun ilk önce unutma. Yıllar sonra siteni açacak, bu gün ne olmuştu ya diye bakacak bunu yazdığını gördüğünde gülümseyeceksin mesela.



***



Amazondan yanlış gelen kabin satıcısına mail attım dedim bu ne? Hemen evap veriş. Büyük bir yanlışlık oldu kabı geri göndermenize gerek yok ben size istediğiniz kabı hemen gönderiyorum dedi. Tamam dedim, keyfim yerine geldi. Haftaya cumartesi Doctro Who'nun 50. yıl kutlaması için yeni bölümü sinemada izleyeceğiz arkadaşlarım ile. O güne kadar gelirse artık arkadaşıma hediye ederim.

***

Annemi doktora götürdüm bu gün. Çok kötü bir şey yok. Rutin kontroller. idrarında kan bulunuyor. Bununla ilgili sorun oluşmasın diye devamlı kontrol altında. Umarım bu durum bir an önce geçer. Aşısı varmış bu hastalığın. Doktor antibijotik verdi. Bir kerelige mahsus içecek. Ocakta tekrar götüreceğim eğer düzelmemisse belki aşıyı düşünebiliriz dedi doktor. 3 iğne vuruyorlarmis bir ay ara ile. 100 Euro tutuyormuş. Aman varsın tutsun. Annemden önemli mi?

***

Doktora giderken arabayı park ettikten sonra çok tatlı bir yoldan geçiyoruz doktora her seferinde. Güneşte vurmuş binalara. Hava çok garip su an burada. Güneş var, fakat dönüyoruz. Rüzgar çok esiyor. Hava beş derece. Yinede bu şirin çay dükkânının üzerine vuran güneş çok güzel duruyordu.

Cay Dükkani

Cay dükkanindan sonra bir butigin önünde annecigim

Doktor doktor :)

Doktor doktor :)

***

Doktordan çıktıktan sonra her zaman tarladan gelmiş taze meyve ve sebze satan o bayanın yanına gittik yine.

Orada bir çiçek gördüm çok hoşuma gitti. Evde bana ait bir çiçek olsun istedim. Bardağı ile alırsan 2,50€ yoksa 1,95€ Hadi bardağı ile olsun dedim. Eve geldim saksıya ektim. Adının Atatürk çiçeği olduğunu biliyormuydunuz?
Bende annemden öğrendim. Sevgiler.



Bir şeyde düzgün gitse şaşarım

Vallahi bu aralar her şey ters gidiyor lan. Üniversiteden çok yakın arkadaşıma İngiltere'den bir cep telefon kabı ismarlamistim. Doctor Who dizisini bilenler bilir. Orada Doctor bir mavi polis kulübesi ile zamanda yolculuk yapar. Bende bu polis kulübesinin kabini ismarlamistim efendim.
Arkadaşım bana bu sene doğum günümde Doctor'un kullandığı tornavidayı hediye etmiş beni mutlu etmişti. Eh malum noel falan yaklaşıyor bende ona ufak bir hediye almış olayım dedim.
Şimdi paket geldi. Paketi sevinçle açtım. Güzelce paketlerim, nede olsa bu akşam buluşuyoruz veririm diye düşündüm. Hadi ordan ...
içinden tamamen başka bir kab çıktı.




Hemen internetten mesaj attım. Nerede Doctorun polis kulübesi, nerede bu iğrenç şey lan dedim?
Neyse umarım cevap verirler. Geri göndereceğim tabi ki. Hemde İngiltereye. Benim zaten isim gücüm yok ya.
Sinirlendim. Bu aralar internetten sipariş vermelere son vereceğim herhalde.
Kitap Ağacı ile okuyacağım ikinci kitabı (Bülbülü Öldürmek) da kullanılmış Amazon'dan aldım. Kitabın halini görseniz. Her moku yapmışlar bu kitapla her halde tövbe yarabbi.
Berbat bir durumda. Şok oldum.

Sayfalar katlı. Kapak kırık. Her yerinde isim yazıyor. Sağında, solunda, ön kapağında. Vallahi su an aklıma geldikçe yine sinirleniyorum. Ama dur ben sana öyle bir kötü not vereceğim ki netten, kimse bir daha senden kitap almayacak uyuz.

Bir Ince Ses

Aslında onu diğer blog arkadaşlarımdan takip ediyorum da bir türlü fırsat olmamıştı okuma listeme alayım, yok oturayim uzun uzun okuyayım falan. Benim ilginç huylarim vardır.
Mesela bir kitap okumaya başlayınca son sayfasını acar, son cümlesini okur öyle başlarım kitaba.
Son zamanlarda da ilgimi çeken bloglar varsa, blog arşivinden ilk yazılarını açıp okuyorum.
Bu gün sıra Bir İnce Ses'teydi. Bakın 2010'un Ağustosun'un on altısında neler demiş kendisi. Severek okuyacağım bir blog belli. Bu aralar tıkanmış yazamıyor herhalde. Yazmaya devam etsin bence.

Her üstüne sıçanı düşman sanma

Evet Kitap Yurdu'ndan kitap ismarladigimi beş günü gectigini yazmıştım. Hatta biraz sitem etmiştim. Sanki benim yazı yazdığımı hissetmiş gibi sihirli bir değnek mail kutuma bir mesaj bıraktı.
İsmarladigim kitap ellerinde olmadığı için gönderemediklerini ve bu yüzden ya beş ün daha beklemem gerektiğini yada istersem paramın banka hesabıma havale edilebileceğini yazmışlar.
Bende ikinci seçeneği seçtim ve paramı geri istedim.
Zaten kitabı ısmarladıktan sonra Amazon.de de aynı kitabı neredeyse 7 Euro daha az fiyata bulmuş, ah keşke ilk buraya bakıp alsaydım diye kahrolmustum.

Demek ki neymiş, her şeyde bir hayır varmış.
Bu arada dün akşam Pia İnstagram'da güzel bir fotoğraf paylaştı. Onu da paylaşarak aranızdan bu günlük ayrılıyorum.
Bu akşam arkadaşlarım ile biraz dışarı çıkacağım. Doğduğum şehirde (Mainz) bir restoranda yemeğe buluşacağız. Seviniyorum.


12. November 2013

Boş kalan posta kutuları


Okuma Şenliği için Altın Yayınlar yayınevinden çıkan kitaba ihtiyacım vardı.
Kitap Ağacı ile ikinci kitabı da okuyabilmem için bir kitaba ihtiyacım vardı.
Gönlümün senlenmesi için Ebru'nun, DüsKizi'nin ve Seda'nin mektupları gelmesi lazımdı.
KitapYurdu'ndan ismarladigim kitap 6 günü geçmesine rağmen gelmedi.
Kitap Ağacı için ismarladigim Bülbülü Öldürmek kitabı da gelmedi.
Mektuplar dersen hiç gelmedi.
Oy ben nedem, nerelere gidem.

Bu arada başlık bulmakta günden güne basarima başarı katiyorum :)

Görsel alintidir

Luna'ya Notlar #2


Buzul bir yolda yürüyorum sanki.
Ha kırıldı, ha kırılacak.
Ha düştü, ha düşecek gibi oluyorum.
Çocukluğumda yaptığım gibi ayak uclarimda yürüyorum usul usul.
Ve yeniden yeşili seviyorum.
Mavinin güzelliğine hayran kalıyorum.
İnsan ne zaman vaz geçiyor alışkanlıklarından?
Büyümeye başlayınca mi?
Kitapların son cümlesini ilk okuduğumu biliyormusun?
Nereden bileceksin ki.
Bu alışkanlığımı da unuttum zamanla.
Nereden aklıma geldi?
Yeniden son cümleler ile dokunuyorum kitaplara.
Bir hikayeyi yazmadan son cümlesini düşünen bir yazar misali ...
Günaydın Luna.

10. November 2013

Yıkın Heykellerimi

Buruk bir gündür bu benim hayatımda. 10 Kasım ... Rahat uyu Atam. Bu günlerde olanlar sayesinde ne kadar rahat uyuyabiliyorsan.
Kızlı erkekli andılar bu gün seni. İzindeyiz dediler.  




Yıkın Heykellerimi

Ey milletim
Ben Mustafa Kemal'im
Çağın gerisinde kaldıysa düşüncelerim
Hala en hakiki mürşit değilse ilim
Kurusun damağım dilim
Özür dilerim

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özgürlük hala
En yüce değer
Değilse eğer
Prangalı kalsın diyorsanız köleler

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Yoksa çağdaş medeniyetin bir anlamı
Ortaçağa taşımak istiyorsanız zamanı
Baş tacı edebiliyorsanız
Sanatın içine tüküren adamı

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Yetmediyse acısı şiddetin savaşın
Anlamı kalmadıysa
Yurtta sulh dünyada barışın
Eğer varsa ödülü silahlanmayla yarışın

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Özlediyseniz fesi peçeyi
Aydınlığa yeğliyorsanız kara geceyi
Hala medet umuyorsanız
Şıhtan şeyhten dervişten
Şifa buluyorsanız
Muskadan üfürükçüden

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Eşit olmasın diyorsanız kadınla erkek
Karaçarşafa girsin diyorsanız
Yobazin gazabından ürkerek
Diyorsanız ki okumasın
Kadınımız kızımız
Budur bizim alın yazımız

Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi

Fazla geldiyse size
Hürriyet cumhuriyet
Özlemini çekiyorsanız
Saltanatın sultanın
Hala önemini anlayamadıysanız
Millet olmanın
Kul olun
Ümmet kalın
Fetvasını bekleyin şeyhülislamın
Unutun tüm dediklerimi
Yıkın diktiğiniz heykellerimi
RAHAT BIRAKIN BENİ
Süleyman Apaydın

8. November 2013

DKMS - 30 milim kan


Ich habe heute eine Karte von der DKMS bekommen. Eine kleine Info darüber, dass Deniz (6 Jahre) alt, dank einem Spender geheilt werden konnte. Dann wurde ich noch darum gebeten, dass ich meine Kontaktdaten bei Änderung online auch ändern soll.

Die Typisierung damals war sehr leicht. Ich habe einfach nur 30ml Blut abgegeben.
Ich hoffe doch, dass ich irgendwann einen Brief erhalte, mit der Information, dass ich ein Leben retten kann.
Da ich Postkarten sammele, finde ich, dass das eine der schönsten Postkarten ist, die ich bekommen habe.
Lasst euch typisieren!

 ***

Deniz altı yaşında ve Almanya'da yaşıyor. Kan kanseriymis. Evlerden ırak olsun. Benimde üyesi olduğum DKMS (Deutsche Knochenmarkspenderdatei) yani kısaca alman kemik iliği bankasında üye olan bir donör sayesinde hastalığını yenmiş.
Kayıt çok basit. 30 milim kan verdim. Umarım bir gün gerçekten birine yardımcı olabilirim. Bu gün bu kartpostalı aldım. Bilgilendirme amaçlı ve adresimin değiştiğinde bildirmem ricası ile.
Umarım bir gün gerçekten aranılan ılık sizin diye bir mektupta alırım.

Ayça (3. Bölüm)


1. Bölüm 

Yıllar yılları kovaladı bu şekilde. Hep en son anda kurtuldu Ayça Tahsin amcanın elinden. Kimseye söyleyemedi olanları. İnanmayacaklarına emindi çünkü. O daha küçük bir çocuktu. 12 yaşına gelmişti artık annesi ona daha çok sokakta oynamasına izin veriyordu ve oda bunu bahane edip çok az uğruyordu Süheyla teyzeye. En çokta Tahsin amcanın çalıştığı saatleri seçiyordu. Gidip yine Ömer abi ile çizim yapıyordu yada Nalan ablayla oturma odasında göbek atıyordu. Tahsin amcanın çocuklarının bu kadar iyi olmasına şaşırıyordu. „Onlarda aslında canımı acıtması gerekiyor“ diye düşünüyordu. Nede olsa onlar onun çocuklarıydı.

Ayça 15 yaşına geldiğinde Süheyla teyzeyle Tahsin amca civar köylerden birinde bir ev satın alıp taşındılar. Ömer abiyi, Nalan ablayı, Süheyla teyzeyi artık o kadar sık göremeyeceği için üzülüyordu ama Tahsin amcanın tacizlerinden kurtulduğu için çok seviniyordu …

 kurgu, hikaye
ahukader

7. November 2013

Khaled Hosseini: Ve Dağlar Yankılandı

Kitap Açıklaması 

Abdullah ve kız kardeşi Peri 1952 Afganistan'ında Shadbagh'ın küçük bir köyünde babaları ve üvey anneleriyle birlikte yaşamaktadırlar. Babaları Sabri sürekli iş aramakta, yoksulluk ve çetin kış şartlarıyla mücadele etmektedir. Adı gibi güzel ve iyi huylu olan Peri, kardeşi Abdullah'ın her şeyidir. Abdullah, bir ağabeyden çok ana-baba gibidir. Onun için yapmayacağı hiçbir şey yoktur.. Hatta ağabeyi, Peri'nin koleksiyonuna katmak istediği o en değerli tüyü satın almak için tek çift ayakkabısını bile feda etmeye razıdır. Ve geceleri bir tek karyolayı paylaşmak zorundadırlar. Peri ve Abdullah, babalarıyla Kabil çölüne doğru yola çıktıklarında kendilerini bekleyen, hayatlarını birbirinden koparacak kaderin farkında değillerdir: Bazen bir eli kurtarmak için bir parmak kesilmelidir. Nesillerden ve kıtalar dan geçerek bizi Kabil'den başlayıp Paris, San Francisco ve Tinos'un Yunan adalarına doğru bir yolculuğa çıkaran Khaled Hosseini (Halit Hüseyni) yeni romanında, yaşamımız boyunca yaptığımız seçimleri, en yakınlarımız tarafından uğratıldığımız düş kırıklıklarını, bizi tanımlayan ve hayatımızı şekillendiren sınırları sonsuz bilgelik, derinlik, hoşgörü ve tutku ile anlatıyor. 
Kitap Afganistan'in Sadbag adlı köyünde başlıyor. Bu köyde yaşayan iki kardeş olan Abdullah ve Peri'nin birbirine olan bağları anlatılıyor.
Peri'nin zengin bir aileye evlatlık verilmesi ve Abdullah'in çektiği acı içimi acıttı.
Kitabın ikinci bölümü geriye dönüyor ve Peri'nin nasıl ve neden Nila Wahdati'ye evlatlık verildiğini öğreniyorsunuz.
Nila eşini kaybettikten sonra daha ufak yaşta olan Periyi de alıp Fransa'ya yerleşiyor.
Nila kendini intihar ediyor. Nila'nin vefatından sonra Peri'nin hayatına tanık oluyor ve yıllar sonra zihninde kalan ufak parçalar ve ona ulaşan biri sayesinde aslında Nila'nin kızı olmadığını öğreniyor ve Abdullah'i hatırlıyor.
Sonunu anlatmayacağım.
Bu kitap sayesinde 58 yıl süren bir serüvene eşlik ediyorsunuz.
Bu kitap benim Kitap Ağacı ile okuduğum il kitaptı.
Kitabı sevmesine sevdim fakat 58 yıllık bir hikaye yaratılmış ve bir sürü karakter ile bezenmiş bu kiap bir süre sonra beynimi yordu.

Yinede sonunda bir Hosseini kitabı okuduğum için mutluyum. Kitap Ağacı sayesinde tanıştığım güzel yürekli Fatoniko'ya da bana bu kitabı siladan gurbet ele gönderip bu gurbet kuşunun okumasını sağladığı için ayrıca teşekkür ederim.

Bunlarda benim altını cizdiklerim daha doğrusu not aldıklarım:


Dünyanin sizin icinizi görmedigini, derinin ve kemigin maskeledigi umutlarinizi, hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadigini.

Sen sanslisin, Peri.
Erkeklerin seni ciddiye almasi icin kendini helak etmene gerek yok. Sana deger vereceklerdir. Fazla güzellik her seyi bozuyor.

Kabil analarının karnından elinde Kalaşnikof'la çıkmış gibi görünen adamların avucuna düştü, Bay Markos, kendi kendine görkemli unvanlar vermiş, tepeden tırnağa silahlı bir vandallar sürüsü.

Kitabın son cümlesi:
Ve uykuya dalıyor; tasasız, içi rahat, her şey dupduru ve ışıl ışıl, üstelik hepsi aynı anda.

5. November 2013

Kafam Karıştı


Bazen kafam bu oğlanın saçları kadar karışık. Manga çizmeye mi başlasam nan? 

Gülümseyin


Koca bir gülümsemeden geçiyor her şey aslında.
Tüm olumsuzluklara rağmen kocaman bir gülümseme suratinizda.
Size karşı fesatlik yapan insanlara bir gülümseme.
Zamanında canınınizi acıtan ve kalbinizi yaralayanlara bir gülümseme.
Her şeyden önce geçen zamana bir gülücük atın.
Yüzünüzde ki kırışıkları sevin.
Ben seviyorum.
Gülümsemeden kirissin suratiniz. Üzüntüden değil.
Üzüntülerinizi de sevin. Sizi siz yapan yolda size yardımcı onlar aslında.
Gülümseyin :)
Ona inat, buna inat, bana inat.

Yaziyorum, demek ki varim aslinda.

4. November 2013

Ayça (2. Bölüm)

1. Bölüm

Annesine anlatmak istiyordu aslında. Tahsin amcanın onu her fırsatta sıkıştırdığını, zorla öptüğünü, bacaklarını okşadığını anlatmak istiyordu ama korkuyordu. Annesinin ona inanmayacağından korkuyordu. Annesi ona inamazsa eğer neler olabilirdi ki? Yıllardır komşulardı, Tahsin amca böyle birşey yapmazdı. İnanmayacaktı annesi. Kafasında yarattığı hayal kahramanları gibi bu olayı da yarattığını zannedecekti.
Ayça korkuyordu aslında. Annesi sabahları işe çok erken saatlerde gittiğinde Ayçayı alt kat komşusu Süheyla teyzeye emanet ediyordu. Süheyla teyze „Sen Tahsin amcanla otur ben çarşıya gidip geleyim“ dediği zamanlar, yalvar yakar „Ne olur bende geleyim“ diyordu Ayça.
Kimi zaman Süheyla teyze onu yanında götürüyordu kimi zamanda „otur oturduğun yerde“ diyordu ve Ayça için o kocaman evde köşe kapmaca başlıyordu.

Tuvalete gitme bahanesiyle kendini ilk önce tuvalete kitliyordu. Sonra da „Yok ben burada oturacağım“ diyip Tahsin amcanın cinlerini tepesine çıkarıyordu. Bir gün iyice köşeye sıkıştırdı Tahsin amca onu. „Sen çok güzel bir kızsın, canım benim gel seni seveyim dedi.“
Siyah upuzun saçlarından tutarak dudaklarını dudaklarına yapıştırdı küçük kızın. Kız kendini geriye çekti … Birden ağzında Tahsin amcanın dilini hissetti ve migdesi yukarı kalktı küçük kızın.
Zil çaldı, annesi geldi Ayça'nın. Son anda kurtuldu küçük kız daha çok tacize ugramadan. O gece ateşlendi Ayça. Annesi iş yerinden izin aldı. Bir hafta Süheyla teyzeye gitmedi …

kurgu, hikaye
ahukader 

OKUMA ŞENLİĞİ | KIŞ 2013


Sevgili Pinuccia'nin başlattığı Kitap Okuma Şenliği Kış mevsimi ile karşımızda. Bu sefer kategoriler biraz daha zor sanki ama yinede elimde ki kitapları okuyabilmek için bir heves ile bu etkinliğe de katılıyorum.
Gelelim kategorilere ve okuma listeme. Daha tam
 tamamlamadim ama, günden güne tamamlanacak.








1. Kategori (10 puan): Altın Kitaplar Yayınevi’nden çıkan bir kitap okuyanlara.
Canan Tan - Piraye - Okundu

2. Kategori (10 puan): Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan satın alınmış bir kitap okuyanlara.

George Orwell - 1984 - Okundu

Bu kitabı bir kaç gün önce başladım fakat ingilizce olduğu için beni yordu. Bende üniversitemin kütüphanesinde bulunan almancasini okumaya karar verdim. Su an kitap başkasında. Benim elime 30.Kasım'da geçecek. 


3. Kategori (10 puan): Adında bir hayvan adı olan bir kitap okuyanlara.

Inci Aral - Ölü Erkek Kuslar - Okundu



4. Kategori (15 puan): 600 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Bu kategoriye daha karar vermedim.

5. Kategori (15 puan): Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın bir kitabını okuyanlara.
2013 Nobel Edebiyat Ödülü kazanan Alice Munro'nun bir kitabini okuyacagim.

6. Kategori (15 puan): Türk edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara.

Mehmet Rauf - Eylül

7. Kategori (15 puan): Hiç okumadığınız bir ülke edebiyatından bir kitap okuyanlara.

Henryk Sienkiewicz - Quo Vadis
Polonya Edebiyati

8. Kategori (20 puan): Sinemaya uyarlanmış bir kitabı okuyup filmini izleyenlere.


Markus Zusak - Kitap Hirsizi

9. Kategori (20 puan): Adında kış mevsimine ilişkin bir sözcük olan veya konusunda kış teması olan bir kitap okuyanlara.

10. Kategori (25 puan): Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
Harper Lee - Bülbülü Öldürmek
Bu kitabı daha önce galiba lise yıllarında okudum ama tam olarak hatırlamıyorum. Kitabı ingilizce okuyacağım. - Okundu

11. Kategori (25 puan): Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazılmış bir kitap okuyanlara.

Nutuk  

12. Kategori (25 puan): Yayınlanmış en az beş kitabı olan bir yazarın ilk kitabını okuyanlara.

Ahmet Ümit - Ciplak Ayakliydi Gece

13. Kategori (25 puan): Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara.

Ipek Calislar - Latife Hanim

14. Kategori (30 puan): Okuma yazmayı öğrendiğiniz yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara.   
Matilda - Roald Dahl - Okundu

15. Kategori (40 puan): Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara.
Grinin Elli Tonu Üclemesi
  
Şimdilik listem böyle. Boş kategorileri tamamlamak ümidi ile. - Okundu
 

3. November 2013

Ayraç Kızlar

Cizime karşı yeteneğim olduğunu sanmıyorum aslında. Fakat beni inanılmaz derecede rahatlatıyor. Çizim yaparken o an için sadece önümde ki kağıt ile ilgilendiğim için, cizdiklerimin ne kadar güzel yada ne kadar istediğime yakın olması beni ilgilendirmiyor.
Bir sürü kız boyuyorum. Netten bakıyorum. Bazen kafamdan atıyorum. Günden güne, gözleri farklı çizmeye başladım mesela. Son zamanlarda da çok sevdim ben bunları ayraç yapayım dedim sonra kendi kendime. İnstagramda paylaştım bir kaçını. Sevildi benim kızlarım. Hatta bir kaçını kitap ağacı vasıtası ile tanıştığım iki bayana gönderdim. Demem o ki, sevdim ben benim ayraç kızlarımı.






Buda bana bakıp hadi bende çizeyim diyen kardeşimin ayracı. Tabi ki mimar adayı olduğu için benden daha iyi çiziyor kendisi.


Ah Pia ... Can Pia ...

Ah Pia. Can Pia.
Dost canlısı, cana yakın Pia.
Tanıştığım ilk andan "bu kız insani yargılamadan dinler" hissini bende uyandıran Pia.
Bir almanca çeviri yardımı ile başladı bizim arkadaşlığımız. Bir dostluğa yol aldı. Mailler, mesajlar vs.
Bazen sıkıntılı bir tweet attığımda, kızım iyimisin neyin var diye mesaj atan Pia.
İyi ki varsın ve iyi ki tanıdım seni. Keşke aynı memlekette aynı şehirde yasasakta her saniye görsem seni.
Hasta yatağımda yatarken kapıyı çalan postacı. Bir heyecan ve bir paket açılışı.


Yeşilden hariç maviyi de sevdiğimi bilir gibi. Mavi mektup kâğıdı ve mavi bir not defteri.
"Wow bilekliği beğendim" dediğim anda "sana da alırım ki" demesi ile takiciya üşenmeden giden Pia.
Yazdığım mektuba karşılık olsun diye oturup yıllar sonra mektup yazan Pia.



Bir de sonsuzluk işaretinin benim için ne anlama geldiğini bilen Pia. Hiç üşenmeden bir bileklik aldığı yetmezmiş gibi sonsuzluk bileğini görünce buda Ahu Kız'in olmalı diyen Pia.



Kahve yaptığımda, kahveyi ne kadar çok sevdiğini bildiğim için, ah olsa da birlikte içsek dediğim Pia. Adımın yanına kız ekini getirip sevdiğim "Ahu Kız" tabirini ortaya çıkaran Pia.


Demem o ki. İyi ki varsın hayatımda. İyi ki tanıdım seni. Yüzün hep gülsün Pia.