30 Eylül 2013 Pazartesi

Guatrim var

Bu aralar çok üşüyorum. 85 kilodan 70 kiloya düştüm, fakat 70 kiloda kaldım. İki senedir guatr doktoruna gitmiyordum. Benim guatrim var. Yıllardır hap kullanıyorum. Hapın dozajı yüksek biraz, bundan mi kilo veremiyorum acaba diye düşündüm açıkçası.

Annemden almışım guatr hastaligimi. Benimki az çalışanından. Babamda da var ama onunki çok çalışıyor. Ameliyat oldu kendisi ama ömür boyu hap kullanmaya devam edecek.


Her gidişimde bu formu dolduruyorum. İsim, kilo, boy, kullandığım hapın adı. Hamilemiyim, degilmiyim. Daha önce guatr ameliyatı oldum mu, olduysam hangi yılda oldum vs.


Bu broşürde okuduğuma göre Almanyada her 3 insandan bir tanesi guatr hastası ve bu oran türklerde daha çökmüş. Yani Almanya'da 8 Milyona yakın türk olduğunu hesaplarsak bunlardan yarısından fazlası guatr hastası. Bu yüzden türkçe broşür yapmayı ya gerekli görmüşler. Her türkün almancasinin iyi olmadığını biliyorlar çünkü.

Guatrimda bir sorun çıkmadı çok şükür. Düğüm falan yok. Kan alındı. En çokta burada cebellestik yine. Benim çocukluğumdan beri bir sorunum var. Benden çok zor kan alınıyor. Sağ kolumu unutun zaten, asla damarlarim görünmez. Sol kolumda da bir damar var kendileri efendim Ce-E diyor ondan sonra hemen kaçıyor. 3 yerimden deldiler yine. Mosmor oldu kolum. Allahtan canım çok acımaz benim.

Guatr doktoruna gitmeden önce çarşıya uğradık annem ve babam ile. Brokoli kardeş buldum kendime. Çok şirinler. Felanca markette 40 puan toplayınca Brokoli, havuç şeklinde oyuncaklar hediye ediyorlar.


Burası da camimiz. Bakkalından simit aldık kendimize. Böyle bir gün geçirdim işte. Ahu kızdan selamlar.






4 haftalik Türkiyeliler

Süleyman abiyi de ikna ettikten sonra dün saat dörtte yola çıktık ve Avrupanın en büyük havalimanlarından sayılan Frankfurt havalimanına yol aldık. Pazar günü olduğundan trafik fazla sıkışık değildi ve beşe yirmi kala havalimanına vardık ve park kuyruğuna girdik. Yaklaşık yedi dakika sonra park ettik ve park katından iki kat yukarıya çıktık. Ne zamandır park yerine gitmemiştim, park katını çok güzellestirmisler. Sanki bir akvaryumun içinden geçiyorsunuz.




Üst kata çıktıktan sonra TK 1593 sayılı uçağın kaçta ineceğine baktık kardeşim ile, meğerse alt kattan bakmamız gerekiyormuş. Alt kattan çıkıyor Türkiye yolcuları bagajlarını aldıktan sonra.

 




Neyse üst katta biraz dolandiktan sonra alt kata inip Mc Donalds'dan bir kahve aldik ve Terminal 2 B kapisinda beklemeye basladik.
Ilk önce bir Cin ve Japon kafilesi geldi akin akin. Kiz kardesim "Abla bunlar hic türke benzemiyor kiki" diye espriyi kopardi.




Sonra yuvarlak gözlüklü bir bay cikti ve tisörtünde araba vardi, arabanin altinda Anadol yaziyordu. "Ha" dedim "türkler gelmeye basladi."
Buyurun bizimkiler geliyor. 4 haftalik Türkiyeliler :)

29 Eylül 2013 Pazar

Istanbul-Frankfurt 3 saat


Ben diyorum ki en geç dörtte çıkmamız lazım Süleyman abi. Annem ile babam beşi çeyrek geçe inecek havaalanına. O diyor tamam dördü çeyrek geçe çıkarız. Havaalanına yol zaten bir saat sürüyor.
Ömrümü yedin Süleyman abi.

Istanbul-Frankfurt 3 saat.


28 Eylül 2013 Cumartesi

Insan bazen ...


İnsan bazen başında taşır sevdiklerini. Peki bazı sevdikler başta gezdirilmeye değer mi?
Bu soruyu soruyorsak eğer kendimize, bir şeyler ters gidiyor demektir.
Şimdi bu yazdığımdan birileri birilerine kırgın olduğumu zannedecek, yok öyle bir şey. Sadece derste çizim yaparken üst üste binen bu iki kişi bana bu soruyu anımsattı.


Domatez sevilmez mi ya?




Tüm islerimi hallettim. Çamaşır yıkadım. Evi sildim süpürdüm. Fırına yarın için yemeğimi sürdüm. Şimdi de kendime domatezli makarna yaptım. Bu gün benim keyif günüm. The Big Bang Theory’nin yedinci sezonunun yeni iki bölümünü seyrettim. Domatez sevilmez mi ya?

27 Eylül 2013 Cuma

Temizlik

Yoğun bir haftadan sonra merhaba blog. Bu hafta üniversitede yazılım dili C'yi daha iyi öğrenebilmek adına bir kursa katıldım. Yaz tatilinin son iki haftasındayız ve bu kursa katılmak tamamen bizim elimizdeydi. İsteyen katılabildi. Sabah onda ilk önce bir buçuk saatlik bir dersten sonra öğlen bire kadar tenefüs vardı. Tenefüsten sonrada birden dörde kadar derste öğrendiklerimizi bilgisayar başında koda çevirdik. Şubatta önemli bir sınavım var ve bu sınav için C yazılım diline ihtiyacım var. Bir aydır ders çalışıyorum zaten, böylece maddenin daha içine girmiş bulunuyorum. Şimdi önemli olan ders çalışmayı bırakmamak. Her gün ufak ufakta olsa program yazmak. Tüm hafta evde bilgisayarı hiç açmadım. Bu gün haftasonunun gelmesi ile birlikte ve blog temizliği yapma isteğim ile bilgisayarın başına geçtim. Bir çok blogu takipten çıkardım. En çokta makyaj bloglarını. Beni takibe alan arkadaşları takibe aldım, fakat ne yazık ki makyaj ile ilgilenmiyorum, ilgimi çekmiyor. Okuma listemde bir sürü makyaj yazıları, okundu diye isaretliyorum. Bu bence onları takipten çıkarmaktan daha kötü, sonuçta okuyormuş gibi görünüyorum ama okumuyorum. Bir çok blogtada neredeyse bir seneden fazla yazı yok. Bunlardan da çıktım. Bir çoğu da kapatılmış zaten. Boşuna listemde bekletiyormusum.

Takipten çıkardığım arkadaşları twitterden de çıkardım. Çünkü iki saniyede bir makyaj tweetleri atıyorlar. Birde çok RT yapanların RTlerini sessize aldım. Ben sonuçta onların yazdıklarını okumak için takip ediyorum, başkasının yazdıklarını RT ettiklerini görmek için değil.
Kimseyi de kırmak istemiyorum aslında ama böylesi daha gerçekçi.
Pazar günü annem ile babam geliyor. Çok seviniyorum. Bana bir sürü kitap almışlar. Fakat yükleri ağır oldugu için bir ay sonra Almanya'ya gelecek olan Aysel teyzecigime bırakmışlar kitaplarımı. Aysel teyzemde geldiğinde getirecek.
Yani kitaplarım su an İzmir Karşıyaka da Aysel teyzeme emanet.
Evet, Ahu kızdan size selamlar. Görüşürüz.

19 Eylül 2013 Perşembe

Ihlamur kokusu ile bezenmiş bir gün

Pazartesi akşamı boğazımda fark ettiğim yumru biraz canımı sıktı. Sağ tarafta içeriden ayrı kocaman bir top. Elimi yüzümü kremlerken denk geldim aniden, canım acıdı.
Yağmurlu havalarda sokakta otobüs beklemenin, terli terli trenden inmenin, üzerime sadece ince bir hırka alarak bahçede ağaçlardan düşen sonbahar yapraklarını toplamanın verdiği bir hediye olsa gerek.
Doktorum da her ne hikmetse ben kendisine baş vurmak istediğimde her zaman izinde olduğu için öylece kalakaldım, boğazımda yumru, burnumda bir grip kokusu.
Akşam yatarken sıcak su torbası yetişti imdadıma. Salı sabahı kalktığımda inmişti biraz. Ofiste saatler geçerken yumrunun büyüdüğünü fark etmedim bile. Lenf bezlerim doldu herhalde.
Salı akşamı iş arkadaşıma 'ben yarın gelemeyeceğim, biraz ateşim var' diye mesaj attım.
Çarşamba gününü evde geçirdim. İhlamurun acı tadı. Biraz şeker. Bir sıcak su torbası daha.
Doktorcugum ise cumartesi yeniden iş başında.
Bu sabah ofiste toplantı olmasaydı, hiç bir güç beni evden cikaramazdi. Gittim geldim işte. Şimdi evimde dinleniyorum.
Çamaşır makinesine çamaşır attım. Bir tencere pilav yaptım. Böyle ıhlamur kokusu ile bezenmiş bir gün işte.

Okudum Bitti: Der Boss / Patron


Bu kitabı okuma etkinliği için 10 puan: Bir serinin ilk kitabı dışındaki bir kitabını okuyanlara kategorisi için seçtim.
Daha önce ilk kitabın adı Macho Man di ve bir alman beyefendinin gittiği Antalya tatilinde almanyada yaşayan fakat o arada bir otelde animasyonluk yapan Aylin'e aşık olmasından bahsediyordu. Bu ikinci kitapta ise ciftimiz evlilik hazırlıklarında ve düğüne bir kaç hafta kalmış.
İki ayrı kültürün bir araya gelmesi ve tüm on yargıların, kültür farklılıkların tatlı ve çok komik bir dille anlatılması kitabı okunur kılıyor.
Noel tatilinde Daniel'in ailesi evlerinde Aylin'in ailesini ağırlıyor. Aylin'in annesi Daniel'in annesine bir dantel örtü hediye ediyor. Çok ilginç bir hediye alan hanım evinin hangi köşesine bunu yerleştireceğini bilemiyor.
Düğün davetiyeleri basılıyor. Daniel binlerce dükkan arasında mekik dokuyor. Yok tülmüs, yok süs eşyasıymış, yok salon kirasiymis allak bullak oluyor.
Almanların düğünlerinde sadece 150 kişi konuk ediliyor genellikle, Daniel'in ailesinin önüne 500 adet davetiye konulunca şok geçiriyor aile.
1500 kişilik düğünü nasıl atlatacağını düşünen Daniel bu arada bir de Türkiye'den gelen Abdullah amcayı evinde konu etmek zorunda kalıyor. Daniel'in müslüman olduğunu düşünen Abdullah amca karşısında pot kırmamak için soğuk terler atıyor Daniel.
Düğün günü Emine teyzenin kalp krizi geçirmesi ile düğün iptal ediliyor ve Daniel için hayat yerle bir oluyor. Bir ara ayrılmanın eşiğine gelen çift en sonunda gözlerden ırak nisanlandikari şehirde tek başına evleniyor. Düğün bir kaç gün sonra bir sürü konuk ile gerçekleştiriliyor.
Kitabı okurken çok güldüm. Gülmekten ağladım resmen diyebilirim.

16 Eylül 2013 Pazartesi

Gece Saat 02:15

İki hafta önce cumartesi gecesi kardeşim ile yaşadığımız şoku anlatmadım daha.
Saat gece 02.15 ve evin zili çalar.
Ben: Eylül kalk zil çalıyor.
Eylül: Açma abla.
Ben: Olur mu? Bak ikinciye çalıyor.
Ben yataktan kalktım ve bir yandan da kardeşime sende gel diyorum.
Birde ne akla hizmet, korkmuş olacağım ki 'eline bıçak al' diyorum birde.
Zil bu arada ısrarla çalmaya devam ediyor. Hoparlörden kim o diye soruyorum ses veren yok, zile bu arada basmaya devam ediyor. Oturma odasının camından bahçe ve kapı girişi göründüğü için bir ihtimal kimin manyaklık yaptığını görürüm diye gittim ve kimseyi göremeyince bir de camdan bağırdım 'kim o?' diye.
Sonra kendine has bir küfür ile ananın ... diyen bir ses. Dedim bu ancak kuzen Ezo olabilir.
Kendisi 612 km uzaklıkta olan Neumünster şehrinde kalıyor ve anne tarafından akrabamız oluyor. Kardeşimin doğum günü 04.09. günü idi ve bize süpriz yapmak için bir günlüğüne o kadar yolu trene binmiş gelmiş.
Bir kaç gün önceden de 'Ahu abla unuttuğun hirkani yollayacağım, evin adresini ver' diyerek evin adresini almışti ve aklımıza hiç böyle bir şey gelmemişti.
Son aktarmaya binerek bizim oturduğumuz kasabaya gelen en son trene binmiş, trenden indikten sonrada cep telefonunda bulunan navigasyon aleti ile istasyondan bizim evin yolunu bulmuş.
Ufak bir şok geçirdikten sonra uyuduk ve sabah kalktığımızda bir güzel kahvalti ettik.


Sonra trene atladığımız gibi Frankfurt şehrinin yolunu tuttuk. Ezo gelirken Frankfurttan geçmiş ve büyük binaları ile tanınmış bu şehre hayran kalmış. Bizde o zaman seni oraya götürelim çarşısını gezelim dedik.




Frankfurta vardığımızda arkadaşım Oyada bize katıldı ve güzel bir gün geçirdik birlikte. İlk önce alışveriş yaptık ondan sonra bir yol üstü kafesinde oturup donut yedik, kahvemizi içtik.







Akşam eve döndüğümüzde yan kasabada bulunan bir şenliğe gittik ve Faslilarin bir standında ellerimize kına yaktirdik.
Sonrada evimize dönüp bol bol sohbet ettikten sonra uyuduk. Ertesi sabahta Ezoyu evine yolculadik.



12 Eylül 2013 Perşembe

Eylül Ayı Fotoğraf Etkinliği Vol.1

İlk on günün fotoğraflarını paylaşmak istedim.

1. Koku
2. Ask: Mektup yazmak asktir


3. Özlem





4. Kardes


5. Kedi


6. Iyi ki mektup kardesleri var




7. Sakinlik


8. Keşke çiçekler hiç kurumasa




9. Duvar 

 
10. Hayalim böyle ufak bir dövmeye sahip olmak 


11 Eylül 2013 Çarşamba

Okuma Şenliğinde Ağustos bitti

5 puan: Yukarıdaki kuralların hepsini boşverip canının istediği herhangi bir kitabı okuyanlara.
Imza Karin / Destek Yayinlari / Dil: Türkce/ Sayfa: 344 

10 puan: Okuduğu kitabın adında bir renk olanlara
Agatha Christie - Black Coffee  / Dil: Ingilizce / Sayfa : 188

15 puan: Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara.
Jane Austen - Umut Parki  / Dil: Almanca / Aufbau Taschenbuch Yayinevi / Sayfa:576

15 puan: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara.
 The Great Gatsby, by F. Scott Fitzgerald / Dil: Almanca / Diogenes Yayinevi / Sayfa: 188

Böylece 9. Eylüle kadar okuduğum kitapların sayfa sayısı 1296 ve puanım 45.

Önceki kitapları da üzerine eklememizi söylemiş sevgili Pinuccia. Önceki ay okuduğum kitaplar şöyle:

  • Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği bir kitap okuyanlara: Charles Bukowski/Factotum - 211 Sayfa - 20 puan
  • Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara: Zülfü Livaneli/Kardesimin Hikayesi - 330 sayfa - 20 puan 
  • Türü kurgu olmayan bir kitap okuyanlara: Chris Bos/Club der verliebten Dichter - Siir kitabi - 204 sayfa - 20 puan  
İki ayın sonunda böylece 2041 sayfa okumuş ve 105 puana ulaşmış oluyorum.


Okudum Bitti: Muhteşem Gatsby


Okuma Şenliği etkinliği ile birlikte yasaklanmış bir kitap olarak kendime Muhteşem Gatsby'yi secmistim. Şunu belirtmeliyim ki bu kitabın bir zamanlar neden yasaklandığını anlamamış bulunuyorum ve kitabı çok sevdim.
Kitab Nick Carrawayin ağzından yazılmış. 1922 yılında West Eag'e tasinmaktatir ve komşusunun satosundan herkes gibi oda etkilenir. Bu şatoda yaşayan Gatsby her haftasonu çılgın partiler düzenlemektedir.
Partiye katılanlar arasında Gatsby'nin parayı nereden bulduğuna dair dedikodular yayilmaktar. Nick bu partilerden birine katılmak için bir davetiye alır ve olaylar bundan sonra gelişmeye başlar.
Nick 5 yıl önce Gatsby ve kuzeni Daisy'nin bir aşk yaşadığını, Gatsby askere gidince Daisynin Tom ile evlendiğini ve Gatsbynin sadece bir gün Daisy de bu partiye gelirde buluşurlar diye her haftasonu bu partileri düzenlediğini öğrenir ve Daisy ile Gatsbyyi bir araya getirir.
Aşk, aldatma, sadakat, çıkmaz yollar, bir cinayet, bir intihar ve acı ile bezenmiş bir kitap.
Kitabı okuduktan sonra 2013 yılında çekilen ve Gatsbyyi Leonardi Di Caprionun oynadığı filimi de seyrettim ve ilk defa bir filimin kitabına uygun bir şekilde çekildiği hissine vardım.
Sevgiler.


10 Eylül 2013 Salı

İlknurun Kitap Çekilişi

Kitap çekilişi deyince dayanamıyorum. Sevgili İlknurun ikinci çekilişine bende katılıyorum. Kargo Türkiye için sınırlı fakat ailem 29.09.2013 tarihine kadar İstanbul da ve eğer şeytanın bacağını kırar ve bu çekilişi kazanırsam İlknur İstanbul içersinde gönderecek ve sorun yasamayayacak.
Çekiliş ve kurallar için buraya




3 Eylül 2013 Salı

3. Özlem


Özlem ile ilgili fotoğraf çekmek yerine bu gün resim çizdim.


1 Eylül 2013 Pazar

29 Günlük Yalnizlik

Bir buket çiçek götürdü annem beraberinde. Uçaktan iner inmez annesinin yattığı mezarlığa gitti. En çok annemin ve babamın toprağını özlüyorum der. Ve bende gerçekten onları çok özlüyorum. Yıllar sonra baba ocağı Erzincan'a gittiler bu sabah annem ile babam.
Su an Erzincan toprağında akrabalar ile buluşmanın, bir nevi evde olmanın tatlı mutluluğu var üzerlerinde.
12 yıldır Erzincan'i görmeyen babama çok değişik geleceğini tahmin ediyorum. Çocukluğunda dolandığı sokakların değişimini seyredecek. Kurulan binaların, depremlerde yıkılan binaların yerine yeniden kurulan duvarların yabanciligina şaşıracak.
Bense 29 günlük yalnizligimin ilk gününde bu gün evde olmanın farklı bir hissini yaşıyorum.

Fotoğraf listesinde ki kelime Koku. Bir fincan kahvenin kokusu ile baş başa bırakıyorum blog seni.

Ein Strauß Blumen hat meine Mutter mitgenommen. Das Erste, was sie gemacht hat, als sie den Flieger verlassen hat, war das Grab ihrer Mutter zu besuchen. "Ich vermisse am meisten die Erde der Gräber meiner Eltern", sagt sie immer wieder. Und ich vermisse meine Großeltern auch sehr.
Nach Jahren sind meine Eltern heute morgen in die Heimat Erzincan geflogen.
Jetzt gerade freuen sie sich darauf, die Familie wieder zu sehen und gewissermaßen zuhause zu sein.
Am meisten wird diese Reise für meinen Vater interessant sein, der seit 12 Jahren nicht mehr dort war.
Er wird durch die Straßen seiner Kindheit laufen und die veränderten Straßen beobachten. Die Gebäude, die nach den Erdbeben erneut gebaut wurden, werden ihm fremd sein.



Kardeşim de burada bu arada. O kadar da yalnız değilim yani :)