31. Dezember 2011

Rückblick 2011 / 2011'a bakış

Noch ein paar Stunden und dann habe ich auch 2011 erlebt und muss seit paar Tagen darüber nachdenken, was dieses Jahr mit sich gebracht hat.

Ich habe einiges dazu gelernt dieses Jahr.
Ich habe mein Vertrauen in Menschen verloren. Ich habe mich verarschen lassen, ich habe erfahren das es auch Menschen gibt, die einem bewusst weh tun können.
Auf der anderen Seite habe ich erfahren, dass richtige Freunde zu jeder Situation da sind und dass man selbst für diese Freunde auch versucht da zu sein.
Ich habe aber auch erkannt, dass man im Endeffekt egal was passiert trotzdem alleine da steht.
Das geliebte Menschen so viel zu tun haben - dass man selbst so viel zu tun hat, dass man manchmal ungewollt nicht füreinander sein kann.

Meine Schwester ist zwanzig geworden und durch sie merke ich erst, wie schnell die Jahre vergehen. Gestern war ich noch 9 als sie auf die Welt kam und siehe da 2012 werde ich schon 30. Sie ist und bleibt für mich immer die kleine, die mir über den Kopf gewachsen ist :)

Das Jahr hat auch schöne Ereignisse gehabt. Vier Schutzengel hat das Jahr 2011 mir geschenkt. 

Kadir Eymen


Elyas

Und die Zwillinge:
Ela Naz und Eda Nur
Ich hoffe dass diese vier nur schöne Erfahrungen im Leben machen.

Das Jahr hat meine Jugendfreundin mit sich genommen. Esin ist für immer in die Türkei ausgewandert. Es war ihr Traum und somit freue ich mich sehr für sie aber jeden Sonntag merke ich, wie sehr sie mir fehlt. Es war eine Tradition dass wir uns zu jeder Jahreszeit mit einer heißen Tasse Kaffee auf dem Balkon bequem machten.

Und mittlerweile mag ich Sonntage weil es den Montag mit sich bringt und somit auch ...


2011'a  bakış

Bir kaç saat sonra 2011 yılını da atlatmış bulunacağım ve bu sene benim için ne ifade ediyor diye düşünüyorum bir kaç gündür.
Bu sene bir çok şey öğrendim.
İnsanlara olan güvenimi kaybettim. Kandırıldım buna izin verdim ve insanların bilerek bir başkasının canını yakabilecegini öğrendim.
Öte yandanda vefalı dostların her zaman imdada koştuğunu gördüm.
Ama ne olursa olsun eninde sonunda hepimizin tek başına olduğumuzun kanaatine vardım.
O kadar yogunuz ki, o kadar yoğun ki etrafımızdaki insanlar bazen ister istemez birbirimizin yardımına kosamadigimizi gördüm ve kabullendim.
Kız kardeşim 20 yaşına girdi ve ben bir kez daha yılların ne çabuk geçtiğini fark ettim.
Daha dün 9 yaşındaydım o dünyaya geldiğinde ve gel gorki 2012 30 yaşıma gireceğim. Ama ne olursa olsun benim için boyumu geçmiş ufaklık olarak kalacak.
 
Bu yıl güzelliklerde getirdi beraberinde. 4 tane melek geldi dünyaya bu sene. 
Kadir Eymen

Elyas   
Ve ikizler:
Ela Naz ve Eda Nur
Umarım bu 4 melek sadece güzellikler tadarlar hayatlarında.

2011 çocukluk arkadaşımı aldı götürdü. Esin temelli Türkiyeye dönüş yaptı. Onun hayali buydu onun için onun adına seviniyorum ama her pazar günü gelip çattığında onu ne kadar çok özlediğimi anlıyorum. Hangi mevsim olursa olsun pazarları elimizde bir fincan kahve ile balkonda keyif yapmamız gelenek haline gelmişti.

Ve artık pazarları seviyorum pazartesini beraberinde getirdiği için ve ...

27. Dezember 2011

Rüya

Dün gece bir rüya gördüm, sen ve ben büyük bir tepenin ardında sakinliğin ortasında duruyorduk.
Tepelerin ardından yavaş yavaş güneş doğuyordu ve uzaktan bir saksağanın ötüşünü dinliyorduk.
El ele duruyorduk ve uzaktaki şehirleri seyrediyorduk.
Öylece kıpırdamadan duruyorduk. Dünya duruyordu. Sakinlik! Sakinlik, ikimizinde ihtiyacı olan şey. Günlük olaylardan biraz kaçabilmek için.
Tek bir kelime bile konuşmuyorduk. Sadece saksağanın ötüşünü dinliyorduk. Gücümüz yoktu. Çabalamak istemiyorduk. Birbirimize anlatmak zorunda olduğumuz seylerimiz yoktu. Sadece orda durup bu sakinliği hissetmek istiyorduk.
Sonra ufak bir esinti, tepelerin ardından bizim yönümüze doğru gelen. otların hışırtısını duyuyorduk.
Saçlarım yüzüme yapışıyordu – senin yüzünde bir gülümseme beliriyordu ...
Susuyorduk. En güzel yaptığımız şeyi yapıyorduk. Ondan sonra – saati neden 7 ye kurdum ben lanet olsun :)

26. Dezember 2011

Yalnızlık / Einsamkeit ...

Dün A. Teyzeyi havaalanına götürken istasyonda oturmuş aktarmamizi bekliyorduk ki yanımıza gülümseyerek bir kadın yaklaştı. Ben ilk önce A. Teyzeyi tanıdığını sandım. Bana elindeki paketi göstererek „14 yaşındaki kız torunuma Noel hediyesi aldım. Pempe birşeyler seçtim. İyi yapmismiyim?“ diye sordu.
„İyi yapmışsınız. Kızlar pempeyi sever“ dedim.
Sonra bana 65 yaşında olduğunu, hayatında hiç bir zaman makyaj yapmadığını ve benim makyajsız ne kadar güzel olduğumu söyledi. Sonra koluma dokundu. Yanımızdaki kadın korkulu gözlerle bize baktı. Oda anlamıştı onu tanımadığımızı.
Sonra konuşmaya devam etti ve kadına da laf attı.
Kadın biraz irkildi.
Sonra „Bizim gitmemiz gerekiyor“ dedim ayağa kalktım. Elini dudağına götürdü, elinin içini öptü ve benim yanagima koydu. „İyi noeller“ dedim ve ayrıldık.
Sonra düşündüm kendi kendime. Neden biz insanlar herşeyden korkuyoruz diye.
Birden üzerimize gelen insanlardan neden bu kadar tirsiyoruz. Konuşmaya ihtiyacı olduğu belliydi ve benimle bir kaç satır konuşabilmesi kim bilir ona ne kadar iyi geldi.
Gittikçe yalnızlaşıyoruz. Kimseyle konuşmuyoruz. Korkuyoruz çünkü. insanların bizi kirmasindan, incitmesinden çekindiğimiz için etrafımıza büyük duvarlar kuruyor, kabugumuza çekiliyoruz.
A. Teyzeye „Ben seni tanıdığını sandim“ dedim. „Yok kızım, kafayı yemis“ dedi A. Teyze.
Tamamda bu duruma neden geldi? Acaba neden yabancı insanlarla konuşma ihtiyacı duyuyor? Diye sordum kendi kendime.
Çok üzülüyorum ben böyle insanlara

Einsamkeit


Als ich gestern Tante A- zum Flughafen begleitete und wir auf unseren Anschluss am Bahnhof warteten, kam lächelnd eine Frau auf uns zugelaufen.
Ich dachte zuerst, dass sie Tante A- kannte, doch dann zeigte sie mir das Paket in ihrer Hand und sagte, dass sie ihrer 14 jährigen Enkeltochter ein Weihnachtsgeschenk gekauft hätte und dass es rosa wäre und fragte mich ob das eine gute Entscheidung sei.
„Ja, dass ist eine gute Entscheidung. Mädchen mögen rosa“ entgegnete ich ihr.
Dann erzählte sie mir dass sie 65 Jahre alt sei und sich niemals im Leben geschminkt hätte und wie toll ich doch ohne Schminke aussähe.
Dann berührte sie meinen Arm. Die Frau, die eine Bank weiter saß, schaute uns mit ängstlichen Augen an. Auch sie hatte verstanden, dass wir uns gar nicht kannten.
Dann erzählte die Dame weiter und sprach auch die Dame mit den ängstlichen Augen an. Sie bekam noch mehr Angst.
Dann sagte ich: „Wir müssen jetzt gehen. Frohe Weihnachten wünsche ich Ihnen.“ Sie legte ihre Hand auf ihre Lippen, küsste sie und legte dann diese auf meine Wangen. Ich lief zum Gleis.

Ich musste darüber nachdenken, warum wir soviel Angst vor Menschen haben, die auf einmal auf uns zu laufen. Man konnte ja erkennen, dass sie einfach nur ein wenig sprechen wollte. Das hat ihr bestimmt gut getan.
Wir werden von Tag zu Tag einsamer. Wir reden mit keinem. Wir haben nämlich Angst, dass Menschen uns kränken können und deswegen bauen wir Mauern um uns, wir verziehen uns in unsere Höhlen.
„Ich dachte sie kennt dich.“ sagte ich zur Tanta A.
„Nein, die hat sie doch nicht mehr alle.“ sagte Tante A.
Ja aber wieso ist sie so? Warum hat sie das Bedürfnis mit fremden Menschen zu reden? Diese Fragen stellte ich mir.
So etwas macht mich immer so traurig.

24. Dezember 2011

öylece ...

öylece oturuyorlardı karşı karşıya. uzun uzun yazışmalar sonra ilk defa buluşmuşlardı. hangi gün bulusacaklarina erkek karar vermişti, nereye gideceklerine kız. kız her zaman olduğu gibi yarım saat önceden gelmişti bulusacaklari yere. ayıp olmasın ona diye dolanmıştı ilk önce biraz sokaklarda. buluşma saatine son beş dakika kala kafenin önünde beklemeye koyulmuştu.
iki girişi olan kafenin on tarafından mi yoksa arka tarafından mi gelecek diye düşünüyordu.
arka taraftan geleceğini tahmin etmişti kız, erkekte o taraftan gelmişti. kaçamak sarıldılar birbirlerine, girdiler içeriye.
oturdular en tenha köşede bir masaya ve iki kahve ismarladilar. erkek şeker ve süt kullanmiyordu, kız ikisinide seviyordu. kahvenin yanında verdikleri bisküviyi erkeğe uzattı kız - al severek yediğin belli - dedi.
daha ilk dakikadan sevdiği şeylerden onun için vazgeçmeye başladı. vazgeçmek denilemez, o mutlu olsun diye onunla paylaşmayı öğrendi desek daha doğru olur.
sohbet etmeye başladılar, günün nasıl geçti, nasılsın, neler yaptın diye sorular sordular birbirlerine. havadan sudan bahsettiler, kahvenin tadının güzel olduğundan. sonra kendilerinden bahsettiler uzun uzun. kız hep evde olduğundan bahsetti, erkek ne kadar faal olduğundan.
kız ailesinden bahsetti, erkek kendinden.
kız sustu, erkek sustu.
uzun uzun kızın gözlerine baktı erkek, kız gözlerini kaçırdı. ona böyle bakılmasına alışık değildi çünkü. erkek ne kadar güzel gözleri olduğundan bahsetti kıza, kız seninde gözlerin çok güzel diye karşılık verdi.
3 saat aniden geçti gitti bitti.
kalkalım mi dedi erkek, kalkalım dedi kız.
kız trenle gelmişti, erkek araba ile. arabayı park ettiği yere kadar birlikte yürüdüler. sonra yine sarıldılar birbirlerine, görüşürüz diyerek ayrıldılar.
kız trene bindi, eve giderken mesaj attı erkeğe. Teşekkür ederim dedi, benim için zaman ayirdigin için.
Senin için severek zaman ayiririm diye cevap geldi erkekten ...
Kız gülümsedi, yüreği gülümsedi ...
Erkek gülümsedi ...
Bir daha buluştular mi bilinmez ama ikisinin de beynine kazındı bu gün.

23. Dezember 2011

adım adım yaklaşırken / es geht auf Neujahr zu

Yılbaşına adım adım yaklaşırken herkeste bir telaş aldı gidiyor. Kim nerede kiminle nasıl kutlayacağını düşünüyor.
Bense yine her yıl olduğu gibi, aman olağan bir gün, yarın öbür gün ah ne çabuk geldi yine yılbaşı diyeceğimizi bildiğim için o kadar da heyecan yapmıyorum yani.
2011 senesini kötü bir insan olarak geçirme niyetimi nede olsa yerine getiremedim :) Yine art niyetli olamadım, yine kötü olamadım. İnsan yedisinde ne ise yetmisinde de odur dedikleri hesabı, bende 28 yıllık hayatımı 29. yilimda değiştiremedim. Ama şunu biliyorum ki iyi olmak asıl olan. İyi olmaktan kötülük gelmez yani.
Allah nasip ederse bu yılbaşını baverya eyaletinde oturan teyzemin yanında geçireceğiz. Dört kız onlar, ikide biz ... 6 kız ister dışarda, ister evde olsun, çok eglenecegimizden eminim.
Hadi bakalım şimdiden 2012 yılının herkese en önce sağlık, sevgi ve yüreğinden geçirdiği tüm güzellikleri getirmesi dileği ile ...
Umarım yeni yıla girereken tuttuğunuz niyetleri yeni yılda yerine getirebilirsiniz ...

Übersetzung:


Nur noch ein paar Tage und dann steht Neujahr vor der Tür. Alle überlegen sich schon, wie sie es mit wem wo feiern werden.
Wie jedes Jahr, werden wir auch in ein paar Tagen sagen, „Oh schon wieder Silvester“, deswegen mache ich keine große Aufregung daraus.

Meinen Vorsatz 2011 ein Arschloch zu sein, habe ich immer hin nicht hinbekommen :) Konnte wieder kein schlechter Mensch sein und schlechte Pläne schmieden.

Wenn alles so klappt, wie geplant, werde ich diesen Silvester in Bayern bei meiner Tante verbringen.
6 Mädels, ob Zuhause oder draußen irgendwo – ich weiß, dass wir Spaß haben werden.

So dann hoffe ich mal, dass 2012 nur Gutes mit sich bringt und ihr all eure Vorsätze einhalten könnt …

20. Dezember 2011

vielleicht wird über uns ein Vogel vorbeifliegen / belki üstümüzden bir kuş geçer

Bu aralar hiç durmadan dinlediğim bir parça ...


Ein Lied was ich zur Zeit wieder rauf und runter höre. Und für alle, die reinhören, aber den Text nicht verstehen hier die Übersetzung:



vielleicht wird über uns ein Vogel vorbeifliegen

wenn der Tag in der Farbe der Rose blüht,
wenn die Schiffe den Bosporus brav überqueren
lass uns dann die Stadt verlassen
wenn die Bäume, der Himmel und die Erde schläft
Spazieren wir am Sandstrand
die verrückte Menschenmenge ist in der Ferne
wenn du erschöpft bist, dann lehn dich an mich
umarmen wir uns und schlafen ein, bei Sonnenuntergang
vielleicht wird ein Vogel über uns vorbei fliegen
von seinen Flügeln fällt eine Feder
vom Himmel fällt es sich drehend
kein Gesicht ist schöner
so wie dein Gesicht
Na komm steh auf, lass uns fortgehen von dieser Stadt
wenn die Sonne aufgeht, oder die Sonne untergeht
vielleicht werden Vögel über uns fliegen
die Flügel aus deinen Händen bestehen 

15. Dezember 2011

Artık kendimizden bile korkar olduk

Her sabah oturduğum şehirden trene binip yarım saat yolculuk yaptıktan sonra Mainz şehrinde inip aktarma yapıyorum. Kimi zaman başka bir trene biniyorum, kimi zamanda istasyonun önünden otobüse binip 45 dakikalık yolculuktan sonra Wiesbaden şehrinde bulunan üniversiteme varmış oluyorum.
Dün sabah ikinci seçeneği seçtim. Nereden bilebilirdim ki normalinde 45 dakika süren yolculuğun bir buçuk saate çıkacağını?

Mainz ve Wiesbaden şehirlerini birleştiren köprü üzerinde bir devlet dairesi önünde günlerdir öylece duran bir araba dikkatleri çekmiş. Artık insanlar o kadar korkar oldu ki, bomba olduğuna inanmışlar.
Arabanın polislerde çalıntı olarak kayıtlı olması olayları daha da karıştırmış.
Köprüyü trafiğe kapatmışlar … Ve ben o köprünün üzerinde üniversiteden arkadaşlarımla birlikte bir saatten daha fazla bir süre mahsur kaldım. Trafik sıkıştı, aktarma yapılan yollar köprünün öbür tarafından gelen insanlarla doldu, anlıyacağınız tam bir olağan hal yaşandı.
Bir çok insan terörden korkmaya başladı Almanya'da. Olan olaylar, dini istismar edip Cihat için savaştığını ilan eden İslami Gruplar, Almanların gözünü korkutmuyor değil.
Ve ben tüm bu olayların ortasında bir müslüman olarak, dini kullanıp terör estiren insanların aslında dinimizi hiç anlamadığını anlatmaya çalışıyorum.
Kimi arkadaslarimda, tabiki bomba yok, kim bilir kaç gündür araba orada duruyor ve bize denk geldi. O kadar herşeyden korkar oldular ki, artık gidip bir yere boş bir çanta bıraksak ortalık böyle karışacak – dediler.

Sonradan gazetelerden ve internetten okuduğumuz üzere dediğim gibi çalıntı bir araba ve bir kaç gündür bu devlet dairesinin önünde bırakılmış bir vaziyette duruyormuş. Oraya bıraktığı düşünülen kadın polisler tarafından tanınan biriymiş. Arabada bomba var ihbarı üzerine hem köprüyü kapattıkları yetmedi, özel bomba ekipleri tarafından bir robot yardımı ile arabanın kapıları açıldı. Yani demem o ki arabada artık kullanılmayacak vaziyette. Çalıntı mal ortaya çıktı ama artık sahibi kullanamayacak. Sabah sabah bir curcuna yaşadım yani. Ama tıpkı bazı arkadaşlarım gibide sinirlenmedim değil. Yüzlerce işine yetişemeyen insanlar, saatlerce trafiğe kapalı bir köprü, binlerce ödediğimiz vergi …
Artık kendimizden bile korkar olduk ne yazıkki.

6. Dezember 2011

Nikolaus

Als kleines Kind habe ich es niemals verstanden, warum der Nikolaus aus der Türkei kommt aber wir kein Nikolaus feiern ?! Den Nikolaus gibt es nicht, er ist nur ein Mythos sagte man dann, warum ist aber sein Grab dann in der Türkei? Je länger man darüber nach denkt, umso mehr realisiert man, wie ähnlich sich die Weltreligionen sind, wie ähnlich wir Menschen uns sind und das wir uns selbst die Barrieren bauen.
Das es in unserer Hand liegt, friedlich mit einander zu leben, egal welcher Religion wir angehören oder welche Hautfarbe wir tragen.
Und mit all diesen kleinen Fragen, die sich die kommenden Generationen auch stellen werden, wünsche ich allen einen schönen Nikolaus...

- Es könnte so einfach sein, ...

Ein kleiner Junge kam zu seinem Vater und wollte mit ihm spielen.
Der aber, hatte keine Zeit für den Jungen und auch keine Lust zum Spiel. Also überlegte er, womit er den Knaben beschäftigen könnte. Er fand in einer Zeitschrift eine komplizierte und detailreiche Abbildung der Erde. Dieses Bild riss er aus und zerschnipselte es dann in viele kleine Teile. Das gab er dem Jungen und dachte, dass der nun mit diesem schwierigen Puzzle wohl eine ganze Zeit beschäftigt sei.
Der Junge zog sich in eine Ecke zurück und begann mit dem Puzzle.
Nach wenigen Minuten kam er zum Vater und zeigte ihm das fertig zusammengesetzte Bild.
Der Vater konnte es kaum glauben und fragte seinen Sohn, wie er das geschafft habe.

Das Kind sagte: "Ach, auf der Rückseite war ein Mensch abgebildet. Den habe ich richtig zusammengesetzt. Und als der Mensch in Ordnung war, da war es auch die Welt." -

işte böyle ufak şeyler...

işte böyle ufak şeyler mutlu ediyor insani... Sabah uyandığında telefonda bir mesaj. Halini hatırını soran bir arkadaş.
Bazen bir ses tonu, nasılsın Ahu diyen, bazende iki kelime dudaklardan çok zor olsada dökülen.
Hayat devam ediyor bir şekilde. inişli çıkışlı yollardan geçiyorsun. 30 yaşıma bir kaç ay kaldı diyorsun kendi kendine ve sorguluyorsun kendini, bir baltaya sap olabildim mi acaba diye ? Etrafındaki insanların hayatlarına bakıyorsun. Herkes herşeyi rayına oturtmuş - sen öylece yerinde sayiyorsun galiba diyorsun.
Sonra böylede mutlu olmayı beceriyorum ben diyorsun.
Ufak şeylerden mutlu olmayı öğrendin hayatta. Büyük değişiklikler beklemiyorsun. Bazen o kadar çok mutluluk sarıyor ki etrafını ondan bile korkuyorsun.
Ben böyle mutlu olmayı neden hak ettim diyorsun kendi kendine.
Kafanda binlerce sorular - hiç birine cevap bulamıyorsun. Hayatında her zaman nefret ettiğin soru işaretlerine bile alisiyorsun zamanla.
Bir şekilde yaşıyorsun işte - içinde sana garip gelen bir mutlulukla. Teşekkür ediyorsun aldığın her nefese, yaşadığın her yeniliğe...

30. November 2011

Für einen Bruchteil der Sekunde...

Da stehst du nun, wie ein kleines Kind vor einer riesen großen Mauer und weißt nicht, was sie denken und was sie fühlen.
Und für einen Bruchteil der Sekunde, wünschst du dir, dass die Sprache niemals erfunden wurde.
Die Sprache wurde erfunden, damit man seine Gedanken geheim halten kann, sagte einst mal dein Vater zu dir. Er hatte es auch irgendwo gelesen und du hattest diesen Satz verinnerlicht.
Je länger du darüber nachgedacht hast, desto mehr hast du verstanden, dass Menschen ihre Gedanken nicht aussprechen. Das sie dir etwas anderes erzählen, als das was sie eigentlich wollen und das sie nicht das zu sein scheinen, was sie eigentlich sind.
Dann wünschst du dir, dass du Gedanken lesen kannst, in deren Köpfe hinein schauen kannst um zu verstehen, warum du selbst eigentlich nur deine Gedanken aussprichst und ihre niemals zu hören bekommst.
Warum für dich Ehrlichkeit zählt und warum du genau aus diesem Grund so zebrechlich bist.
Und manchmal wünschst du dir, das du einfach mal die Klappe halten könntest. Nicht die Gedanken sondern die Sprache benutzt. Keinen an dich ran lässt und es nicht selbst verursachst, das man dich zerbrechen kann.
Dann auf ein mal, tritt ein Mensch in dein Leben hinein und noch nie vorher hast du dir so sehr gewünscht, Gedanken lesen zu können.
Merkst auf einmal, dass du selbst anfängst die Sprache zu benutzen... Gibst Ruhe, sagst nicht das, was du denkst... Behältst deine Gedanken bei... Behältst es für dich.
Du wartest darauf, dass sich seine Gedanken in Worte umwandeln... Auf dich eingehen und du sogar es hinnehmen würdest, nochmal zerbrechlich zu werden. Das die Mauer, die du um dich gebaut hast, von seinen Händen aus gebrochen wird.
Und dann setzen die Gedanken ein, verwandeln sich in Worte... Du kannst die Gedanken nicht nur lesen, sie nun auch hören. Er spricht mit dir, du weißt was er denkt, du weißt was er fühlt... Die Sekunden verwandeln sich in Minuten, die Minuten in Stunden und du stehst endlich auf der anderen Seite der Mauer und hast es geschafft, in seinen Kopf zu gucken... Danach ? Glückseligkeit

20. November 2011

Annemin Hürriyet Sevdası

Hürriyet Gazetesi Avrupa yayını, ramazanda başlattığı bir kampanya ile tüm okurlarına Kuran'i Kerim 
göndermeyi vaad etti. Bunun için 15 kupon, Gazetenin günlük maaliyeti 1Eurodan 15 Euro eder, ayriyetten de 16 tane 55 Centlik pul ile (8,80 Euro) birlikte gazetede verilen adrese gönderildiği taktirde, Kuranı Kerimin evimize geleceği söyleniyordu.

30 yıldır her gün Hürriyet okuyan anneciğim bu kampanyaya katılmak istedi. 15 gün boyunca gitti yine her zamanki gibi gazetesini aldı her sabah ve kuponlarını biriktirdi. Sonra gitti ve postaneden 16 tane pulu da aldı ve belirtilen adrese gönderdi bir zarfın içinde.

Aradan 3-4 hafta geçti ve Kuran'i Kerim gelmedi. Annem Ahucum bu gazeteyi bir ararmisin ne olur dedi. Gazeteyi aradım. Adını aklımda tutamadığım bir genç arkadaş bana kuponlariniz ve pullariniz elimize geçmedi hanım efendi dedi. Nasıl olabilir biz gönderdik dedim. Tamam hanımefendi ben yinede size göndereceğim Kuran'i Kerimi adresi alayım dedi. Adresi verdim ve yine beklemeye koyulduk.

Aradan 4 hafta geçti ve ortada halen Kuran'i Kerim yok. Ben yine gazeteyi aradım. Böyle böyle dedim, arkadaş adımızı adresimizi kayıt etmişti, halen elimize birşey geçmedi dedim.
Hanımefendi yoğun talep üzerine hesapladigimizdan çok Kuran dağıtacağız. Benim adım H.A. kayıt edin bir yere. 3 hafta daha bekleyin. Eğer 3 hafta sonra gelmezse , tekrar arayın ve benim adımı belirtin. 

Ne oldu dersiniz o 3 hafta yine geçti. Ve ortada halen bir Kuran yok. Dün tekrar gazeteyi aradım. Numara aynı ama telefona çıkan yok.

Yani demem o ki. Bu bence bir Deniz Feneri vakası daha. Siz siz olun katılmayın hiç bir kampanyaya. Kuran göndereceğiz diye, dini kullananlar, kardeslerinize yardım edin dedip insani suistimal eden sistem aynı benim için. Teşekkürler Hürriyet, annemin 30 yıllık Hürriyet sevdasını yiktigin için. 

19. November 2011

Papa und die drei Frauen

Als die Eltern heute morgen los gingen um ihren wöchentlichen Samstagseinkauf zu erledigen, kamen sie auf einmal nicht mehr zurück. Normalerweise dauert es ungefähr eine Stunde bis sie zurück kommen, aber diesmal hat es ein wenig länger gedauert. Sie waren verschollen. Ich wollte auch nicht auf dem Handy von meinem Vater anrufen, denn er hasst es, wenn man anruft, obwohl man weiß, wo sie sind. Und wenn es etwas sehr wichtiges geben würde, würde er sowieso anrufen.

Dann kamen sie , nach 1 1/2 Stunden wieder und der Papa hatte eine Platzwunde am Kopf. Nachdem er die Einkäufe im Gepäckraum verstaut hatte, hatte er sich mit seinem 1.86cm (ja, ich komme nicht nach ihm) an der Kante sehr stark angestoßen.
Meine Mutter war bleich im Gesicht und erzählte, dass es sehr viel geblutet hätte und dass er am Notarzt vorbei gefahren wäre und dass sie Angst gehabt hätte, dass er kurzzeitig umkippt..
Er wollte nicht zum Arzt und erst als ich ihm seine Platzwunde abfotografiert und es ihm gezeigt habe, wie es überhaupt aussieht, hat er sich umstimmen lassen.

Gut das unser Hausarzt auch Samstags Dienst leistet. Es musste noch nicht einmal genäht werden. Da gibt es doch diese Spezialkleber heut zu Tage :) Tabletten hat er auch verschrieben bekommen. Und jetzt sitzt er da , mit seinem etwas angeschwollenen Kopf und lässt sich von den drei Frauen im Haus bemuttern :)

16. November 2011

Merhumu nasıl bilirdiniz

Bazen sabahları üniversiteye giderken, yada akşamları eve dönerken su an ölsem ne olur acaba diye soruyorum kendime. Bir araba çarpsa mesela, korkup kaçsa. Sokaktan hiç kimse geçmese ve ben öylece yerde yatıp kalsam.
Ardımdan ne yapacaklar acaba ?

Aslan yürekli annem yıkacak ortalığı feryatlariyla.
Sakin sessiz babam oturacak bir köşede ağlayacak sessizce içine.

4 kadim kız dostum inanamayacaklar.
Mürüvvet kucağında Eymen bebeği ile elinde ıslak bir beyaz mendille o kara gözlerinden akan gözyaşlarını silecek.
Oya duracak yine o mağrur dik duruşu ile.
Esin'e haber verecekler telefonla İstanbula -inanamyacak, şaka yapıyorlar sanacak.
Arzu koşup gelecek uzaklardan

Cenazem kalkacak uçakla. Tıpkı babamın dediği gibi - "Biz ancak uçak altında döneriz memlekete" dediği olacak.
Tansel -kalk kız daha çok Sarı Lacivert maçlar seyredeceğiz seninle diye bağıracak.
Nilgün - Bacım benim bunuda yaptın ya sonunda diyecek.
Üniversiteden arkadaşlarım katılacak mevlüdüme. Sonra herşey sessizliğe bürünecek.
Erzincanda Oglaktepe köyünde yatan dedemin yanına gömsünler beni. Vasiyetim budur. Hoş sağında solunda yer kalmadı ya.
Ya kardeşim, o birbirimize kurduğumuz odada yapayalnız kalacak.
Ne diyecekler ardımdan. İyiydi hoştu. Deli doluydu birtek raporu eksikti .) diyecekler.

Tüm bunları hayal ettiğimde ağlayıp hayatın ne kadar değerli olduğunu anlıyorum.
Şükrediyorum Allahima aldığım her nefes için teşekkür ediyorum.
Diyorum ya hiç bir şey üzmüyor beni hayatta ölümler kadar.

Sahi çok merak ediyorum : Hakkınızı helal edip Ahuyu iyi bilirdik diyecekmisiniz lan .)

15. November 2011

Allahın emri Peygamberin kavli ile felanca sizi dürttü

Dün twitterde en çok konuşulanların arasına girmeyi başardı İslami Facebook.
İslamik Facebook açılıyormuş. Vallahi ben duyduklarımın yalancısıyım.
Yüzümü gülümsetti tüm okuduklarım. Aşağıda okuyacaklarınız twitterde bu konu hakkında paylasilanlardan sadece çok ufak bir bölüm.


İslami Facebook: "Ahmet size Selamün Aleyküm dedi" - Ve Aleyküm Selam De - Allah'a Havale Et - Şeytan Görsün Yüzünü olarak İşaretle

Büşra'nın şeytan taşlama oyunu için taşa ihtiyacı var. -İslami Facebook

Facebook: Ne düşünüyorsun? | Twitter: Ne yapıyorsun?|Foursquare: Neredesin? | İslami Facebook: Bugün Allah için Ne yaptın? hayırlısıı olsnn

"İslami Facebook çıkacakmış: "Haldun Allah'ın izniyle Rumeysa'yı dürttü" :)

"Yaptığınız paylaşım kimden rivayet olduğu belli olmayan hadise ters düştüğü için sayfa imamı tarafından engellendi." İslami Facebook

İslami facebook nedir aga? günde 5 vakit mi giricez?

'' Dürtmediği sürece şeytana uymam. '' 12 mümin bunu beğendi. - İslami Facebook.

İslami Facebook etkinlik butonu: "15 kişi: Geleceğim inşallah.. 24 kişi: Maşallah maşallah.. 43 kişi: Nasip kısmet.."

İslami Facebook uygulamaları: İsmailağa sevap poker, Camiville, Cemaat War

paragöz din simsarları iş başında >>> bkz; islami facebook

bismillahirrahmanirrahim ''İslami Facebook'' dalgamı geçiyorsunuz adammı seçiyorsunuz nası yani :/
Bende çok merak ettim acaba herkesin önünde imam nikâhı kıyılacak cemaat bunu begenecekmi diye ?
Allah aşkına gidin işinize kardeşim. Tüm üstteki okuduğunuz yazıları yazan arkadaşlarım ve ben düşüncelerimizi dile getirdigimizden dolayı dinsizlikle de suclanmadik değil hani.
Çünkü herşeyin mokunu çıkarmayı beceren bir milletiz. Bunu hep söylerim. Söylemekten vazgeçmeyeceğim.
Hangi siteye girdigimle ölcülmüyor benim kalbimin temizliği. Müslümanligim kimseyi ilgilendirmez.
Kimseyi ilgilendirmez günde 5 vakit namaz kılıp kilmadigim, kimseyi ilgilendirmez oruç tutup tutmadığım. Kimseyi ilgilendirmez neden başımı örtmedigim, ama oramı buramı açmadığım.
insanın temizliği imanı yüreğinde olmalı. Gösterişle değil.
Kuranı Kerimi bir Ansiklopedi gibi kullan demişti Müftü olan dayım.
Bende öyle yaptım. Neyi merak ediyorsan ac oku çocuğum, yüce kitabımız senin için en doğru yol , dinleme kimseyi , aldırma söylenenlere dedi.
Bende ona uydum öyle yaptım.
Yani demem o ki , kimse kimsenin hocalığını yapmaya kalkışmasın. Çekilin evinize , sessiz sakin düşünün Allahınızı. Ona dua edin, ona yakarın ama bir zahmet ay ben dün saatlerce Kuran okudum deyipte gösteriş yapmayın. Din Allahla senin arandadir çünkü kimseyi ilgilendirmez , gösteriş istemez. Kabul etmez.
Kul hakkı ile gelmeyin karşımıza dedi yüce yaradan. Ondan bahsedin asıl.



14. November 2011

Kendime Not

Ne geldiyse başıma , bu dilimden geldi benim.
Konuşma diyorum sana kaç kere. Anlatma içinden geçenleri. Dökme ortaya herşeyini.
Belirtme sevdiğini, anlamıyorlar çünkü.
Ne arkadasliklarin peşinde kosturdun ondan sonra köşeye sıkıştırdılar seni. Herşeyin sorumlusu sen oldun.
Herkesin derdini dinledin de, kendi derdini anlatamadin kimseye. işlerine geldiği gibi anladılar seni hep.
Şimdi bakıyorsun da hala anlam veremiyorsun tüm bu olanlara. Sus Ahu sus konuşma. Her zamanki gibi beyaz kağıt ve kalem en kadim dostun işte.
Kaç kere daha söyleyeceğim bunu sana.
Günü geldi cana yakın olduğun için kullanildin, günü geldi neşeli insan olduğun için en kafa ortamlarda aranır insan oldun. Ben sizin saklabaninizmiyim dediğin günleri ne çabuk unuttun.
Güvenme kimseye… kendine güven sadece.
Aynaya baktığında o parlayan gözlerinin ardındaki nemi görüyorsun degilmi. Hiç bir zaman hak ettiğin değeri görmedin sen. Onun için değer vermekten vazgeç. Tıklım tıklım yalnızım kelimesini okudun geçenlerde bir yerde. Bu senin için geçerli olan bir söz.
Bunca insanın arasında tıklım tıklım yalnızsın işte.
Neyin pesindesin ki anlamadım bende. Oturur böyle kendi kendinle konuşursun işte.
Tüm yaralarını sarmaya birisi gelecek mi bilmiyorum ama sen kendi yaranı kendin sarmayı öğren artık.
Susayım susayım diyorum ama susamiyorum. İki kişinin bildiği sır sır değildir. Açma kimseye sırrını.
Ne demişlerdi , söyleme dostuna dostunda gider söyler 

13. November 2011

Yaralarım O. dosttan armağan



Dün sevgili Cherry'nin sayfasında bu yazıyı okuduktan sonra ilham geldi diyebilirim.
Bu yazıyı okurken hemen yıllar önce hayatımda var olan bir arkadaşım geldi aklıma.
Ben hayatımda her zaman her olaya tek taraflı bakmamayi, her açıdan bakmayı öğrendim.
Kimseyi yargilamam. Kimseyi suçlamam. Dinlerim uzun uzun. Severim dinlemeyi. Anlatmayida severim, dinleyen olursa tabiki.
O.da anlatmayı seven bir insandı, bende onu dinlemeyi severdim. Eski dostlar sayesinde tanışmıştık. Bir arkadaş topluluğunda, bak bu senin hemşerin diye tanıştırmışlardı bana.
Bende hemşerim diye çok sevmiştim onu.
Bir erkekle kadının arkadaş olamayacağını söyleyenlere inat, harika bir arkadaşlık kurmuştuk.
Ailemde çok sevmişti. Evin hiç var olmayan oğlu gibi olmuştu.
Her zamanımızı birlikte geçiriyor, her şeyimizi paylasiyorduk. Daha doğrusu ben paylasiyordum.
Onun anlattıklarının ne kadar doğru ne kadarı yanlış olduğunu hiç bir zaman kestiremedim.
Bir gün bir yerde çalışıyordu, bir gün başka yerde.
Annesi Babası ayrıydı, babası ile yaşıyordu. Babası ilede pek gecinemiyordu. 15 yıldır annesini görmemişti, yani O öyle diyordu.
Annemde bunu bildiği için, acımıştı ona.
Her akşam yemeğe geliyordu, sabahları gelip araba ile beni derse götürüyordu. Senin işin gücün yokmu kardeşim diyincede karmakarışık hikayeler çıkıyordu ortaya.
Sözüne güvenmekten başka birşey gelmedi elimden.
Ama bir gün bana öyle bir oyun oynadiki. Ben o günden sonra bu güzel yüreğimi kaybettim. İnsanlara güvenmemeyi O.nun sayesinde öğrendim.
O.nu tanıştırdığım bir çok arkadaşımdan para almış. Benim haberim yoktu. Benden de istiyordu ara sıra ve bende veriyordum tabiki.
Fakat benden aldığı gibi üç beş kuruş değilmiş arkadaşlarımdan aldığı.
Baya büyük bir rakam almış ve o gün bugündür ortada yok kendisi. Sırra kadem bastı anlıyacağınız.
Ve ben aylarca arkadaşlarımın yüzüne bakamadım. Çünkü ben tanistirmistim O.nu herkese ve benim sayemde sevmiş güvenmislerdi.
Kendimi anlatana kadar canım çıktı.
Ben hayatımda ilk defa nefret duygusunu onda hissettim. Başka hiç kimse acitmadi benim canımı O.nun acıttığı kadar.
Şimdi tam 10 yıl sonra bu olay aklıma geldiğinde O.nunla karşılaşsam acaba ne yapardım ? diye sordum kendi kendime.
Nefretim dindi, ben kin tutamam. Ama yaralarım O. dosttan armağan. Olaylara şüpheci yaklasmam O.nun sayesinde.
Tüm bunları yasamayacaktim ben belkide. Bu kötü duyguları barindirmayacaktim kalbimde. Onun için ne yapardım acaba seninle karşılaşsam yeşil gözlü çıyan ?
Ne yapardım biliyormusun, geçip giderdim yanından. Hiç bir zaman hak etmedin çünkü , sana olan saf arkadaşlık sevgimi.
Bana kattığın değerler için yinede teşekkür ediyorum sana.

29. Oktober 2011

29.Ekim Cumhuriyet Bayrami -Vol2




23.Nisan, 19.Mayıs, 30.Ağustos, 29.Ekim, 10.Kasım
Bu tarihler biz yurtdışında doguyan büyüyen Türk Gençleri için önemli günler.
Çünkü biz bu günlerde , eğer haftasonuna denk geliyorsa erkenden kalkar, hafta içine geliyorsada erken kalkmışken okula veya ise gitmeden hemen TRT yi açardık.
Törenleri seyrederdik. Anne Babamizdan, - biz bu törenlere katıldık , şöyle geçerdi, böyle geçerdi - hikayelerini dinler, gözlerimiz dolar, birkez daha türklügümüzle gurur duyardık. Tarihimizi tanır, Atatürk aşkımızı yenilerdik.

Bu sabah tüm bu duygulardan yoksun kaldık.
Hazır 29.Ekim bir Cumartesi gününe denk gelmişken, hepimiz evdeyken hiç bir şeye yaramadı televizyonu açmamız. Bir kenarda sadece Türk Bayrağı , ki o zaten her zaman Al rengi ile bizim gönlümüzde.

Yarın öbür gün bizimde çocuklarımız burada doğar büyürse diyeceğiz ki - Biz bu törenlere hiç katılmadık, hep televizyondan seyrettik , ama seyredemedigimiz günlerde oldu bizim diyeceğiz...


‎1937 Atatürk çok hasta..Doktorlar 'Gitmeniz İntihar' diyor ama o 'Hayır' diyor. "Halkın Morali Bozulur, kutlamalar olacak ve ben gideceğim"

Herkesin Cumhuriyet Bayramini kutluyor NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE diyorum

28. Oktober 2011

29.Ekim 2011 Cumhuriyet Bayrami


29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Törenleri tüm Türkiye genelinde yapılmayacak.
Ölen Şehitler ve olan Depremden dolayı hükümet bu kararı aldı.

Onların derdi ne Şehitler nede Deprem.

Onların tek derdi Ulu Önder Atatürkün huzuruna çıkmamak.

Mustafa Kemal Atatürkün kurduğu Cumhuriyet sayesinde başa geçmeye hak kazanan bir Hükümetin Atatürkün yolundan gitmemesi ne kadar acı!

Türkiye Laiktir Laik kalacak ilkesine hiçte yarasmayan bir yönetimin yakında hangi törenlerimizi kaldıracağını çok merak ediyorum.

Kimse benim yarın Cumhuriyet Bayramını kutlamama engel olamaz!

Canım Ülkemin aydın gençleri... Alın Bayraklarinizi ellerinize ve dökülün meydanlara...

Bu konularda daha cok söyleyecek sözlerim var ama... Baska zaman insallah

17. Oktober 2011

Hayatımdaki Kuzey

Bir zamanlar orta okula giderken sinifimiza başka bir okuldan biri çıka geldi.
Pek sakin mülayim, kimsenin konuşmadığı, hep bir köşede duran biri.


Sonra sonra öğrendik ki, yakında zaten gideceğini bildiğinden dolayı kimseye bağlanmak istememiş, kimseyide bağlamak istememiş kendine.


Evet Kuzey-Güney dizisini seyrettikce O geliyor aklıma.
Oda benim hayatımdaki Kuzeydi.
Tam olarak nelerden dolayı suçlandığını bilmedik hiç bir zaman ama kötü arkadaşlar yüzünden yargılandığını da biliyorduk.


3 yıl sonra yeniden gün ışığına adım attığında ilk beni aramıştı.
Ben hiç bir zaman kötü niyet barindirmadim kalbimde. İnsani geçmişi ile yargilamadim.


Sistem onu kabul etmedi, ne iş bulabildi, nede kendine göre bir eş yada sevgili.
Hep geçmişinde olanlari sundular yeniden önüne.
Hep sorgulayıcı gözlerle baktılar gözlerine.
Kimse ona güvenmedi.. Ben dışında


Sonra tilkinin dönüp dolaşıp geri döneceği yer kürkçü dükkânı misali - yeniden buldu kendini içeride.
Geçenlerde bir gazetede adını kısaltılmış harflerle okuduğumda bile bildim bu Kuzeyin benim tanıdığım Kuzey olduğunu...


Demem o ki suçu ne olursa olsun hala kötü bakamıyorum bu arkadaşıma. Sistem bundan başka biri olmasına izin vermedi çünkü 

7. Oktober 2011

Dikişlerim alındı / Die Fäden sind weg




Evet sonunda bir hafta boyunca haşır neşir olduğum dikişlerimden bugün kurtuldum.
Açıkçası alışmıştım ama tabiki ömür boyu yanağımda o ufak iz ile gezmeyecektim. Eninde sonunda buda bana hayatımda bir hatıra ve ameliyatı ağrısız sızısız atlattığım için mutluyum.




Nachdem ich eine Woche mit meinen Fäden rumgelaufen bin, an die ich mich mittlerweile gewöhnt hatte, wurden sie heute endlich entnommen. Auch dies ist eine Erinnerung in meinem Leben.
Ich bin glücklich das ich diese kleine OP ohne Schmerzen hinter mich gebracht habe. 

29. September 2011

Ameliyat / Operation

Burası benim için bir nevi günlük olduğu için ve tüm başımdan geçen önemli olayları bir yerde biriktirmek istediğim için , bu günü de yazmazsam ayıp olur yani :)
Bugün ufak bir ameliyat geçirdim. Beni yakından tanıyanlar bilir. Şubat ayından beri yüzümde geçmek bilmeyen bir sivilce taşıyordum beraberimde..

Cilt doktorlarına mi gitmedim, haplarmi kullanmadım, merhemlermi sürmedim fakat hiç biri fayda etmedi.
En sonunda bende bunun kesinlikle bir ameliyat gerektirdiğini düşünürken, doktorum beni bir cerraha sevk etti.
Dün görüşme için gittiğim cerrahta bugün beş dk içinde ameliyat oldum.
Hiç bir acı çekmedim. Canım pektir benim zaten.
Narkoz iğnesini yerkende sesim çıkmadı, yüzümdeki parcagi kestiğinde duyduğum sestede.
Yanılmıyorsam kaç dikiş attığını bile saydım ama emin değilim ;)

Yüzümde bir santim bir dikiş izi kalacakmış. Dün saatlerce buna moralimi bozarken bugün artık o kadar da önemli olmadığını düşünüyorum.

Halaminda dediği gibi, önemli olan yüreğimizde yara izlerinin oluşmaması.
Korktuğum kadar değildi yani ama hastanelerden nefret ederim ben ve hep aglayasim gelir.. Bunun da sebebi  var tabiki ama oda başka bir yazımda inşallah.

Beni merak edip arayan arkadaşlarıma, Facebooktan, Twitterden msj atan arkadaşlarıma teşekkür ederim.

Übersetzung:
Da das hier für mich wie ein Tagebuch ist und ich wichtige Tage in meinem Leben aufbewahren will muss ich auch diesen Tag niederschreiben.
Ich habe heute eine kleine Operation gehabt. Wer mich kennt weiss, dass ich seit Februar ein Abzess auf meiner Wange hatte, das nicht verging.
Bei welchen Hautärzten ich war, welche Medikamente ich schon eingenommen habe und was für Salben ich verbraucht habe, nichts hat geholfen.

Als ich dann auch selbst letztendlich mir gedacht habe, dass das nur operativ entfernt werden kann, hat mich dann mein Arzt an einen Chirurgen überwiesen.
Bei dem Chirurgen , bei dem ich gestern bei einem Gespräch war, wurde ich dann heute innerhalb von 5 Minuten operiert.
Ich hatte gar keine Schmerzen.. Weder noch als ich die Spritze verpasst bekommen habe, noch bei den Geräuschen die ich mitbekommen habe.
Habe sogar mitgezählt wie viele Fäden er durchgezogen hat, aber ich bin mir nicht sicher :)

Es wird eine Narbe von 1cm in meinem Gesicht zurück bleiben. Während ich gestern darüber so sehr traurig war, mache ich mir heute nichts mehr daraus.
Wie schon auch meine Tante gesagt hat, das wichtigste im Leben ist, dass keine Narben im Herzen zurück bleiben.
Also war die ganze Angst umsonst... Aber ich habe Angst vor Krankenhäusern und muss immer losweinen. Das hat natürlich auch einen Grund, aber das dann irgend wann anders.

Auf diesem Wege noch mal Danke an alle Freunde die mich angerufen und auf Facebook und Twitter nach meinem Befinden gefragt haben.

21. September 2011

Sevgi neydi


Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür.
Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine katlanmaktir.
Bağımlılık sevgi değildir, gereksinimin karşılanmasıdır.
Sevgi yaşama hakkını kabul etmektir.
Sevgi varolmaktan kıvanç duymaktır.
[Alintidir]

15. September 2011

Neumünster Mutzen

Bugün kardeşimle Neumünster çarşısında gezerken gözümüz bir sokak üstü satış yapan tatliciya takıldı. Tanımadığımız için satan abiye sorunca, siz türkmüsünüz diye sordu.

Evet deyince buralı değilsiniz belli yoksa bunu tanirdiniz dedi.

Adı Mutzen olan bu tatlı tıpkı bizim tulumba hamuruna benziyor fakat birtek şerbeti eksik. Üzerine sıcak sıcak pudra şekeri ile tarçın dökülüyor.

Maraş Elbistanlı olan abi, bize en küçük boy istediğimiz halde en büyük boyunu verdi ve hakkını helal etti.

Böyle zamanlarda diyorum ya türkün türkten başka dostu yok diye.
Çok değişik bir tatlı çeşidi ama güzel birşeydi.



Übersetzung:

Als wir heute mit meiner Schwester durch Neumünster gelaufen sind , haben wir einen kleinen Imbiss aufgefunden der eine Spezialität Namens "Mutzen" den Neumünsteraner kennen, vorbereitet.

Als wir danach fragten, was es ist, wusste er sofort dass wir nicht aus Neumünster stammen.
Es ist ein Gebäck aus Teig , was mich an die türkische Spezialität erinnert hat, nur das es nicht mit Zuckerguss serviert wird sondern mit Puderzucker und Zimt.

Der Verkäufer war dann auch noch selbst ein Türke und schenkte uns eine grosse Portion, obwohl wir nur eine kleine haben wollten.
Wieder etwas längeres entdeckt.


11. September 2011

Kamerama Takilanlar / Eindrücke

Ülzen Istasyonu/ Ülzen Hundertwasser Bahnhof

Ülzen

Ülzen

Kuzenim ve Ben / Meine Cousine und ich

Hmm lecker :)

$arap $enligi

Kaldigimiz site / Hier sind wir untergebracht


Evin önündeki dere - Aksamlari harika oluyor

$irin bir ev / Fand das so süss das Haus

Neumünster Istasyon / Neumünster Bahnhof

Hamburg

Hamburg Istasyon / Hamburg Bahnhof

Hamburg Car$i / Hamburg Stadtmitte





Türk Sokagi

Sisha Bar / Meshur Kara Tren Nargileci

5. September 2011

Neden biz Almancilar ?

Sene 2002 ben 4 yıl aradan sonra İzmire tatile gittim. Kuzenimle bir akşam sahilde dolaşmaya çıktık. Arkadaşları da geldi. Elimizede bir bakkaldan içecek birşeyler ve dondurma aldık.

Kuzenim beni arkadaşlarına "Kuzenim Ahu" diye tanıştırdı. Almanyadan geldiğimi söylemedi. Zaten benim öyle başka almancı çocuklarından bildiğiniz gibi bir aksanim yoktur. Türkçeyi çok güzel konuşurum. Bir insan ana dilini konusamayacakda neyi konuşacak. Neyse.

Sahil kenarında dolandık, dondurmamızı yiye yiye. Ben elimdeki dondurma paketini bir sonraki çöp kutusuna atarken kuzenimin arkadaşlarından biri birden "Sen Almanyadanmi geldin ?" diye sordu.
"Evet nereden anladın" dedim
-Çünkü elindeki çöpü bizim gibi yere atmadan bir sonraki çöp kutusuna kadar elinde taşıdın dedi.

İyi güzel söylüyorsunda kardeşim, neden biz almancılar yapalimki sırf bunu. Neden sen yere atıyorsun çöpünü ve kirletiyorsun güzel memleketimizi.
Neden benim böyle bir ayrıcalığım olsun ki. Ve ben neden Alman arkadaşlarım Türkiyeye izine gidip döndükten sonra -memleketin çok güzel ama çok pis dediğinde eğeyim yere başımı ?

4. September 2011

Iyiki dogdun gudik / Wie schön dass du geboren bist

Küçük kardeşler büyüdüğü zaman insan anlıyor ne kadar yaşlandığını.
 Çünkü anne baba için çocuklar nasıl hep çocuk kalıyorsa büyükler içinde ufak kardeşler hep ufak kalıyor bunu anladım. 


Sene 1991 günlerden Çarşamba. Eylülün dördü. 
Kardeşim Hasret Eylül dünyaya gözlerini açıyor.
 Ben 9 yaşında abla olmanın verdiği gurur bir yana, neden bu kadar geç geldin sen bebek diye üzülüyorum. 


Ben büyüdüm , artık seninle oynayamayacağım. İstediğim zaman sokakta gezemeyeceğim. 
Çünkü aramızda 9 yaş var. Ama o günden beri ayrılmadık. Ayrı yatakta yatmadık. 


Geceleri uyandığımda seni uyurken izlemek dünyadaki en güzel şey. İyiki doğdun bebek ve iyiki benim kardeşimsin. Allahın bana verdiği en güzel hediyesin. Doğum günün kutlu olsun.




Übersetzung:


Wenn jüngere Geschwister älter werden, realisiert man erst wie alt man geworden ist. Denn genauso wie Kinder für Eltern immer Kinder bleiben, bleiben jüngere Geschwister immer klein.


Wir schreiben das Jahr 1991. Ein Mittwoch. Der 04 September. 
Meine Schwester Hasret Eylül öffnet für diese Welt ihre Augen.
Während ich stolz darauf bin, mit 9 die ältere Schwester zu sein, bin ich traurig warum dieses Baby so spät kommt.


Ich bin jetzt gross und kann garnicht mehr mit dir spielen. Kann nicht jederzeit wann ich Lust habe mit dir auf die Strasse. Denn wir liegen 9 Jahre auseinander. Aber seit diesem Tag haben wir uns nicht getrennt und seit diesem Tag haben wir nicht in getrennten Betten geschlafen.
Es ist das schönste auf dieser Welt nachts auf zu wachen und dir beim schlafen zu zu sehen. 
Du bist das schönste Geschenk das Gott mir auf dieser Welt gegeben hat.
Wie schön das du geboren bist.

1. September 2011

Severdim

Ben beni seven adamı bile bile kaybettim. Hadi çık git hayatımdan dedim. Şimdi yalnız yıllar sonra hala ona değer verirken anladimki ben ona dair yaşadığım acıyı cok sevdim.

Zaman neler getirdi ve götürdü benden. Bir tek sen bendesin hala ilk günkü gibi.
Şimdi pişmanlıklarım arasından özür diliyorum sevgili.

Ben böyle olsun istememiştim. Herşeyi basit gördüğüm bir yaşta çıkmasaydın keşke karşıma.
Şimdi ki aklımla nasılda ölümsüz bir biçimde nasıl severdim seni kim bilir

Bayramın 3. günü

Ramazan bayramının 3. günü yaşamaktayız.
Gerçi gurbet elde ne kadar çok bayram yasayabiliyorsak artık.
Buda tartışılır bir durum.

Fakat şunu söylemeliyim ki, bayramın ilk günü Türkiye'de bayramlarını kutlamak için aradığım tüm akrabalardan duyduklarıma göre, biz burada yine herkesten çok güzel bir bayram geçiriyoruz.

Herhalde gurbet elde yaşamanın getirdiği birşey olsa gerek. 
Biz hem burada Almanlara kendimizi kabullendirme savaşını yaşarken, biraz olsada örf ve adetlerimizi kaybetmemek üzere sımsıkı kenetlenmiş durumdayız birbirimize.

Dün evimiz misafirlerle doldu taştı, ondan önceki günde. Bugün biraz daha sakin geçeceğini sanıyorum yada akşam üstü, herkes işten çıktıktan sonra yine dolup taşacak. Ben buna çok seviniyorum.

Bizimkisi bir gurbet hikayesi... Siyah beyaz filim gibi biraz :) Hasretlik, Anlaşılmazlık ve bir yere ait olamamazlik...

Herkesin bayramı tekrar kutlu olsun.

31. August 2011

Arztbesuch

Ich war noch nie ein ängstliches Kind. Weder hatte ich vor Spritzen Angst, weder vor der Blutabnahme oder sonst noch was  und meine Mutter musste mich nicht auf dem Boden schleifend zum Arzt bringen. Ich bin sogar jede Woche freiwillig zum Zahnarzt , weil ich unbedingt eine Zahnspange haben wollte.
Meine Freundinnen hatten eine und ich wollte auch unbedingt eine.

Jedoch ist die Blutabnahme immer so ein Problem bei mir.
Als ich heute Morgen wegen meiner Schilddrüsenkontrolle beim Radiologen war, durfte ich mich wieder dem gleichen Szenario unterziehen lassen.
Man findet keine passende Stelle um Blut zu entnehmen.

Etwas was ich direkt sage: „Den linken Arm können sie vergessen. Da geht mal garnicht’s. Vielleicht haben sie ja Glück mit dem rechten.“
Aber nein auch mit dem Rechten ging es nicht , der linke wurde auch ausprobiert und letztendlich musste der Handrücken hinhalten.

Vor drei Jahren bei einem Krankenhausbesuch in der Türkei wurde mir sogar gesagt, ich solle doch nicht so geizig mit meinem Blut sein :)

Jetzt sitze ich hier mit blauen Armen und einem leicht schmerzenden Handrücken und möchte nur sagen: „Liebe Adern, mach es mir doch beim nächsten mal leichter.“